RE: ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRMA ŞARTLARI
ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI
Yazar:ErsinNAZALI*
Yaklaşım / Aralık 2008 / Sayı: 192
I- GİRİŞ
Ticari ve zirai kazançta elde etme tahakkuk esasına bağlanmış olup gelirin elde edilmiş sayılması için tahsil şartı aranmaz. Miktar ve tutar itibariyle kesinleşen gelir tahakkuk etmiş olur ve elde edilmiş sayılarak vergiye tabi tutulur. Vergi sisteminde şüpheli alacak karşılığı müessesesinin varlığı, söz konusu kazançlarda tahakkuk esasının geçerli olmasının bir sonucudur.
Zira tahakkuk ettiği için gelir yazılan sözgelimi bir satışa ilişkin alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmesi durumunda karşılık ayrılamaması mükellefler için ciddi külfetler doğuracaktır. Alacağını tahsil edemeyen mükellef bir de bunun vergisini ödemek zorunda kalacaktır ki bu durum gerçek kazancın vergilendirilmesi ilkesine ters düşer. Bu durum ekonomik hayatın işleyişini de etkileyip bir takım sakıncaları beraberinde getirecektir. Örneğin satıcı alacağını garanti altına almak için daha güvenli yollara başvuracak bu da işlem maliyetini artıracak ve mal ve hizmetin dolaşım hızı azalacaktır.
Vergi Usul Kanunu’nda tahsili şüpheli hale gelen alacaklar için, alacak amortismanı adı altında karşılık ayrılması esası kabul edilmiştir.
A- YASAL DÜZENLEME
Şüpheli alacak karşılığı uygulaması Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde düzenlenmiş olup söz konusu madde aynen aşağıdaki gibidir.
“Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar
şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr zarar hesabına intikal ettirilir.”
Alacakların ne zaman şüpheli hale geleceği ve şüpheli alacaklar için nasıl karşılık ayrılacağı söz konusu maddede ayrıntılı bir şeklide düzenlenmiş bulunmaktadır.
B- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRABİLECEK OLANLAR
Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla şüpheli hale gelen alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla;
- Sadece ticari ve zirai faaliyetle iştigal eden mükelleflerden,
- Bilanço esasına göre defter tutanlar
şüpheli hale gelen alacakları için karşılık ayırabileceklerdir.
İşletme hesabı esasına göre defter tutabileceği halde, kendi isteği ile bilanço usulüne geçenler de şüpheli alacak karşılığı ayırabilirler.
Şüpheli alacak karşılığı ayrılması pasifte karşılık ayrılması koşuluna bağlı olup şüpheli alacak karşılığı, tuttukları defterleri bu surette kayıt tesisine elverişli bulunan birinci sınıf yükümlüler için söz konusu olduğundan işletme hesabına göre kayıt tutan mükellefler bu haktan yararlanmayacaklardır(1).
Söz konusu maddede borçlunun kimliğine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Alacağın ortaktan, iştirakten, gerçek kişiden, tüzel kişiden, yurt içinden veya yurt dışından olması karşılık ayırmaya engel değildir.
C- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASININ ŞARTLARI
1- Alacağın Ticari ve Zirai Kazancın Elde Edilmesi ve İdame Ettirilmesi İle İlgili Olması
Ticari ve zirai kazanç sahipleri de söz konusu kazançları elde edilmesi ve idame ettirilmesi ilgili alacakları için karşılık ayırabileceklerdir. Bunun anlamı alacak işletme faaliyetleri neticesinde doğmuş olmalıdır. İşletme faaliyetleri dışında doğmuş bir alacağın tahsili şüpheli hale gelmiş olsa bile karşılık ayrılamaz.
Bunun nedeni, daha önce de ifade edildiği üzere, sadece bu iki kazancın tespitinde tahakkuk esasının geçerli olmasıdır. Gelirin elde edilmesinde tahsil esası cari olan kazanç ve iratlar için şüpheli alacak karşılığı kavramının ortaya çıkmayacağı açıktır(2).
Alacak ile ticari veya zirai kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması gerekir. Şüpheli alacak karşılığı ayırmak için, alacağın mal ve hizmet satışından kaynaklanması şartının aranıp aranmayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Hangi tür alacakların ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olduğu hususu uygulamada tartışmalara konu olmuştur. VUK’un 323. maddesinin 2365 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin gerekçesinde daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunan alacakların ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olduğu belirtilmiştir. Ancak madde gerekçesi de bu konudaki ihtilafları önleyememiştir(3).
Nitekim bazı yargı kararlarında alacağın mal veya hizmet satışından kaynaklanmasının ve daha önce hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmiş olmasının zorunlu olmadığı kabul edilmiştir(4).
Gerçek bir alış verişe dayanmayan ve finansman amacıyla alınan hatır senedi niteliğindeki bonolardan kaynaklanan alacaklar(5), karşılığında bir gelir ve menfaat sağlanmayan şahsi kefalet nedeniyle ödenen ve asıl borçlusundan tahsil edilemeyen alacakların(6) tahsili şüpheli hale gelmesi durumunda bile karşılık ayrılması mümkün değildir.
2- Alacağın Tahsilinin Şüpheli Hale Gelmesi
VUK’un 323. maddesinde aşağıdaki şartlardan; birinin varlığı halinde alacağın tahsilinin şüpheli hale geldiği hükme bağlanmıştır.
- Alacağın dava veya icra safhasında bulunması,
- Alacağın yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olması ve dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük olması.
a- Alacağın Dava veya İcra Safhasında Bulunması
VUK’un 323. maddesinde, dava veya icra safhasında bulunan alacaklar şüpheli alacak olarak sayılmıştır. Şüpheli alacak karşılığı ayırmak bakımından, alacağın hangi nedenle dava veya icra konusu yapıldığının bir önemi yoktur. Alacağın varlığı, vadesi veya miktarı ihtilaf konusu olabileceği gibi, borçlunun ödeme kabiliyetini yitirmiş olması da ihtilaf nedeni olabilir(7).
Bir alacağın dava veya icra safhasında olması o alacağın şüpheli alacak niteliğine sahip olması için yeterli olup söz konusu alacağa ilişkin davanın borçlu tarafından açılmış olması durumu değiştirmeyecektir(8).
Mahkemeye dava, icraya takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini gösterir. Ancak, dava ve icra safhasının ciddi şekilde takip edilmesi gerekir. Dava veya icra takip dilekçesinin verilmesinden sonra dava ve icra takibinin ciddi bir şekilde yapılmaması halinde alacak şüpheli alacak niteliğini kaybeder.
Dava ve icra takibindeki bir alacağın tarafları (alacaklı ve borçlu) aralarında anlaşıp alacağı yeni bir senede bağlamaları halinde de alacak şüpheli alacak niteliğini kaybeder(9).
Alacağın ileri bir tarihte tahsil edilecek olması, karşılık ayırma nedeni olarak düşünülemez. Zira karşılık ayırma, bir vergi erteleme aracı değildir(10).
b- Alacağın; Yapılan Protestoya veya Yazı ile Bir Defadan Fazla İstenilmesine Rağmen Borçlu Tarafından Ödenmemiş Bulunması ve Dava ve İcra Takibine Değmeyecek Derecede Küçük Olması
VUK’un 323. maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde;
- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlusu tarafından ödenmeyen,
- Dava veya icra takibine değmeyecek derecede küçük olan
alacakların şüpheli alacak olduğu hükme bağlanmıştır.
Söz konusu maddede dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklara ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Uygulamada alacağın takibi için yapılacak harcamalarla alacağın mukayese edilmesi gerektiğine ilişkin görüşler mevcuttur(11).
Senetli alacakların vadesinde ödenmemesi halinde, borçlu noter aracılığıyla ödemeye çağrılmalıdır. Senetsiz alacaklarda da alacaklının alacağını bir defadan fazla yazıyla istendiğini tevsik edebilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan yapılan protestonun veya yazılı istemin borçluya ulaşmış olması şarttır. Bu nedenle de protestonun noter aracılığı ile yazılı istemin de taahhütlü mektupla yapılması gerekmektedir. Danıştay’ın konuyla ilgili kararları da bu doğrultudadır(12).
3- Alacağın Teminatsız Olması veya Teminatın Yetersiz Olması
VUK’un 323. maddesinde; şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği, teminatlı alacaklarda bu karşılığın teminattan geri kalan miktara inhisar edeceği hükme bağlanmıştır.
Alacağın tamamı teminatlı ise söz konusu alacağa karşılık ayrılamaz. Teminat alacağın tamamını karşılamıyorsa alacağın teminatsız kısmı için karşılık ayrılabilir.
Alacağın ne kadarlık kısmının teminatsız kaldığı belli olmadıkça karşılık ayrılamaz. Bu nedenle eğer teminat alacağın tamamını kapsamıyorsa bu takdirde alacağın teminatsız kalan kısmının kesin olarak belirlenmesi zorunludur. Aksi takdirde mevcut teminatın alacağın tümünü kapsadığı kabul edilir(13).
Alacağın teminatlı sayılması için teminatın paraya çevrilmiş olması gerekmemekte, alacağın teminata bağlanmış olması yeterli olmaktadır.
4- Karşılığın Hangi Alacağa Ait Olduğu Belirtilmelidir
VUK’un 323. maddesinde şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği ve bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğunun karşılık hesabında gösterileceği hükme bağlanmıştır.
Dolayısıyla alacak, şüpheli hale geldiği tarihte diğer alacaklardan ayrılmalıdır. Şirket yasal defterleri şüpheli alacakların borçlusunu ve borcun tutarını, varsa yapılan tahsilatları ayrıntılı bir şekilde göstermelidir.
5- Karşılık Alacağın Şüpheli Hale Geldiği Dönemde Ayrılmalıdır
Karşılığın alacağın şüpheli hale geldiği dönemden sonraki dönemlerde ayrılıp ayrılamayacağı hususunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Bir görüşe göre karşılık sadece alacağı şüpheli hale geldiği dönemde ayrılabilecektir. Bu görüşe göre; “Karşılık ayrılması konusunda mükelleflere seçimlik hak verilmesi seçimlik hakkın istenildiği dönemde kullanılması olanağı tanımamaktadır. Zira vergi uygulamalarında yer alan seçimlik haklar vergilendirme dönemleri itibariyle kullanılabilmektedir. Vergi kanunlarında ilgili oldukları dönemlerde kullanılmayan hakların sonraki dönemlerde kullanılması şeklinde uygulanan bir seçimlik hak bulunmamaktadır”(14).
Şüpheli alacak karşılığının istenildiği dönemde ayrılamayacağı yönünde olan bir başka görüşe göre; “şüpheli alacaklar Vergi Usul Kanunu’nda “Alacaklarda ve Sermayede Amortisman” bölümünde düzenlenmiştir. Bu nedenle şüpheli alacak karşılıklarının bir tür amortisman özelliği gösterdiğini söylemek mümkündür. İlgili olduğu dönemde ayrılmayan şüpheli alacak karşılıklarının daha sonra ayrılamaması, mevcutlardaki amortismana benzemektedir. Bilindiği üzere amortisman ayırmak da ihtiyaridir ve her yılın amortismanı ancak o yıla ait değerlemede nazara alınabilir”(15).
Danıştay’ın görüşü de esas itibariyle bu yönde olmasına rağmen farklı kararları da bulunmaktadır. Şöyle ki;
“VUK’un 323. maddesinde şüpheli hale gelen alacaklarla ilgili olarak, alacağın şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılmasını zorunlu kılan bir ifadenin yer almadığı, önemli olanın maddede öngörülen koşulları taşıyıp taşımadığı hususu olduğu, dönemin değişmesiyle alacağın şüpheli olma niteliğini kaybettiğinin kabul edilemeyeceği dolayısıyla 1983 yılında şüpheli hale geldiği ihtilafsız olan alacaklar için, 1985 yılında değerleme günü değeri üzerinden karşılık ayrılmasında yasaya aykırılık bulunmadığı...”(16)
“Alacağın şüpheli hale geldiği dönemin geçirilmesi halinde, yeni değerleme günlerinde de tasarruf değerini muhafaza edecek olan alacak için karşılık ayırma imkanının ortadan kalkacağının kabul edilmesinin, kanunda öngörülmeyen bir nedenle kanunla tanınan bir hakkın bertaraf edilmesi anlamına geleceği...”(17)
D- KARŞILIK AYRILAN ALACAĞIN TAHSİL EDİLMESİ VEYA TAHSİLİNİN İMKANSIZ HALE GELMESİ
VUK’un 323. maddesinde, şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının, tahsil edildikleri dönemde kâr zarar hesabına intikal ettirilecekleri hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla karşılık ayrılmış şüpheli alacakların daha sonra tahsil edilmesi halinde tahsil edilen bu tutarlar gelir yazılacak ve karşılık hesapları kapatılacaktır.
Tahsili şüpheli alacağın bir süre sonra tahsil imkanı tamamen ortadan kalkarsa yani değersiz alacak haline gelirse, şüpheli alacaklar ve şüpheli alacaklar karşılığı hesapları kapatılır. Diğer taraftan, alacak şüpheli hale geldiğinde zarar kaydı yapıldığı için, değersiz hale gelen şüpheli alacak için yeniden zarar kaydı yapılamayacaktır.
* Hesap Uzmanı
(1) Dn. 4. D.’nin, 11.04.1974 tarih ve E.1973/4688, K.1974/1473 sayılı Kararı.
(2) Mahmut VURAL, “Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması”, Vergi Dünyası, Aralık 2000, Sayı: 232
(3) Ercan DURGUN, “Şüpheli Alacak Karşılığı ve Muhasebeleştirilmesi”, Vergi Dünyası, Aralık 2002, Sayı: 256
(4) Dn. 4. D.’nin, 25.01.1984 tarih ve E.1983/98, K.1984/326 sayılı Kararı.
(5) Dn. 4. D.’nin, 09.03.1976 tarih ve E.1974/2661, K.1976/582 sayılı Kararı.
(6) Dn. 4. D.’nin, 04.04.1974 tarih ve E.1973/3376, K.1974/1387 sayılı ve Dn. 3. D.’nin, 04.11.1991 tarih ve E.1991/762, K.1991/2744 sayılı Kararları.
(7) DURGUN, agm.
(8) VURAL, agm.
(9) Dn. 4. D.’nin, 28.02.1973 tarih ve E.1970/9190, K.1973/927 sayılı Kararı.
(10) VURAL, agm.
(11) DURGUN, agm.
(12) Dn. 4. D.’nin, 25.12.1984 tarih ve E.1982/4982, K.1984/4669 sayılı ve Dn. 13. D.’nin, 24.01.1978 tarih ve E.1976/3483, K.1978/139 sayılı Kararları.
(13) VURAL, agm.
(14) Recep BIYIK - Aydın KIRATLI, Vergi Teşvikleri ve Korumaları, Maliye Hesap Uzmanları Derneği Yayını, s.606
(15) VURAL, agm.
(16) Dn. 4. D.’nin, 10.11.1992 tarih ve E.1992/719, K.1992/4809 sayılı Kararı.
(17) Dn. 4. D.’nin, 02.05.1991 tarih ve E.1988/4658, K.1991/1627 sayılı Kararı.
[FONT=Palatino Linotype][/FONT][COLOR=#f79646]Hüseyin ÜST
S.M.M.M. İSTANBUL
[/COLOR]
|