5520 SAYILI KURUMLAR VERGİSİ KANUNUNDA
ÖRTÜLÜ SERMAYE VE HESAPLANMASI
MEHMET AKİF ÖZMEN
VERGİ DENETMENİ
Giriş
Kurumların faaliyetini sürdürebilmesi ve kazanç sağlayabilmesi için, belli bir sermaye gerektiği, bilinen bir gerçektir. Kurumun, kazancın elde edilmesi veya faaliyetlerin devam ettirilmesi için gereksinim duyduğu sermayenin tamamını öz kaynaklarından temin etme zorunluluğu yoktur. Kurumlar gereksinim duydukları sermayeyi öz kaynaklarının yanında borçlanma yoluyla yabancı kaynaklardan da sağlayabilirler. Kurumlar, borç verenlere ödedikleri faizleri, bir çeşit faiz olan vade farklarını ve kur farklarını, borçlanmaya ilişkin diğer masraflarını gider kaydedebilirler. Bununla birlikte, öz kaynakların getirisi sadece kardır ve bu karlar ancak vergi kanunları ile getirilen yükümlülükler yerine getirildikten, yani vergilendirildikten, sonra ortaklara dağıtılabilmektedir. Dağıtılabilir durumdaki bu vergilendirilmiş karlar bir gider ve maliyet unsuru değildir. Oysa yabancı kaynakların, yani borçların getirisi borç verenler için faiz olup, bu kaynakları kullanan işletmeler ödedikleri veya hesapladıkları faizleri bir gider ve maliyet unsuru olarak dikkate alabilmektedirler.
Şirket yabancı kaynaklı borçlanmayı, üçüncü kişilerden olduğu gibi kendi ortaklarından da kredi alabilir. Ancak, bu yolun kötüye kullanılması olanağı bulunmaktadır. Çünkü, şirket özsermayeye dahil olması gereken fonları ortaklarından alınmış kredi gibi göstererek, bu kredilere tahakkuk ettirilen ya da ödenen faizleri gider olarak kaydedebilir. Böylelikle, şirketin kurumlar vergisi matrahı küçülmüş, aşındırılması sözkonusu olacaktır.
Bu gibi peçeleme işlemlerini önlemek amacıyla, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11 / b bendinde, örtülü sermaye üzerinden faizlerin gider olarak indirilemeyeceği, yönünde düzenleme yapılmıştır .
Kurumun kendi ortak veya ilişkisi olduğu diğer gerçek ve tüzel kişilerden sağladığı borç, örtülü yoldan konmuş bir sermaye niteliği kazandığı zaman, bu borçlanma karşılığında ödenen faizler kâr dağıtımı hükmünde sayılarak bu faizlerin gider olarak kazançtan indirilmesi sözkonusu olamaz. Kredi sözleşmesi de tümüyle geçersiz sayılır. Burada kanun koyucunun amacı, aslında sermaye niteliğinde olan paraların, kurumun borcu imiş gibi gösterilmesi suretiyle, sermaye üzerinden faiz yürütülmesi yasağının bertaraf edilmesini önlemektir.
Kurumun ortak veya sahiplerinden ya da belli ilişki içinde bulunduğu gerçek ve tüzel kişilerden aldığı borçların, kuruma, örtülü yoldan konulmuş sermaye niteliğini almamış olması gerekir. Yapılan borçlanma kuruma örtülü yoldan konulmuş “örtülü sermaye” niteliğini aldığı anda, kurumca bu sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler gider kaydedilemez, dolayısıyla kurum matrahından indirilemez. Çünkü yapılan bu borçlanma örtülü sermaye niteliğini kazanmıştır. Bu durum ise özsermaye üzerinden faiz ödemesi yapılamayacağı esasının bir tamamlayıcısıdır. Yani özsermaye üzerinden faiz ödenemeyeceği esası, kuruma borçlanma yolu i1e konulmuş “örtülü sermaye” üzerinden de faiz ödenemeyeceği esası ile tamamlanmadıkça geçerliliğini büyük ölçüde kaybeder. Çünkü kurumun ortak veya sahipleri, kuruma sermaye olarak koymaları gereken miktarı koymayarak, bu miktarları kuruma borç olarak verip, karşılığında faiz alırlar ise, kurum bünyesinde oluşan kurum kazancı vergilendirilmeden ortaklara aktarılmış (dağıtılmış) olur .
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/b maddesine göre “özsermaye üzerinden ödenen ve hesaplanan faizler, ” kabul edilmeyen giderlerdir. Esas itibariyle örtülü sermaye kurumun özsermayesine dahil olması gerekirken, yabancı sermaye şeklinde işletmeye verilen kıymetler tutarıdır.
Bu durumu düşünen kanun koyucu “Özsermaye” yanında birde, “Örtülü Gizli Sermaye” kavramını koymuştur. Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizlerin, kur farkı ve benzeri giderlerin de kurum matrahın¬dan indirilemeyeceği esasını getirmiştir.
İşletmeler , iş ve faaliyet hacminin gerektirdiği sermayeyi tam olarak koymayıp, maksatlı bir davranışla, yabancı kaynak ve fon temin ederek finansman yolunu tutarlar. Bu amaçla özsermayenin bir kısmı yabancı sermaye şeklinde oluşturulacak, bu sermayeye faiz ödemek veya tahakkuk ettirmekle, dolaylı olarak özsermayeye faiz ödemiş olacaktır.
Şirkete sermaye olarak konulabilecek bir tutarın borç olarak verilmesinin de çeşitli nedenleri olabilmektedir. Herşeyden önce konan sermayenin düzenli bir gelir getirme garantisi yok iken, verilen borç dolayısıyla düzenli olarak faiz alınarak bu rizikodan kaçınılmış olacaktır. Bunun yanında bu yol ile sadece bazı ortaklara özel avantajlar sağlama olanağı da yaratılacaktır. Ayrıca iflas durumunda, sermayenin hiç geri alınamaması veya azalarak geri alınması olanaklar dahilinde iken, borç verme yolu ile bu riskten de kaçınılmış olunmaktadır. Son olarak, uygulamada, sermayenin düşük gösterilmesiyle, bu düşük sermaye ile ancak belirli miktarda kâr elde edilebileceği izlenimi de yaratılmak istenmekte, diğer tutar ise, borç olarak firmaya konulabilmektedir.
İncelenmesinden de fark edileceği üzere, Türk Ticaret Kanunu’nun 470. maddesinde de, özsermaye için faiz ödenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, kâr payı ancak safi kârdan ve bu amaçla ayrılan yedek akçeden dağıtılabilmektedir. Kârın hem kurum bünyesinde hem de dağıtıldığında pay sahipleri bünyesinde vergilendirilmesi, çifte vergileme olarak nitelendirilmektedir. Ancak, bundan kaçmak amacıyla açık kazanç dağıtımı dışında başka yollardan kâr payı dağıtmak mümkün değildir. Çünkü, kâr payı ancak safi kârdan ve bu amaç için ayrılan yedek akçeden dağıtılabilmektedir.
Yazının tamamı için lütfen ekteki dosyaya bakınız...