<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Muhasebe - SMMM - Vergi - YMM - SMMM Staj Rehberi - Maliye - SGK - İthalat - İhracat - Kambiyo - Emekli - Ekonomi - Finans - UFRS - TFRS - Güncel Bilgi Kaynağı - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.huseyinust.com/</link>
		<description><![CDATA[Muhasebe - SMMM - Vergi - YMM - SMMM Staj Rehberi - Maliye - SGK - İthalat - İhracat - Kambiyo - Emekli - Ekonomi - Finans - UFRS - TFRS - Güncel Bilgi Kaynağı - http://www.huseyinust.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 20:09:33 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Gecikme zammı nedir]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Gecikme-zammi-nedir</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 19:36:02 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Gecikme-zammi-nedir</guid>
			<description><![CDATA[Mükellefe gecikme zammı adı altında bir ödeme emri gelmiş..yalnız bu mükellefin vergi dairesine borcu yok ama tahakkuk eden vergi borçlarını 1.2 ay gecikmelide olsa faiziyle birlikte ödemiş..gecikmeli olarak ödediği borçlarına daha sonradan gecikme zammı hesaplanıp ödeme emri gönderilmesinin yasal dayanağı nedir..<br />
herkese iyi çalışmalar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mükellefe gecikme zammı adı altında bir ödeme emri gelmiş..yalnız bu mükellefin vergi dairesine borcu yok ama tahakkuk eden vergi borçlarını 1.2 ay gecikmelide olsa faiziyle birlikte ödemiş..gecikmeli olarak ödediği borçlarına daha sonradan gecikme zammı hesaplanıp ödeme emri gönderilmesinin yasal dayanağı nedir..<br />
herkese iyi çalışmalar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[emekli sandığına ait ödemeler sigortaya saydırılır mı?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-emekli-sandigina-ait-odemeler-sigortaya-saydirilir-mi</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 13:53:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-emekli-sandigina-ait-odemeler-sigortaya-saydirilir-mi</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar,<br />
<br />
(bankacı)emekli sandığına ödenen pirimler emeklilikte ssk ya saydırılır mı? ne yapmak gerekiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar,<br />
<br />
(bankacı)emekli sandığına ödenen pirimler emeklilikte ssk ya saydırılır mı? ne yapmak gerekiyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[izmir içi muhasebe staj yeri arıyorum]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-izmir-ici-muhasebe-staj-yeri-ariyorum</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 13:52:08 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-izmir-ici-muhasebe-staj-yeri-ariyorum</guid>
			<description><![CDATA[smmm staja başlama sınavında başarılı oldum  staj sürem 3 yıl<br />
eta sql v8 iyi derece olmak üzere netsis logo lks bilmekteyim<br />
muhasebe bürolarında  staj artı 2 yıl gibi tecrübem var<br />
bucada oturuyorum  stajımı 2010 a kadar başlatmam lazım lütfen  yardımcı olun bana <span style="text-decoration: underline;">[u]erhans1426@hotmail</span>[/u] adresinden ulaşabilirsiniz iyi günler.askerliğimi yaptım  ilgili bölümlerden mezunum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[smmm staja başlama sınavında başarılı oldum  staj sürem 3 yıl<br />
eta sql v8 iyi derece olmak üzere netsis logo lks bilmekteyim<br />
muhasebe bürolarında  staj artı 2 yıl gibi tecrübem var<br />
bucada oturuyorum  stajımı 2010 a kadar başlatmam lazım lütfen  yardımcı olun bana <span style="text-decoration: underline;">[u]erhans1426@hotmail</span>[/u] adresinden ulaşabilirsiniz iyi günler.askerliğimi yaptım  ilgili bölümlerden mezunum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bağ-Kurlu bir kişinin başka bir şirketde çalışması ]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Bag-Kurlu-bir-kisinin-baska-bir-sirketde-calismasi</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 12:19:01 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Bag-Kurlu-bir-kisinin-baska-bir-sirketde-calismasi</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar,<br />
<br />
limited şirketi olan bir kişi ile bir projede çalışacağız ve bu kişinin kendi şirketinde bağkur lu olduğu için nasıl devam edeceğiz. bu kişiyi biz sigortalı yapmayıp,sadece bordromuzda mı göstereceğiz? bu kişinin bağkurunu bu durumda biz mi ödeyeceğiz. bordrolu olursa sadece gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi mi olacak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar,<br />
<br />
limited şirketi olan bir kişi ile bir projede çalışacağız ve bu kişinin kendi şirketinde bağkur lu olduğu için nasıl devam edeceğiz. bu kişiyi biz sigortalı yapmayıp,sadece bordromuzda mı göstereceğiz? bu kişinin bağkurunu bu durumda biz mi ödeyeceğiz. bordrolu olursa sadece gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi mi olacak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YABANCI SERMAYELİ ŞİRKET ?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-YABANCI-SERMAYELI-SIRKET</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 12:13:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-YABANCI-SERMAYELI-SIRKET</guid>
			<description><![CDATA[Merhabalar,<br />
yabancı sermayeli bir şirket kuruluşu yapmak isteniyor,fakat ben bu işle ilgili hiç bir şey bilmiyorum.nereden başlamalıyım,nasıl bir süreç izlenir,nasıl sonuçlanır.ne gereklidir ne diildir.<br />
<br />
yardımcı olursanız çok sevirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhabalar,<br />
yabancı sermayeli bir şirket kuruluşu yapmak isteniyor,fakat ben bu işle ilgili hiç bir şey bilmiyorum.nereden başlamalıyım,nasıl bir süreç izlenir,nasıl sonuçlanır.ne gereklidir ne diildir.<br />
<br />
yardımcı olursanız çok sevirim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[özel usulsüz cezasında baz alınan tarih ]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-ozel-usulsuz-cezasinda-baz-alinan-tarih</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 11:58:57 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-ozel-usulsuz-cezasinda-baz-alinan-tarih</guid>
			<description><![CDATA[merhaba arkadaşlar,<br />
<br />
sizlerinde bildiği gibi ağustos ayından itibaren özel usulsüzlük cezalarını beyan vermediğimizde kesilen ceza rakamları değişti. benim mart ayında vermeyi unuttuğum ba-bs formum vardı ve bunu haziran ayında verdim. ancak cezası henüz kesilmedi. bu cezayı keserken henüz kesmedikleri için ağustos ayında ki rakamları mı baz alırlar. yoksa eskisi mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[merhaba arkadaşlar,<br />
<br />
sizlerinde bildiği gibi ağustos ayından itibaren özel usulsüzlük cezalarını beyan vermediğimizde kesilen ceza rakamları değişti. benim mart ayında vermeyi unuttuğum ba-bs formum vardı ve bunu haziran ayında verdim. ancak cezası henüz kesilmedi. bu cezayı keserken henüz kesmedikleri için ağustos ayında ki rakamları mı baz alırlar. yoksa eskisi mi?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ba-bs cezaları]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-ba-bs-cezalari</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 10:33:37 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-ba-bs-cezalari</guid>
			<description><![CDATA[merhaba Arkadaşlar,<br />
<br />
nisan dönemine ait ba-bs formunu süresinde vermeyi unuttuk ve 25/06/2010 tarihinde bunun farkına vardık ve o gün formları onayladık. <br />
<br />
şu ana kadar ulaşan bir ceza yok ancak bu işlemden dolayı ne kadar cezaya maruz kalırız? indirim hakkımız var mı? <br />
<br />
yardımcı olabilirseniz sevinirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[merhaba Arkadaşlar,<br />
<br />
nisan dönemine ait ba-bs formunu süresinde vermeyi unuttuk ve 25/06/2010 tarihinde bunun farkına vardık ve o gün formları onayladık. <br />
<br />
şu ana kadar ulaşan bir ceza yok ancak bu işlemden dolayı ne kadar cezaya maruz kalırız? indirim hakkımız var mı? <br />
<br />
yardımcı olabilirseniz sevinirim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AİLE HEKİMLERİ 1 EYLÜL 2010 TARİHİNDEN İTİBAREN VERGİ MÜKELLEFİ (Mİ?)]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-AILE-HEKIMLERI-1-EYLUL-2010-TARIHINDEN-ITIBAREN-VERGI-MUKELLEFI-MI</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 08:10:32 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-AILE-HEKIMLERI-1-EYLUL-2010-TARIHINDEN-ITIBAREN-VERGI-MUKELLEFI-MI</guid>
			<description><![CDATA[Cumhur Sinan ÖZDEMİR<br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı<br />
Baş İş Müfettişi -Ankara<br />
alomaliye.com<br />
<br />
<br />
5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun[1] uyarınca görevlendirilen aile hekimlerinin temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu uyarınca ne şekilde tevkifat yapılacağı tebliğ ile belirlenmiştir[2].<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimi<br />
<br />
 <br />
<br />
Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tıp doktoru veya uzman olmayan tıp doktoruna aile hekimi denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Sağlığı Elemanı<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanlarına aile sağlığı elemanı denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yasal Düzenleme ve Tevkifat Uygulaması<br />
<br />
 <br />
<br />
5258 sayılı Kanunun 3.maddesinde “Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir…Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir...” denilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik[3] 17.maddesinde aile hekimlerine yapılan ödemelerin unsurları sayılarak, maddenin &copy; bendinde, “Aile sağlığı merkezi giderleri: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım ve tıbbi sarf malzemeleri gibi giderleri için her ay tavan ücretin %100’ü ödenir” denilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği[4]:<br />
<br />
 <br />
<br />
4.maddesinde; Aile hekiminin, aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak, Bakanlıkça yürütülen özel sağlık programlarının gerektirdiği kişiye yönelik sağlık hizmetlerini yürütmekle yükümlü olduğu,<br />
<br />
 <br />
<br />
18.maddesinde; Aile hekimleri, sağlık hizmetlerine yardımcı olmak amacıyla ebe, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi ilave sağlık hizmetleri personeli ile güvenlik, temizlik, kalorifer, sekretarya vb. hizmetler için ferden veya müştereken personel çalıştırabileceği ya da hizmet satın alınabileceği,<br />
<br />
 <br />
<br />
22.maddesinde; Aile sağlığı merkezinde birden çok aile hekimi hizmet veriyor ise, aile hekimlerinin kendi aralarında bir yönetim planı oluşturarak yönetici belirleyeceği ve yönetici ismini müdürlüğe bildireceği,<br />
<br />
 <br />
<br />
belirtilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yasal düzenlemeler doğrultusunda aile hekimleri ile aile sağlığı elemanları Sağlık Bakanlığının emir ve talimatları doğrultusunda ücretli olarak çalıştırılmaktadır. Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesi sırasında yapılacak giderlerin karşılanması ve aile sağlığı merkezinin yönetimine ilişkin yükümlülükte Sağlık Bakanlığınca aile hekimlerine verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94.maddesinde “Maliye Bakanlığı, vergiye tâbi işlemlere taraf veya aracı olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir ” hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu hüküm ve düzenlemelere göre, Gelir Vergisi Kanunu 94.maddesinde tevkifat yapacaklar arasında sayılmayan aile hekimleri, aile hekimliği hizmetlerinin verilmesiyle ilgili olarak temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden tevkifat yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Birden çok aile hekiminin görev yaptığı aile sağlığı merkezlerinde tevkifat yükümlülüğü yönetici olarak belirlenen aile hekimi tarafından yerine getirilecektir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
 <br />
<br />
1 Eylül 2010 tarihinden itibaren aile hekimleri, aile hekimliği hizmetlerinin verilmesiyle ilgili olarak temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden tevkifat yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Gelir Vergisi Kanunu 94.maddesi gereği yapacakları ödemelerden vergi tevkifatı yapmak zorunda olan aile hekimleri, ilgili vergi dairesinde muhtasar yönünden mükellefiyet kaydı yaptırmaları ve yapmış oldukları tevkifat tutarlarını muhtasar beyanname ile beyan ederek ödemeleri gerekmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile hekimleri tevkifatlara ilişkin muhtasar beyannameleri elektronik ortamda[5] vereceklerdir. Yasal yükümlülüğe uymayanlara, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer 355. maddesi uyarınca durumlarına uygun özel usulsüzlük cezası kesilecektir.<br />
<br />
                <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
[1] 09.12.2004 tarih,25665 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[2] Gelir Vergisi Genel Tebliğ (Seri No 275) 26.08.2010 tarih,27684 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[3] 12.08.2005 tarih ve 25904 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[4] 25.05.2010 tarih ve 27591 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.<br />
<br />
[5] 340 (30.09.2004 tarih ve 25599 sayılı Resmi Gazete) ve 346 (03.03.2005 tarih ve 25744 sayılı Resmi Gazete) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cumhur Sinan ÖZDEMİR<br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı<br />
Baş İş Müfettişi -Ankara<br />
alomaliye.com<br />
<br />
<br />
5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun[1] uyarınca görevlendirilen aile hekimlerinin temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu uyarınca ne şekilde tevkifat yapılacağı tebliğ ile belirlenmiştir[2].<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimi<br />
<br />
 <br />
<br />
Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tıp doktoru veya uzman olmayan tıp doktoruna aile hekimi denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Sağlığı Elemanı<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanlarına aile sağlığı elemanı denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yasal Düzenleme ve Tevkifat Uygulaması<br />
<br />
 <br />
<br />
5258 sayılı Kanunun 3.maddesinde “Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir…Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir...” denilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik[3] 17.maddesinde aile hekimlerine yapılan ödemelerin unsurları sayılarak, maddenin &copy; bendinde, “Aile sağlığı merkezi giderleri: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım ve tıbbi sarf malzemeleri gibi giderleri için her ay tavan ücretin %100’ü ödenir” denilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği[4]:<br />
<br />
 <br />
<br />
4.maddesinde; Aile hekiminin, aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak, Bakanlıkça yürütülen özel sağlık programlarının gerektirdiği kişiye yönelik sağlık hizmetlerini yürütmekle yükümlü olduğu,<br />
<br />
 <br />
<br />
18.maddesinde; Aile hekimleri, sağlık hizmetlerine yardımcı olmak amacıyla ebe, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi ilave sağlık hizmetleri personeli ile güvenlik, temizlik, kalorifer, sekretarya vb. hizmetler için ferden veya müştereken personel çalıştırabileceği ya da hizmet satın alınabileceği,<br />
<br />
 <br />
<br />
22.maddesinde; Aile sağlığı merkezinde birden çok aile hekimi hizmet veriyor ise, aile hekimlerinin kendi aralarında bir yönetim planı oluşturarak yönetici belirleyeceği ve yönetici ismini müdürlüğe bildireceği,<br />
<br />
 <br />
<br />
belirtilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yasal düzenlemeler doğrultusunda aile hekimleri ile aile sağlığı elemanları Sağlık Bakanlığının emir ve talimatları doğrultusunda ücretli olarak çalıştırılmaktadır. Aile hekimliği hizmetlerinin yürütülmesi sırasında yapılacak giderlerin karşılanması ve aile sağlığı merkezinin yönetimine ilişkin yükümlülükte Sağlık Bakanlığınca aile hekimlerine verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94.maddesinde “Maliye Bakanlığı, vergiye tâbi işlemlere taraf veya aracı olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir ” hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu hüküm ve düzenlemelere göre, Gelir Vergisi Kanunu 94.maddesinde tevkifat yapacaklar arasında sayılmayan aile hekimleri, aile hekimliği hizmetlerinin verilmesiyle ilgili olarak temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden tevkifat yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Birden çok aile hekiminin görev yaptığı aile sağlığı merkezlerinde tevkifat yükümlülüğü yönetici olarak belirlenen aile hekimi tarafından yerine getirilecektir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
 <br />
<br />
1 Eylül 2010 tarihinden itibaren aile hekimleri, aile hekimliği hizmetlerinin verilmesiyle ilgili olarak temizlik, sekreterlik, şoförlük gibi hizmetler için yanlarında çalıştıracakları hizmet erbabına yapılacak ücret ödemeleri, serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile işyerine ilişkin kira ödemeleri ve esnaf muaflığından yararlananlardan mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden tevkifat yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Gelir Vergisi Kanunu 94.maddesi gereği yapacakları ödemelerden vergi tevkifatı yapmak zorunda olan aile hekimleri, ilgili vergi dairesinde muhtasar yönünden mükellefiyet kaydı yaptırmaları ve yapmış oldukları tevkifat tutarlarını muhtasar beyanname ile beyan ederek ödemeleri gerekmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Aile hekimleri tevkifatlara ilişkin muhtasar beyannameleri elektronik ortamda[5] vereceklerdir. Yasal yükümlülüğe uymayanlara, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer 355. maddesi uyarınca durumlarına uygun özel usulsüzlük cezası kesilecektir.<br />
<br />
                <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
[1] 09.12.2004 tarih,25665 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[2] Gelir Vergisi Genel Tebliğ (Seri No 275) 26.08.2010 tarih,27684 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[3] 12.08.2005 tarih ve 25904 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.<br />
<br />
[4] 25.05.2010 tarih ve 27591 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.<br />
<br />
[5] 340 (30.09.2004 tarih ve 25599 sayılı Resmi Gazete) ve 346 (03.03.2005 tarih ve 25744 sayılı Resmi Gazete) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Miadı dolan malların KDV'si konusunda yürütmeyi durdurma talebi reddedildi]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Miadi-dolan-mallarin-KDV-si-konusunda-yurutmeyi-durdurma-talebi-reddedildi</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 08:04:17 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Miadi-dolan-mallarin-KDV-si-konusunda-yurutmeyi-durdurma-talebi-reddedildi</guid>
			<description><![CDATA[Değerli DÜNYA okurları, Çarşamba günü bir yargı kararı paylaşmış ve değerlendirmelerimi bilahare yapacağımı söylemiştim. Bugün de değerlendirmelerimi bilahare yapmak üzere bir başka önemli (ara) kararı paylaşıyorum.<br />
<br />
Bu kararın ara karar olduğu, dolayısıyla nihai kararın bu yönde çıkmayacağı umudumu ilk etapta paylaşmak isterim.<br />
<br />
Aksi takdirde başta gıda ve ilaç olmak üzere kullanım ömrü olan her türlü üründe, kullanım ömrünün dolması nedeniyle piyasadan çekilen her türlü ürün için daha önce yüklenilen KDV'nin düzeltilmesi gerekecektir. Böylesi bir yaklaşımın kabulü halinde işletmeler, normal işleyiş içinde bir maliyet unsuru olarak katlandıkları maliyetlerle ilgili yüklendikleri KDV'nin bir kısmını indiremeyeceklerdir.<br />
<br />
T.C.<br />
<br />
DANIŞTAY<br />
<br />
DÖRDÜNCÜ DAİRE<br />
<br />
Esas No: 2010/588<br />
<br />
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen :<br />
<br />
Vekili : <br />
<br />
Davalı : Maliye Bakanlığı/ANKARA<br />
<br />
İstemin Özeti : 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılan dava sonuçlanıncaya kadar yürütmenin durdurulması isteminden ibarettir.<br />
<br />
Maliye Bakanlığı'nın Savunmasının Özeti: Kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğu, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesi uyarınca mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığı yapılan düzenlemenin Kanuna uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br />
<br />
Tetkik hakimi Yavuz Şen'in Düşüncesi: Kullanım süresinin geçmesi veya diğer nedenlerle kullanılamayacak hala gelen malların takdir komisyonu kararıyla imha edilmesi işleminde, mükellefin iradesi dahilinde bir yok etme veya zayi etme olayı söz konusu olmadığı ve işlemin tamamen vergi dairesinin bilgisi dahilinde ve onun kararı ile gerçekleştirildiğinden Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinde öngörülen anlamda bir zayi olan maldan söz edilemeyeceği, aksi yönde düzenlenen genel tebliğin dava konusu edilen bölümünün Kanunu aşar nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığından yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br />
<br />
Danıştay Savcısı A. Kemal Terlemezoğlu'nun Düşüncesi: Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı Yargılama Usulü Kanunu'nun 27'inci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından, istemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br />
<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
<br />
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü.<br />
<br />
Dava, 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.<br />
<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27'nci maddesinin 2'nci fıkrasında, Danıştay veya idari mahkemelerin idari işlemin uygulanması halinde telefisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecekleri belirtilmiştir.<br />
<br />
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun "Vergi İndirimi" başlıklı 29'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak, (a) kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini, (b) ithal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisini, &copy; götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin, çıkarılan envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 30'uncu maddesinde ise indirilemeyecek katma değer vergisi düzenlenmiş, maddendin &copy; bendinde deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisinin mükellefin vergiye tabii işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemeyeceği hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
Katma Değer Vergisi Kanunu'nun genel gerekçesinde, Katma Değer Vergisi'nde üretim dağıtım ve hizmet sektörlerinin her safhada vergiye tabi tutulmakta, ancak sistemin bünyesi içindeki indirim mekanizması vasıtasıyla işletme girdileri için ödenen vergi indirilmek suretiyle yalnızca o safhada eklenen değer vergilendirilmiş olduğu Katma Değer Vergisi'nde matrah üretim ve dağıtım süreçlerinde çeşitli işletmeler arasında bölünmekte ve her işletme yalnızca kendi kattı değerin vergisini satış bedeli içinde müşteriden tahsil ederek vergi dairesine ödendiği açıklamasına yer verilmiştir. Bu bakımdan, Katma Değer Vergisi'ni diğer muamele vergilerinden ayıran en önemli özellik indirim müessesesidir. Nihai tüketiciye kadar olan bütün safhalarda bu vergi alınmakta, ancak her safhada hesaplanan katma değer vergisinden bir önceki safhanın vergisi düşürülerek bakiye vergi Hazine'ye intikal ettirilmektedir. Bu şekilde fiilen sadece o aşamada eklenen değer vergiye tabi tutulmuş olup vergi yükü de verginin konusuna giren mal veya hizmetin nihai tüketicisinin üzerinde kalmaktadır.<br />
<br />
Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinin gerekçesinde, maddenin &copy; bendindeki hüküm esas itibariyle vergilendirme emniyetini sağlamak ve malların zayi olduğu gerekçesiyle yaratılabilecek vergi kaybını önlemek amacına yönelik bulunmakta bunun yansıra tasarı genci esprisi itibariyle her kademede yaratılan katma değer mutlaka vergilendirmeyi hedef tutulduğu, bu açıdan bakıldığında malların mükellef tarafından kendi özel ihtiyaçlarında kullanılması veya her ne suretle olursa olsun işletmeden çekilmesi ile zayi edilmesi arasında hiçbir fark bulunmamakta, dolayısıyla zayi olan mallar için alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin indirilmesi mümkün görülmediği, bir vergi sisteminde alışlarla ilgili verginin indirilmesi bu malların satışı sırasında nasıl olsa vergiye tabi tutulacağı, diğer bir ifade ile mala eklenen değerin vergilendirilmiş olacağı düşüncesine dayandığı, zayi olan mallar için satış ve dolayısıyla yaratılan bir değer olamayacağından bunlara ait vergilerin indirilmesi sistemin mantığına ters düşeceği belirtilmiştir.<br />
<br />
Dava konusu edilen 5.12.2009 gün ve 27-123 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünde "Gelir İdaresi Başkanlığı'na intikal eden olaylardan, mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların, ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda, bu mallara ilişkin yüklenilen KDV'nin indirilip indirilemeyeceği hususunda tereddüde düşüldüğünün anlaşıldığı, KDV Kanunu'nun (30/c) maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait KDV'nin indirim konusu yapılamayacağının hükme bağlandığı, bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılmasının da mümkün bulunmadığı bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 No'lu KDV beyannamesi'nin "İlave Edilecek KDV" satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerektiği" açıklamasına yer verilmiştir.<br />
<br />
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, idarenin önceki uygulamalarında kulanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelip takdir komisyonu nezdinde imha edilen malların zayi mal olarak kabul edilmeyip ve bu mallara ait Katma Değer Vergisi'nin indirime konu yapıldığı kaldı ki kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen emtiyanın zayi mal olarak nitelendirilemeyeceği ileri sürülerek 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptalinin istendiği anlaşılmıştır.<br />
<br />
İptali istenen düzenlemede uyuşmazlığın özü, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların zayi mal olarak nitelendirip nitelendirilmeyeceğidir. Vergi kanunlarında zayi olan mal ve ya zayi olma kavramlarının ne anlama geldiği hususunda bir açıklamaya yer verilmediğinden zayi olmanın kelime anlamının ortaya konulması gerekmektedir. Zayinin sözlükteki anlamının kaybolma, yitme, kayıp, yok olmuş, elden çıkmış, mahvolmuş olarak tanımlandığı, zayi olmanın yitmek kaybolmak olarak tanı edildiği görülmektedir. Bu itibarla, sebebi ne olursa olsun ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların yitip gittiği ve yok olduğu açıktır. Öte yandan idarenin önceki uygulamalarının aksi yönde olması uyuşmazlık konusu malların nitelendirilmesinde herhangi bir hukuki etkisi olmayacaktır. Bu nedenle Genel Tebliğin dava konusu edilen bölümünde hukuka aykırılık görülmemiştir.<br />
<br />
Bu durumda dava konusu 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümü için 2577 sayılı Kanu'nun 27/2'nci maddesinde öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmediği anlaşılmıştır.<br />
<br />
Açıklanan nedenlerle, yürütmenin durdurulması işleminin reddine 20.07.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.<br />
<br />
Başkan   Üye    Üye   Üye  Üye<br />
<br />
……………….  ……………….  ……………….  ………………. ……………….<br />
KARŞI OY (X)<br />
<br />
Dava, 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.<br />
<br />
Dava konusu düzenlemenin dayanağı 3065 sayılı KDV Kanununun "İndirilemeyecek KDV" başlıklı 30. maddesinin 4503 ve 5228 sayılı Kanunlarla değişik &copy; bendinde, deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan malların alış vesikalarında gösterilen KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılması da mümkün bulunmamaktadır.<br />
<br />
Dava konusu edilen 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri no lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünde Gelir İdaresi Başkanlığı'na intikal eden olaylardan mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların, ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda bu mallara ilişkin yüklenilen KDV'nin indirilip indirilemeyeceği hususunda tereddüde düşüldüğünün anlaşıldığı KDV Kanunu'nun (30/c) maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan mallara ait KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlandığı, bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılmasın da mümkün bulunmadığı, bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 nolu KDV beyannamesinin "İlave Edilecek KDV" satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerektiği" açıklamasına yer verilmiştir. <br />
<br />
Kullanım süresinin geçmesi veya diğer nedenlerle kullanılamayacak hale gelen malların takdir komisyonu kararıyla imha edilmesi işleminde, mükellefin iradesi dahilin de bir yok etme veya zayi etme olayı söz konusu olamadığı ve işlemin tamamen vergi idaresinin bilgisi dahilinde ve onun kararı ile gerçekleştirildiğinden Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinde öngörülen anlamda bir zayi olan maldan söz edilemeyeceği aksi yönde düzenlenen genel tebliğin dava konusu edilen bölümünün kanunu aşar nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığından genel tebliğin iptali istenen bölümünde hukuka uyarlık görülmemiştir.<br />
<br />
Açıklanan nedenlerle, yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği görüşüyle karara karşıyız.<br />
<br />
    Üye    Üye<br />
<br />
   ………………………………     …..……………….……..<br />
<br />
<br />
ZEKİ GÜNDÜZ<br />
DÜNYA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Değerli DÜNYA okurları, Çarşamba günü bir yargı kararı paylaşmış ve değerlendirmelerimi bilahare yapacağımı söylemiştim. Bugün de değerlendirmelerimi bilahare yapmak üzere bir başka önemli (ara) kararı paylaşıyorum.<br />
<br />
Bu kararın ara karar olduğu, dolayısıyla nihai kararın bu yönde çıkmayacağı umudumu ilk etapta paylaşmak isterim.<br />
<br />
Aksi takdirde başta gıda ve ilaç olmak üzere kullanım ömrü olan her türlü üründe, kullanım ömrünün dolması nedeniyle piyasadan çekilen her türlü ürün için daha önce yüklenilen KDV'nin düzeltilmesi gerekecektir. Böylesi bir yaklaşımın kabulü halinde işletmeler, normal işleyiş içinde bir maliyet unsuru olarak katlandıkları maliyetlerle ilgili yüklendikleri KDV'nin bir kısmını indiremeyeceklerdir.<br />
<br />
T.C.<br />
<br />
DANIŞTAY<br />
<br />
DÖRDÜNCÜ DAİRE<br />
<br />
Esas No: 2010/588<br />
<br />
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen :<br />
<br />
Vekili : <br />
<br />
Davalı : Maliye Bakanlığı/ANKARA<br />
<br />
İstemin Özeti : 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılan dava sonuçlanıncaya kadar yürütmenin durdurulması isteminden ibarettir.<br />
<br />
Maliye Bakanlığı'nın Savunmasının Özeti: Kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğu, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesi uyarınca mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığı yapılan düzenlemenin Kanuna uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br />
<br />
Tetkik hakimi Yavuz Şen'in Düşüncesi: Kullanım süresinin geçmesi veya diğer nedenlerle kullanılamayacak hala gelen malların takdir komisyonu kararıyla imha edilmesi işleminde, mükellefin iradesi dahilinde bir yok etme veya zayi etme olayı söz konusu olmadığı ve işlemin tamamen vergi dairesinin bilgisi dahilinde ve onun kararı ile gerçekleştirildiğinden Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinde öngörülen anlamda bir zayi olan maldan söz edilemeyeceği, aksi yönde düzenlenen genel tebliğin dava konusu edilen bölümünün Kanunu aşar nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığından yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br />
<br />
Danıştay Savcısı A. Kemal Terlemezoğlu'nun Düşüncesi: Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı Yargılama Usulü Kanunu'nun 27'inci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından, istemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.<br />
<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
<br />
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü.<br />
<br />
Dava, 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.<br />
<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27'nci maddesinin 2'nci fıkrasında, Danıştay veya idari mahkemelerin idari işlemin uygulanması halinde telefisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecekleri belirtilmiştir.<br />
<br />
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun "Vergi İndirimi" başlıklı 29'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak, (a) kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini, (b) ithal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisini, &copy; götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin, çıkarılan envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 30'uncu maddesinde ise indirilemeyecek katma değer vergisi düzenlenmiş, maddendin &copy; bendinde deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisinin mükellefin vergiye tabii işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemeyeceği hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
Katma Değer Vergisi Kanunu'nun genel gerekçesinde, Katma Değer Vergisi'nde üretim dağıtım ve hizmet sektörlerinin her safhada vergiye tabi tutulmakta, ancak sistemin bünyesi içindeki indirim mekanizması vasıtasıyla işletme girdileri için ödenen vergi indirilmek suretiyle yalnızca o safhada eklenen değer vergilendirilmiş olduğu Katma Değer Vergisi'nde matrah üretim ve dağıtım süreçlerinde çeşitli işletmeler arasında bölünmekte ve her işletme yalnızca kendi kattı değerin vergisini satış bedeli içinde müşteriden tahsil ederek vergi dairesine ödendiği açıklamasına yer verilmiştir. Bu bakımdan, Katma Değer Vergisi'ni diğer muamele vergilerinden ayıran en önemli özellik indirim müessesesidir. Nihai tüketiciye kadar olan bütün safhalarda bu vergi alınmakta, ancak her safhada hesaplanan katma değer vergisinden bir önceki safhanın vergisi düşürülerek bakiye vergi Hazine'ye intikal ettirilmektedir. Bu şekilde fiilen sadece o aşamada eklenen değer vergiye tabi tutulmuş olup vergi yükü de verginin konusuna giren mal veya hizmetin nihai tüketicisinin üzerinde kalmaktadır.<br />
<br />
Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinin gerekçesinde, maddenin &copy; bendindeki hüküm esas itibariyle vergilendirme emniyetini sağlamak ve malların zayi olduğu gerekçesiyle yaratılabilecek vergi kaybını önlemek amacına yönelik bulunmakta bunun yansıra tasarı genci esprisi itibariyle her kademede yaratılan katma değer mutlaka vergilendirmeyi hedef tutulduğu, bu açıdan bakıldığında malların mükellef tarafından kendi özel ihtiyaçlarında kullanılması veya her ne suretle olursa olsun işletmeden çekilmesi ile zayi edilmesi arasında hiçbir fark bulunmamakta, dolayısıyla zayi olan mallar için alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin indirilmesi mümkün görülmediği, bir vergi sisteminde alışlarla ilgili verginin indirilmesi bu malların satışı sırasında nasıl olsa vergiye tabi tutulacağı, diğer bir ifade ile mala eklenen değerin vergilendirilmiş olacağı düşüncesine dayandığı, zayi olan mallar için satış ve dolayısıyla yaratılan bir değer olamayacağından bunlara ait vergilerin indirilmesi sistemin mantığına ters düşeceği belirtilmiştir.<br />
<br />
Dava konusu edilen 5.12.2009 gün ve 27-123 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünde "Gelir İdaresi Başkanlığı'na intikal eden olaylardan, mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların, ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda, bu mallara ilişkin yüklenilen KDV'nin indirilip indirilemeyeceği hususunda tereddüde düşüldüğünün anlaşıldığı, KDV Kanunu'nun (30/c) maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait KDV'nin indirim konusu yapılamayacağının hükme bağlandığı, bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılmasının da mümkün bulunmadığı bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 No'lu KDV beyannamesi'nin "İlave Edilecek KDV" satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerektiği" açıklamasına yer verilmiştir.<br />
<br />
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, idarenin önceki uygulamalarında kulanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelip takdir komisyonu nezdinde imha edilen malların zayi mal olarak kabul edilmeyip ve bu mallara ait Katma Değer Vergisi'nin indirime konu yapıldığı kaldı ki kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen emtiyanın zayi mal olarak nitelendirilemeyeceği ileri sürülerek 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptalinin istendiği anlaşılmıştır.<br />
<br />
İptali istenen düzenlemede uyuşmazlığın özü, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların zayi mal olarak nitelendirip nitelendirilmeyeceğidir. Vergi kanunlarında zayi olan mal ve ya zayi olma kavramlarının ne anlama geldiği hususunda bir açıklamaya yer verilmediğinden zayi olmanın kelime anlamının ortaya konulması gerekmektedir. Zayinin sözlükteki anlamının kaybolma, yitme, kayıp, yok olmuş, elden çıkmış, mahvolmuş olarak tanımlandığı, zayi olmanın yitmek kaybolmak olarak tanı edildiği görülmektedir. Bu itibarla, sebebi ne olursa olsun ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların yitip gittiği ve yok olduğu açıktır. Öte yandan idarenin önceki uygulamalarının aksi yönde olması uyuşmazlık konusu malların nitelendirilmesinde herhangi bir hukuki etkisi olmayacaktır. Bu nedenle Genel Tebliğin dava konusu edilen bölümünde hukuka aykırılık görülmemiştir.<br />
<br />
Bu durumda dava konusu 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümü için 2577 sayılı Kanu'nun 27/2'nci maddesinde öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmediği anlaşılmıştır.<br />
<br />
Açıklanan nedenlerle, yürütmenin durdurulması işleminin reddine 20.07.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.<br />
<br />
Başkan   Üye    Üye   Üye  Üye<br />
<br />
……………….  ……………….  ……………….  ………………. ……………….<br />
KARŞI OY (X)<br />
<br />
Dava, 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.<br />
<br />
Dava konusu düzenlemenin dayanağı 3065 sayılı KDV Kanununun "İndirilemeyecek KDV" başlıklı 30. maddesinin 4503 ve 5228 sayılı Kanunlarla değişik &copy; bendinde, deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan malların alış vesikalarında gösterilen KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılması da mümkün bulunmamaktadır.<br />
<br />
Dava konusu edilen 5.12.2009 gün ve 27423 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 113 seri no lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "Kullanım Süresi Geçen veya Kullanılamayacak Hale Gelen Mallara İlişkin Yüklenilen KDV Hakkında Yapılacak İşlem" başlıklı "E" bölümünde Gelir İdaresi Başkanlığı'na intikal eden olaylardan mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların, ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda bu mallara ilişkin yüklenilen KDV'nin indirilip indirilemeyeceği hususunda tereddüde düşüldüğünün anlaşıldığı KDV Kanunu'nun (30/c) maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı'nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere zayi olan mallara ait KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlandığı, bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılmasın da mümkün bulunmadığı, bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 nolu KDV beyannamesinin "İlave Edilecek KDV" satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerektiği" açıklamasına yer verilmiştir. <br />
<br />
Kullanım süresinin geçmesi veya diğer nedenlerle kullanılamayacak hale gelen malların takdir komisyonu kararıyla imha edilmesi işleminde, mükellefin iradesi dahilin de bir yok etme veya zayi etme olayı söz konusu olamadığı ve işlemin tamamen vergi idaresinin bilgisi dahilinde ve onun kararı ile gerçekleştirildiğinden Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 30/c maddesinde öngörülen anlamda bir zayi olan maldan söz edilemeyeceği aksi yönde düzenlenen genel tebliğin dava konusu edilen bölümünün kanunu aşar nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığından genel tebliğin iptali istenen bölümünde hukuka uyarlık görülmemiştir.<br />
<br />
Açıklanan nedenlerle, yürütmenin durdurulması isteminin kabulü gerektiği görüşüyle karara karşıyız.<br />
<br />
    Üye    Üye<br />
<br />
   ………………………………     …..……………….……..<br />
<br />
<br />
ZEKİ GÜNDÜZ<br />
DÜNYA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çalışmayan işçi için SGK primi mi ödenecek?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Calismayan-isci-icin-SGK-primi-mi-odenecek</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 08:00:46 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Calismayan-isci-icin-SGK-primi-mi-odenecek</guid>
			<description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu, 1 Temmuz tarihinden geçerli olmak üzere e-bildirge sisteminde önemli değişiklikler yaptı. Artık ay içinde eksik gün sayısı olan sigortalılar için eksik gün sayısını yazmak gerekecek. Yine, sigortalıların "Hak Edilen Ücret" ve "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak"larının ayrı ayrı girilmesi isteniyor.<br />
<br />
Sistem değişince okurlardan gelen sorular da arttı. Okurlarımız SGK Başkanlığı'nın e-bildirge sisteminde duyuruları okuyunca kafaları karışmış ve ne yapacaklarını bilemez olmuşlar.<br />
<br />
SGK açıklamasını okuyunca inanın benim de kafam karıştı. SGK açıklamasında aynen;<br />
<br />
"Aylık prim ve hizmet belgesinde yapılan bu değişikliklere istinaden, 2010 / Temmuz ayına ilişkin düzenlenecek olan aylık prim ve hizmet belgesinden başlanılarak e-Sigorta programı vasıtasıyla yapılacak olan girişler sırasında, sigortalının ay içindeki prime esas kazanç tutarı "Hak Edilen Ücret" ve "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" olarak ayrı ayrı girileceği gibi, ay içinde bazı günlerde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret almayan sigortalılar için "Eksik Gün Nedeninin" yanı sıra ayrıca "Eksik Gün Sayısı" da girilecektir.<br />
<br />
Dolayısıyla, aylık prim ve hizmet belgelerini özellikle XML dosya transfer etmek suretiyle düzenleyen işverenlerin, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde yapılan bu değişikliklere istinaden, bilgisayar alt yapılarını da aşağıda belirtilen iş kuralları çerçevesinde revize etmeleri gerekmektedir. <br />
<br />
1- Prim ödeme gün sayısına 1 ila 30 arasında bir gün sayısı girilmiş olması halinde, <br />
<br />
- "Hak Edilen Ücret" bölümüne, sigortalıların ay içinde hak ettikleri ücretleri girilecek olup, prim ödeme gün sayısına karşılık gelen prime esas kazanç alt sınırının altında ve prim ödeme gün sayısına karşılık gelen prime esas kazanç üst sınırının üstünde ücret girişine izin verilmeyecektir.<br />
<br />
- "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" bölümüne, sigortalılara ilgili ayda ödenen ücret dışı ödemeler (prim, ikramiye ve bu nitelikteki istihkaklar) girilecek olup, "Hak Edilen Ücret" bölümüne girilen kazanç tutarı da dikkate alınarak, prim ödeme gün sayısına karşılık gelen üst sınırının üstünde, ücret dışı ödeme girişine izin verilmeyecektir.<br />
<br />
2- Prim Ödeme Gün Sayısına 0 (sıfır) yazılmış olması halinde, <br />
<br />
 - "Hak Edilen Ücret" bölümüne, 0,00 TL ila 30 günlük prime esas kazanç üst sınırına kadar giriş yapılmasına izin verilecektir.<br />
<br />
 - "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" bölümüne, "Hak Edilen Ücret" bölümüne girilmiş olan kazanç tutarı da dikkate alınarak 30 günlük prime esas kazanç üst sınırına kadar giriş yapılmasına izin verilecektir"<br />
<br />
denilmektedir. Haliyle işverenler SGK'nın tüm teamüllere aykırı olan bu açıklamasını okuyunca şaşırıp kalmış durumda. <br />
<br />
Ne yani, şimdi ay içinde hiç çalışmayan işçiler içinde mi SGK primi ödenecek? <br />
<br />
Acaba SGK mevzuat değişikliği yaptı da bizim gözümüzden mi kaçtı diye araştırdım. Ancak böyle bir mevzuat değişikliği yapılmamıştı.<br />
<br />
Uzun yıllardan bu yana sosyal güvenlik mevzuatında temel bazı düzenlemeler vardır. Buna göre, sigortalılara, çeşitli nedenlerle (ücretsiz izin, istirahat gibi) ay içinde çalışmasının bulunmadığı ve ücret ödenmediği aylarda prime esas kazanca dahil olacak nitelikte ücret dışında prim ikramiye gibi bir ödeme yapılması halinde, ücret dışındaki bu ödemeler, ödemenin yapıldığı ayda sigortalının prim ödeme gün sayısının bulunmaması nedeniyle ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayı geçmemek üzere ilgili ayların prime esas kazancına dahil edilecektir. Ancak ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayda da ücret ödemesine hak kazanılmadığı durumlarda, ücret dışındaki bu ödemeler prime esas kazanca dahil edilemeyecektir. (5510 Sayılı Kanun'un 4'üncü maddesinin 1'incii fıkrasının (A) Ve (B) Bentleri Kapsamındaki Sigortalılar İle Sadece Genel Sağlık Sigortasına Tabi Sigortalıların Prime Esas Tutulacak Kazançlarına Dair Tebliğ 28 Eylül 2008 tarih ve 27011 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.)<br />
<br />
Ama SGK bundan haberdar olmadığı gibi, e-bildirge sistemine deneme amacıyla ücretsiz izinli işçi için ikramiye girişi yaptığımda prim de aldığını gördüm. Yani SGK sessiz sedasız programını da uygulamasını da değiştirmiş. Açıkçası sosyal güvenlik mevzuatı son birkaç yılda arap saçına döndü. <br />
<br />
Aylar, yıllar geçmesine rağmen bir türlü düzenlenmeyen mevzuatlar bir yanda beklerken, yazılımlarla mevzuat birbiriyle örtüşmüyor. Olan da sigortalıya, işverene ve emekli-dul-yetime oluyor. Bakın 2 yıldan bu yana geçen zaman süresinde doğum borçlanması düzenlemesi tamamlanamadığı gibi, basit bir genelge için bile aylardır vatandaş mağdur ediliyor. Çıkması gereken mevzuat çıkmıyor ama öbür yanda mevzuata aykırı programlar çıkartılıyor.<br />
<br />
SGK Başkanlığı'ndan okurlarım adına bir açıklama yapmalarını rica ediyorum. Lütfen yukarıda yer alan Prim Ödeme Gün Sayısına 0 (sıfır) yazılmış olması halinde prim ve ikramiye ödenip ödenmeyeceğine ilişkin sorunu gideren bir açıklamayı yapın ve karışıklığı giderin.<br />
<br />
RESUL KURT<br />
DÜNYA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu, 1 Temmuz tarihinden geçerli olmak üzere e-bildirge sisteminde önemli değişiklikler yaptı. Artık ay içinde eksik gün sayısı olan sigortalılar için eksik gün sayısını yazmak gerekecek. Yine, sigortalıların "Hak Edilen Ücret" ve "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak"larının ayrı ayrı girilmesi isteniyor.<br />
<br />
Sistem değişince okurlardan gelen sorular da arttı. Okurlarımız SGK Başkanlığı'nın e-bildirge sisteminde duyuruları okuyunca kafaları karışmış ve ne yapacaklarını bilemez olmuşlar.<br />
<br />
SGK açıklamasını okuyunca inanın benim de kafam karıştı. SGK açıklamasında aynen;<br />
<br />
"Aylık prim ve hizmet belgesinde yapılan bu değişikliklere istinaden, 2010 / Temmuz ayına ilişkin düzenlenecek olan aylık prim ve hizmet belgesinden başlanılarak e-Sigorta programı vasıtasıyla yapılacak olan girişler sırasında, sigortalının ay içindeki prime esas kazanç tutarı "Hak Edilen Ücret" ve "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" olarak ayrı ayrı girileceği gibi, ay içinde bazı günlerde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret almayan sigortalılar için "Eksik Gün Nedeninin" yanı sıra ayrıca "Eksik Gün Sayısı" da girilecektir.<br />
<br />
Dolayısıyla, aylık prim ve hizmet belgelerini özellikle XML dosya transfer etmek suretiyle düzenleyen işverenlerin, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde yapılan bu değişikliklere istinaden, bilgisayar alt yapılarını da aşağıda belirtilen iş kuralları çerçevesinde revize etmeleri gerekmektedir. <br />
<br />
1- Prim ödeme gün sayısına 1 ila 30 arasında bir gün sayısı girilmiş olması halinde, <br />
<br />
- "Hak Edilen Ücret" bölümüne, sigortalıların ay içinde hak ettikleri ücretleri girilecek olup, prim ödeme gün sayısına karşılık gelen prime esas kazanç alt sınırının altında ve prim ödeme gün sayısına karşılık gelen prime esas kazanç üst sınırının üstünde ücret girişine izin verilmeyecektir.<br />
<br />
- "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" bölümüne, sigortalılara ilgili ayda ödenen ücret dışı ödemeler (prim, ikramiye ve bu nitelikteki istihkaklar) girilecek olup, "Hak Edilen Ücret" bölümüne girilen kazanç tutarı da dikkate alınarak, prim ödeme gün sayısına karşılık gelen üst sınırının üstünde, ücret dışı ödeme girişine izin verilmeyecektir.<br />
<br />
2- Prim Ödeme Gün Sayısına 0 (sıfır) yazılmış olması halinde, <br />
<br />
 - "Hak Edilen Ücret" bölümüne, 0,00 TL ila 30 günlük prime esas kazanç üst sınırına kadar giriş yapılmasına izin verilecektir.<br />
<br />
 - "Prim İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak" bölümüne, "Hak Edilen Ücret" bölümüne girilmiş olan kazanç tutarı da dikkate alınarak 30 günlük prime esas kazanç üst sınırına kadar giriş yapılmasına izin verilecektir"<br />
<br />
denilmektedir. Haliyle işverenler SGK'nın tüm teamüllere aykırı olan bu açıklamasını okuyunca şaşırıp kalmış durumda. <br />
<br />
Ne yani, şimdi ay içinde hiç çalışmayan işçiler içinde mi SGK primi ödenecek? <br />
<br />
Acaba SGK mevzuat değişikliği yaptı da bizim gözümüzden mi kaçtı diye araştırdım. Ancak böyle bir mevzuat değişikliği yapılmamıştı.<br />
<br />
Uzun yıllardan bu yana sosyal güvenlik mevzuatında temel bazı düzenlemeler vardır. Buna göre, sigortalılara, çeşitli nedenlerle (ücretsiz izin, istirahat gibi) ay içinde çalışmasının bulunmadığı ve ücret ödenmediği aylarda prime esas kazanca dahil olacak nitelikte ücret dışında prim ikramiye gibi bir ödeme yapılması halinde, ücret dışındaki bu ödemeler, ödemenin yapıldığı ayda sigortalının prim ödeme gün sayısının bulunmaması nedeniyle ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayı geçmemek üzere ilgili ayların prime esas kazancına dahil edilecektir. Ancak ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayda da ücret ödemesine hak kazanılmadığı durumlarda, ücret dışındaki bu ödemeler prime esas kazanca dahil edilemeyecektir. (5510 Sayılı Kanun'un 4'üncü maddesinin 1'incii fıkrasının (A) Ve (B) Bentleri Kapsamındaki Sigortalılar İle Sadece Genel Sağlık Sigortasına Tabi Sigortalıların Prime Esas Tutulacak Kazançlarına Dair Tebliğ 28 Eylül 2008 tarih ve 27011 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.)<br />
<br />
Ama SGK bundan haberdar olmadığı gibi, e-bildirge sistemine deneme amacıyla ücretsiz izinli işçi için ikramiye girişi yaptığımda prim de aldığını gördüm. Yani SGK sessiz sedasız programını da uygulamasını da değiştirmiş. Açıkçası sosyal güvenlik mevzuatı son birkaç yılda arap saçına döndü. <br />
<br />
Aylar, yıllar geçmesine rağmen bir türlü düzenlenmeyen mevzuatlar bir yanda beklerken, yazılımlarla mevzuat birbiriyle örtüşmüyor. Olan da sigortalıya, işverene ve emekli-dul-yetime oluyor. Bakın 2 yıldan bu yana geçen zaman süresinde doğum borçlanması düzenlemesi tamamlanamadığı gibi, basit bir genelge için bile aylardır vatandaş mağdur ediliyor. Çıkması gereken mevzuat çıkmıyor ama öbür yanda mevzuata aykırı programlar çıkartılıyor.<br />
<br />
SGK Başkanlığı'ndan okurlarım adına bir açıklama yapmalarını rica ediyorum. Lütfen yukarıda yer alan Prim Ödeme Gün Sayısına 0 (sıfır) yazılmış olması halinde prim ve ikramiye ödenip ödenmeyeceğine ilişkin sorunu gideren bir açıklamayı yapın ve karışıklığı giderin.<br />
<br />
RESUL KURT<br />
DÜNYA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İşçinin sadakat borcu ve haklı nedenle fesih]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Iscinin-sadakat-borcu-ve-hakli-nedenle-fesih</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:52:46 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Iscinin-sadakat-borcu-ve-hakli-nedenle-fesih</guid>
			<description><![CDATA[YARGITAY KARARLARI / Av. Ali YÜKSEL / Av. Cihan AVCI<br />
DÜNYA<br />
<br />
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2005/ 4880 E. Ve 04.04.2005 tarihli kararında işçinin sadakat yükümünün ne anlama geldiğini ve bu borca aykırılığın neticelerinin neler olduğunu açık biçimde belirtmiştir. İş ilişkisinde işçi ile işveren arasındaki ilişki en başta güvene dayanmaktadır. Bu nedenle iş akdi ilişkisi kapsamında tarafların birbirlerinin güveninin sarsacak ve ilişkinin devamını çekilmez kılacak tutum ve davranışlardan sakınması gerekmektedir. İşte bu kararda da ne tür davranışların sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği ve bu aykırılığın yaptırımlarının neler olduğu izah edilmiştir.<br />
<br />
Davacı dilekçesinde; resmi evrakta sahtekârlık suçunu işlediği iddiası ile hakkında dava açıldığını davanın beraat ile sonuçlandığını, suça konu olayda kusurunun bulunmadığını belirterek kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı talebinde bulunmuştur. Davalı; davacının iş sözleşmesine doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları sebebiyle haklı olarak son verildiğini beyan etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir <br />
<br />
Tekel Levent Satış Deposu Amiri olarak çalışan davacı ve arkadaşları hakkında yapılan müfettiş soruşturması sonucu "iskontosuz satış yapma yetkileri bulunmamasına rağmen bayii olmayan kişilere iskontosuz fiyattan mamulat satıp ve iskontolu fiyattan (gerek depoda kalan fatura asıllarına ilave edilmesi, gerekse bayiliği bırakanlardan geri alman fatura defterlerini kullanılması suretiyle) satılmış gibi işleme tabi tutarak kendilerine menfaat sağladıkları" tespit edilmiştir. Davacı ve arkadaşları hakkında Şişli Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış ve haklarında "işlerin yoğun olması ve uygulamadan kaynaklanan yanlışlıklar nedeniyle hataya düştükleri suç işleme kasıtları bulunmadığı gibi menfaat da temin etmedikleri" gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir. Temyiz incelemesi sonucu davaya İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesinde bakılmış bu mahkemece de benzer gerekçelerle beraat kararı verilmiştir. Yargıtay 6.Ceza Dairesinin kararı ile özetle "suça konu faturalar üzerinde Bilirkişi incelemesi yapılarak aldatıcılık özelliği varsa sahtecilik yoksa görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı" gerekçesi ile beraat kararı bozulmuştur. Bozma üzerine yapılan ceza yargılaması 4616 sayılı yasa uyarınca ertelenmiştir.<br />
<br />
Bilindiği üzere; iş ilişkisi karşılıklı güven esasına dayanan sürekli bir borç ilişkisi olup, bu güvenin sarsıldığı durumlarda, anılan tutumla karşılaşan taraftan böyle bir ilişkiyi sürdürmesini beklemek işin doğasına uygun düşmez. İşçinin sadakat borcu: işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken haklı menfaatlerini korumak, zarar verici ve risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınmayı gerektirir.<br />
<br />
Netice itibarıyla Yargıtay davacının sübut bulan eylemlerinin doğruluk ve bağlılığa uymayan fiiller olduğunu tespit etmiş 17/II-d maddesindeki koşulların oluştuğuna hükmetmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[YARGITAY KARARLARI / Av. Ali YÜKSEL / Av. Cihan AVCI<br />
DÜNYA<br />
<br />
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2005/ 4880 E. Ve 04.04.2005 tarihli kararında işçinin sadakat yükümünün ne anlama geldiğini ve bu borca aykırılığın neticelerinin neler olduğunu açık biçimde belirtmiştir. İş ilişkisinde işçi ile işveren arasındaki ilişki en başta güvene dayanmaktadır. Bu nedenle iş akdi ilişkisi kapsamında tarafların birbirlerinin güveninin sarsacak ve ilişkinin devamını çekilmez kılacak tutum ve davranışlardan sakınması gerekmektedir. İşte bu kararda da ne tür davranışların sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği ve bu aykırılığın yaptırımlarının neler olduğu izah edilmiştir.<br />
<br />
Davacı dilekçesinde; resmi evrakta sahtekârlık suçunu işlediği iddiası ile hakkında dava açıldığını davanın beraat ile sonuçlandığını, suça konu olayda kusurunun bulunmadığını belirterek kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı talebinde bulunmuştur. Davalı; davacının iş sözleşmesine doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları sebebiyle haklı olarak son verildiğini beyan etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir <br />
<br />
Tekel Levent Satış Deposu Amiri olarak çalışan davacı ve arkadaşları hakkında yapılan müfettiş soruşturması sonucu "iskontosuz satış yapma yetkileri bulunmamasına rağmen bayii olmayan kişilere iskontosuz fiyattan mamulat satıp ve iskontolu fiyattan (gerek depoda kalan fatura asıllarına ilave edilmesi, gerekse bayiliği bırakanlardan geri alman fatura defterlerini kullanılması suretiyle) satılmış gibi işleme tabi tutarak kendilerine menfaat sağladıkları" tespit edilmiştir. Davacı ve arkadaşları hakkında Şişli Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış ve haklarında "işlerin yoğun olması ve uygulamadan kaynaklanan yanlışlıklar nedeniyle hataya düştükleri suç işleme kasıtları bulunmadığı gibi menfaat da temin etmedikleri" gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir. Temyiz incelemesi sonucu davaya İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesinde bakılmış bu mahkemece de benzer gerekçelerle beraat kararı verilmiştir. Yargıtay 6.Ceza Dairesinin kararı ile özetle "suça konu faturalar üzerinde Bilirkişi incelemesi yapılarak aldatıcılık özelliği varsa sahtecilik yoksa görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı" gerekçesi ile beraat kararı bozulmuştur. Bozma üzerine yapılan ceza yargılaması 4616 sayılı yasa uyarınca ertelenmiştir.<br />
<br />
Bilindiği üzere; iş ilişkisi karşılıklı güven esasına dayanan sürekli bir borç ilişkisi olup, bu güvenin sarsıldığı durumlarda, anılan tutumla karşılaşan taraftan böyle bir ilişkiyi sürdürmesini beklemek işin doğasına uygun düşmez. İşçinin sadakat borcu: işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken haklı menfaatlerini korumak, zarar verici ve risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınmayı gerektirir.<br />
<br />
Netice itibarıyla Yargıtay davacının sübut bulan eylemlerinin doğruluk ve bağlılığa uymayan fiiller olduğunu tespit etmiş 17/II-d maddesindeki koşulların oluştuğuna hükmetmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yatırım indirimi tartışması]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Yatirim-indirimi-tartismasi</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:41:02 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Yatirim-indirimi-tartismasi</guid>
			<description><![CDATA[Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 69'uncu maddesinde, 6009 sayılı yasanın 5'inci maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca, gelir ve kurumlar mükellefleri, 31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;<br />
 <br />
* 24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında Gelir Vergisi Yasası'nın 4842 sayılı yasayla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6'ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 01.01.2006 tarihinden sonra yaptıkları yatırımları,<br />
 <br />
* Gelir Vergisi Yasası'nın yürürlükten kaldırılan 19'uncu maddesi kapsamında 01.01.2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları nedeniyle 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri çerçevesinde kazançlarından indirebileceklerdir. Bu düzenlemeye Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan vergi oranına ilişkin hükümler dahildir.<br />
Bilindiği üzere Gelirler Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesi uyarınca 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarla ilgili harcamalar için yatırım indirimi uygulamasına ilişkin Gelir Vergisi Yasası'nın 24.04.2003 tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümleri uygulanmaktadır. Ayrıca teşvik belgelerinde 24.04.2003 tarihinden sonra ilave edilen iktisadi kıymetler için yapılan harcamalar bu hükme tabi değildir.<br />
Yukarıda belirtilen şekilde yapılan yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlarla yasanın 24.04.2003 tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançları üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın yüzde 19,8 oranında Gelir Vergisi tevkifatı uygulanmaktadır.<br />
Yasal düzenleme gereği indirim istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın yüzde 25'inin aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanmaktadır.<br />
Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 69'uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi, Maliye Bakanlığı'na aittir. Bu bağlamda oluşan görüşe göre;<br />
Yeni düzenleme gereği Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri 31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersiz olması nedeniyle indiremedikleri devreden yatırım indirimi istisnası tutarları, bu bağlamda 2006, 2007 ve 2008 yıllarındaki yararlandıkları tutarlardan kalan kısmı endekslenmiş değerleriyle birlikte 2010 ve bu yılı takip eden yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirebileceklerdir.<br />
İlgili dönemde yatırım indirimi istisnası uygulanacak kazanç tutarı ise zarar mahsubu dahil giderlerle tüm indirim ve istisnalar düşüldükten sonraki kazanç tutarıdır. Dolayısıyla her dönem itibariyle yararlanabilecek yatırım indirimi istisnası tutarı söz konusu kazanç tutarının yüzde 25'ini aşmayacaktır. <br />
 <br />
Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri;<br />
* 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında Gelir Vergisi Yasası'nın 4842 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1-6'ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımlar için, belge kapsamında 01.01.2006 tarihinden sonra yapmış oldukları yatırım harcamaları için 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerimize göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarından 31.12.2008 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersizliği sebebiyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile,<br />
m Bu yatırımlar kapsamında olup, halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, endekslenmiş değerleri ile birlikte 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirim konusu yapabileceklerdir. <br />
* Gelir Vergisi Yasası'nın yürürlükten kaldırılmış bulunan (mülga) 19'uncu maddesi kapsamında 01.01.2006 tarihinden önce yatırıma başlanıldığını belgeleyen Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri, komple ya da entegre tesisler gibi tamamlanması belli süreci gerektiren yatırımlarla ilgili ve bu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip bu tarihten sonra yaptıkları yatırım harcamaları için, 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde hesapladıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarından 31.12.2008 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersizliği nedeniyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarlarını endekslenmiş değerleri ile 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirebileceklerdir. <br />
Diğer yandan bu yatırımlar kapsamında olup söz konusu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını da endekslenmiş değerleriyle birlikte indirim konusu yapabileceklerdir.<br />
İlgili dönemler itibariyle yatırım indirimi istisnası uygulayan mükelleflerin istisna uygulaması sonucu kalan kazançları üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanacaktır. <br />
Dolayısıyla yatırım indirimi istisnası uygulaması sonucunda kalan kazanç tutarlarına Gelir Vergisi mükellefleri yatırım indirimi istisnası uygulayacakları dönemde yürürlükte bulunan vergi tarifesi Kurumlar Vergisi mükellefleri ise Kurumlar Vergisi yasasının 32'nci maddesinde yer alan yüzde 20 Kurumlar Vergisi oranı uygulanmak suretiyle yatırım indirimi istisnasından yararlandıkları dönemlere ait Gelir veya Kurumlar Vergisi'ni hesaplayacaklardır.<br />
Ayrıca 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen teşvik belgeleri kapsamında yapılan yatırımlar için yatırım indirimi istisnasından yararlanılması halinde Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesi uyarınca yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın yüzde 19,8 oranında vergi kesintisi yapılacaktır.<br />
Anayasa Mahkemesi'nin 15.10.2009 gün ve 2006/95 esas, 2009/144 sayısı kararı sonrası oluşan resmi görüşler ve uygulamaya yönelik olarak yapılan çalışmalar dikkate alındığında, konuya ilişkin mevcut duraksamaların artması söz konusu olabilecektir.<br />
<br />
<br />
Veysi SEVİĞ<br />
Referans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 69'uncu maddesinde, 6009 sayılı yasanın 5'inci maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca, gelir ve kurumlar mükellefleri, 31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;<br />
 <br />
* 24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında Gelir Vergisi Yasası'nın 4842 sayılı yasayla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6'ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 01.01.2006 tarihinden sonra yaptıkları yatırımları,<br />
 <br />
* Gelir Vergisi Yasası'nın yürürlükten kaldırılan 19'uncu maddesi kapsamında 01.01.2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları nedeniyle 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri çerçevesinde kazançlarından indirebileceklerdir. Bu düzenlemeye Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan vergi oranına ilişkin hükümler dahildir.<br />
Bilindiği üzere Gelirler Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesi uyarınca 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarla ilgili harcamalar için yatırım indirimi uygulamasına ilişkin Gelir Vergisi Yasası'nın 24.04.2003 tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümleri uygulanmaktadır. Ayrıca teşvik belgelerinde 24.04.2003 tarihinden sonra ilave edilen iktisadi kıymetler için yapılan harcamalar bu hükme tabi değildir.<br />
Yukarıda belirtilen şekilde yapılan yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlarla yasanın 24.04.2003 tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançları üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın yüzde 19,8 oranında Gelir Vergisi tevkifatı uygulanmaktadır.<br />
Yasal düzenleme gereği indirim istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın yüzde 25'inin aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanmaktadır.<br />
Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 69'uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi, Maliye Bakanlığı'na aittir. Bu bağlamda oluşan görüşe göre;<br />
Yeni düzenleme gereği Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri 31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersiz olması nedeniyle indiremedikleri devreden yatırım indirimi istisnası tutarları, bu bağlamda 2006, 2007 ve 2008 yıllarındaki yararlandıkları tutarlardan kalan kısmı endekslenmiş değerleriyle birlikte 2010 ve bu yılı takip eden yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirebileceklerdir.<br />
İlgili dönemde yatırım indirimi istisnası uygulanacak kazanç tutarı ise zarar mahsubu dahil giderlerle tüm indirim ve istisnalar düşüldükten sonraki kazanç tutarıdır. Dolayısıyla her dönem itibariyle yararlanabilecek yatırım indirimi istisnası tutarı söz konusu kazanç tutarının yüzde 25'ini aşmayacaktır. <br />
 <br />
Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri;<br />
* 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında Gelir Vergisi Yasası'nın 4842 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1-6'ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımlar için, belge kapsamında 01.01.2006 tarihinden sonra yapmış oldukları yatırım harcamaları için 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerimize göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarından 31.12.2008 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersizliği sebebiyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile,<br />
m Bu yatırımlar kapsamında olup, halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, endekslenmiş değerleri ile birlikte 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirim konusu yapabileceklerdir. <br />
* Gelir Vergisi Yasası'nın yürürlükten kaldırılmış bulunan (mülga) 19'uncu maddesi kapsamında 01.01.2006 tarihinden önce yatırıma başlanıldığını belgeleyen Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri, komple ya da entegre tesisler gibi tamamlanması belli süreci gerektiren yatırımlarla ilgili ve bu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip bu tarihten sonra yaptıkları yatırım harcamaları için, 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde hesapladıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarından 31.12.2008 tarihi itibariyle mevcut olup, kazancın yetersizliği nedeniyle indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarlarını endekslenmiş değerleri ile 2010 ve müteakip yıllarda elde ettikleri kazançlardan indirebileceklerdir. <br />
Diğer yandan bu yatırımlar kapsamında olup söz konusu yatırımlarla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz edip halen devam eden yatırım harcamaları dolayısıyla 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını da endekslenmiş değerleriyle birlikte indirim konusu yapabileceklerdir.<br />
İlgili dönemler itibariyle yatırım indirimi istisnası uygulayan mükelleflerin istisna uygulaması sonucu kalan kazançları üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanacaktır. <br />
Dolayısıyla yatırım indirimi istisnası uygulaması sonucunda kalan kazanç tutarlarına Gelir Vergisi mükellefleri yatırım indirimi istisnası uygulayacakları dönemde yürürlükte bulunan vergi tarifesi Kurumlar Vergisi mükellefleri ise Kurumlar Vergisi yasasının 32'nci maddesinde yer alan yüzde 20 Kurumlar Vergisi oranı uygulanmak suretiyle yatırım indirimi istisnasından yararlandıkları dönemlere ait Gelir veya Kurumlar Vergisi'ni hesaplayacaklardır.<br />
Ayrıca 24.04.2003 tarihinden önce yapılan başvurulara istinaden düzenlenen teşvik belgeleri kapsamında yapılan yatırımlar için yatırım indirimi istisnasından yararlanılması halinde Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 61'inci maddesi uyarınca yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın yüzde 19,8 oranında vergi kesintisi yapılacaktır.<br />
Anayasa Mahkemesi'nin 15.10.2009 gün ve 2006/95 esas, 2009/144 sayısı kararı sonrası oluşan resmi görüşler ve uygulamaya yönelik olarak yapılan çalışmalar dikkate alındığında, konuya ilişkin mevcut duraksamaların artması söz konusu olabilecektir.<br />
<br />
<br />
Veysi SEVİĞ<br />
Referans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Belediyeler vergi darboğazında: 150 belediyenin borcu 2.3 milyar]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Belediyeler-vergi-darbogazinda-150-belediyenin-borcu-2-3-milyar</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:37:11 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Belediyeler-vergi-darbogazinda-150-belediyenin-borcu-2-3-milyar</guid>
			<description><![CDATA[Devlete 850 bin TL'nin üzerinde vergi borcu bulunan vergi borçluları arasında yüzlerce belediye yer alıyor. Vergi borçluları listesinde ilk 2300 işletme içinde 150 belediye bulunuyor. 150 belediye ve belediye kuruluşunun toplam vergi borcu 2 milyar 334 milyon 408 bin TL'yi aşıyor. <br />
Borçlu listesinde 7556 mükellefin 30 Haziran itibariyle ödenmemiş ve toplam miktarları 850 bin TL ve üzerinde vergi borcu bulunuyor. 150 belediyenin vergi borçlarının 2.6 milyon TL ile 259.1 milyon TL arasında değişiyor. Aralarında 5 büyükşehir Belediye Başkanlığı ile 2 büyükşehir belediyesinin işletmelerinin de yer aldığı belediyelerin ve kuruluşların toplam vergi borcu 2 milyar 334 milyon 408 bin TL'yi aşıyor. Vergi boçluları listesinde 9'uncu sırasında 259 milyon 120 bin TL vergi borcuyla İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün yer alırken onu 18'inci sırada bulunan 180 milyon 731 bin TL vergi borcuyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi izliyor.<br />
 Vergi borçluları listesinde yer alan büyükşehir belediyelerinden bir diğeri ise Adana. Adana Büyükşehir Belediyesi 89 milyon 124 milyon TL vergi borcuyla listenin 48'inci sırasında yer alıyor. Adana Büyükşehir'in ayrıca Ticari İştirakler şube müdürlüğünün ise 2 milyon 673 bin TL vergi borcu görünüyor. Sakarya Büyükşehir Belediyesi 19 milyon 708.3 bin TL ile listenin 153'üncü sırasında, Mersin Büyükşehir Belediyesi 19 milyon 708 bin TL ile 239'uncu sırada yer alıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin vergi borcu ise 3 milyon 906 bin TL. Listenin 19'uncu sırasında Karamanlı Belediye Başkanlığı İktisadi İşletmeleri'nin (motorlu taşıt ve motosiklet) 173 milyon 755 bin TL vergi borcuyla, 76'ıncı sırasında Sarıyer Belediye Başkanlığı 57 milyon 594 bin TL vergi borcuyla dikkat çekiyor. <br />
<br />
<br />
Referans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Devlete 850 bin TL'nin üzerinde vergi borcu bulunan vergi borçluları arasında yüzlerce belediye yer alıyor. Vergi borçluları listesinde ilk 2300 işletme içinde 150 belediye bulunuyor. 150 belediye ve belediye kuruluşunun toplam vergi borcu 2 milyar 334 milyon 408 bin TL'yi aşıyor. <br />
Borçlu listesinde 7556 mükellefin 30 Haziran itibariyle ödenmemiş ve toplam miktarları 850 bin TL ve üzerinde vergi borcu bulunuyor. 150 belediyenin vergi borçlarının 2.6 milyon TL ile 259.1 milyon TL arasında değişiyor. Aralarında 5 büyükşehir Belediye Başkanlığı ile 2 büyükşehir belediyesinin işletmelerinin de yer aldığı belediyelerin ve kuruluşların toplam vergi borcu 2 milyar 334 milyon 408 bin TL'yi aşıyor. Vergi boçluları listesinde 9'uncu sırasında 259 milyon 120 bin TL vergi borcuyla İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün yer alırken onu 18'inci sırada bulunan 180 milyon 731 bin TL vergi borcuyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi izliyor.<br />
 Vergi borçluları listesinde yer alan büyükşehir belediyelerinden bir diğeri ise Adana. Adana Büyükşehir Belediyesi 89 milyon 124 milyon TL vergi borcuyla listenin 48'inci sırasında yer alıyor. Adana Büyükşehir'in ayrıca Ticari İştirakler şube müdürlüğünün ise 2 milyon 673 bin TL vergi borcu görünüyor. Sakarya Büyükşehir Belediyesi 19 milyon 708.3 bin TL ile listenin 153'üncü sırasında, Mersin Büyükşehir Belediyesi 19 milyon 708 bin TL ile 239'uncu sırada yer alıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin vergi borcu ise 3 milyon 906 bin TL. Listenin 19'uncu sırasında Karamanlı Belediye Başkanlığı İktisadi İşletmeleri'nin (motorlu taşıt ve motosiklet) 173 milyon 755 bin TL vergi borcuyla, 76'ıncı sırasında Sarıyer Belediye Başkanlığı 57 milyon 594 bin TL vergi borcuyla dikkat çekiyor. <br />
<br />
<br />
Referans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni iş kuracaklar bu hatalara düşmeyin]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Yeni-is-kuracaklar-bu-hatalara-dusmeyin</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:31:33 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Yeni-is-kuracaklar-bu-hatalara-dusmeyin</guid>
			<description><![CDATA[Başarılı bir işe nasıl başlanır sorusuna net cevaplar verebilecek bir rehber henüz oluşturulmamış olsa da yeni kurulan şirketlerin sıkça yaptığı hatalar dikkate alınması başarıya yardımcı olabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan bir analizde, acemi girişimcilerin şirketlerinin kuruluş aşamasında ne tür hatalar yaptıklarına dikkat çekildi. <br />
<br />
 <br />
<br />
İşte yeni girişimcileri başarısızlığa götüren 10 kusurlu hareket:           <br />
<br />
 <br />
<br />
1.Tek başına olmak <br />
<br />
İş geliştirme sürecine dahil olan tek kişi sizseniz, o projenin şekillendirilebilir olmasını beklemek biraz umutsuzca olabilir. Halkla ilişkiler, danışmanlık ya da web tasarımı gibi şirketleri kurmak cüzi miktarda sermaye gerektirse de yönetici asistanı, satış temsilcisi ve hatta deneyimsiz çalışanları işe almak bile ilk aşama büyük bir maliyet yükü getirecektir.<br />
<br />
   <br />
<br />
Ancak yine de, diğer insanları işin içine dahil etmenin işi daha kârlı hale getirebileceği fikrini değerlendirmeye almanız da fayda var. <br />
<br />
     <br />
<br />
2. Çok fazla kişiden tavsiye almak <br />
<br />
İşinde uzman kişilerden tavsiye almak her zaman için faydalıdır ve özellikle başarılı adımlarla şirketlerini zirveye taşımış insanlar, bu sayede henüz kuruluş aşamasında şirketlerinin önünü açabilir. Ancak aynı konuda çok fazla insanın fikrine danışmak, kendi kararınızı ertelemenize ve şirketinizi kuruluş aşamasından bir adım ileriye götürememenize neden olabilir.    <br />
<br />
 <br />
<br />
3.Sonuç getirmeyecek ürünlere çok para harcamak <br />
<br />
Başarılı bir şirketin temeli genelde başarılı ürünlerle atılır. Ancak bir ürün üzerine çok fazla zaman harcayan girişimciler, ürün yerine satış organizasyonuna odaklanan rakiplerinin karşısında geride kalabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
New York merkezli yayıncılık şirketi Atma Global’ın CEO’su Sanjyot Dunung, girişimcilerin hayallerine çok fazla zaman ayırıp, başarılı bir satış ekibi oluşturmamanın kariyerinin ilk aşamalarında kendisine pahalıya patladığını söylüyor. <br />
<br />
 <br />
<br />
4. Çok küçük bir piyasayı hedef almak <br />
<br />
Girişimcilerin ilk işlerinde her zaman daha küçük kitleleri hedef alarak adım attıkları görülür. Ancak yapılan işin başarılı olup, hedeflediği piyasaya sığmamaya  başlaması durumunda bazı sıkıntılar baş gösterebilir. Bu yüzden en iyisi, şirketinizin payı küçük kalsa bile daha büyük piyasalar hedeflemek ve ona göre temkinli adımlar atmak olacaktır. <br />
<br />
 <br />
<br />
5. Bir piyasaya dağıtıcı ortak olmadan girmek<br />
<br />
Halihazırda sizin adınızı duyuracak, aracı kurumlar, üretim temsilcileri ya da halkla ilişkiler şirketlerinin bulunduğu bir piyasada yükselmek, yeni girişimciler için oldukça kolaydır. Tekstil, gıda, medya ve diğer büyük sektörlerde işler genelde bu şekilde yürür. Ancak diğerleri o kadar şanslı olamayabilir. Bu yüzden bir işe başlamadan önce, işinizin önünü açacak ve sizi yönlendirecek kurumların bir listesini yaparak işe başlamak çok daha avantajlı olabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
6. Müşterilere çok para ödemek <br />
<br />
Reklam için çok para harcamak, potansiyel müşteri sayısını artırabilir ancak şirketinizin reklamlara harcadığı parayı kasasına yansıtamayacak durumdaysa, bu  bilançoya zarar yazmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu yüzden, reklam harcamaları konusunun ince elenip sık dokunulması ve her türlü alternatifin değerlendirilmesinde büyük fayda var. <br />
<br />
 <br />
<br />
7. Küçük bir sermayeyle işe başlamak <br />
<br />
Yeni kurulan birçok şirket sadece ofis kiralamak, gerekli ekipmanları satın almak ve müşterileri kapılarına getirecek reklamlar hazırlamak için paraya ihtiyaç duyacaklarına inanır. Ancak, çalışanlarına ödeyecekleri maaşları, vergileri ve sigorta bedellerini hiç hesaba katlamazlar. Bu yüzden, şirketin kuruluş aşamasında her türlü hesaplamanın yapılması gerekir. <br />
<br />
 <br />
<br />
8. Çok fazla sermayeyle başlamak <br />
<br />
Kulağa çok doğru gibi gelmese de, bir işe çok fazla sermayeyle başlamak da zaman zaman sorun yaratabilir. Ellerinde çok fazla nakit kaynak olan şirketler, çok gereksiz harcamalar yapıp, ellerindeki kaynakları tüketme riskiyle karşı karşıya kalabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
9. Bir iş planı olmadan işe başlamak <br />
<br />
 Bütün şirketlerin resmi bir iş planı yapması gerekir. Yeni şirketler ise büyümek için ciddi oranda bir sermayeye ve ne zaman kâr etmeye başlayacaklarını ve hedefledikleri noktaya nasıl varacaklarını gösterecek ciddi iş planlarına ihtiyaç duyar. <br />
<br />
 <br />
<br />
10. İş planı üzerine çok fazla düşünmek<br />
<br />
Bazı girişimciler, gözü kara bir şekilde temelsiz planlarla işe başlasalar da bazıları atacakları adımlardan yüzde 100 emin olmadan harekete geçmemeyi tercih eder. Bu şekilde önlerine çıkar fırsatları kaçırıp, ince eleyip sık dokumanın bedelini oldukça ağır bir şekilde ödeyebilirler. <br />
<br />
 <br />
<br />
*Bu yazı Wall Street Journal gazetesinde "10 Mistakes That Start-Up Entrepreneurs Make" başlığıyla yayımlanmıştır. <br />
<br />
Hürriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başarılı bir işe nasıl başlanır sorusuna net cevaplar verebilecek bir rehber henüz oluşturulmamış olsa da yeni kurulan şirketlerin sıkça yaptığı hatalar dikkate alınması başarıya yardımcı olabilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan bir analizde, acemi girişimcilerin şirketlerinin kuruluş aşamasında ne tür hatalar yaptıklarına dikkat çekildi. <br />
<br />
 <br />
<br />
İşte yeni girişimcileri başarısızlığa götüren 10 kusurlu hareket:           <br />
<br />
 <br />
<br />
1.Tek başına olmak <br />
<br />
İş geliştirme sürecine dahil olan tek kişi sizseniz, o projenin şekillendirilebilir olmasını beklemek biraz umutsuzca olabilir. Halkla ilişkiler, danışmanlık ya da web tasarımı gibi şirketleri kurmak cüzi miktarda sermaye gerektirse de yönetici asistanı, satış temsilcisi ve hatta deneyimsiz çalışanları işe almak bile ilk aşama büyük bir maliyet yükü getirecektir.<br />
<br />
   <br />
<br />
Ancak yine de, diğer insanları işin içine dahil etmenin işi daha kârlı hale getirebileceği fikrini değerlendirmeye almanız da fayda var. <br />
<br />
     <br />
<br />
2. Çok fazla kişiden tavsiye almak <br />
<br />
İşinde uzman kişilerden tavsiye almak her zaman için faydalıdır ve özellikle başarılı adımlarla şirketlerini zirveye taşımış insanlar, bu sayede henüz kuruluş aşamasında şirketlerinin önünü açabilir. Ancak aynı konuda çok fazla insanın fikrine danışmak, kendi kararınızı ertelemenize ve şirketinizi kuruluş aşamasından bir adım ileriye götürememenize neden olabilir.    <br />
<br />
 <br />
<br />
3.Sonuç getirmeyecek ürünlere çok para harcamak <br />
<br />
Başarılı bir şirketin temeli genelde başarılı ürünlerle atılır. Ancak bir ürün üzerine çok fazla zaman harcayan girişimciler, ürün yerine satış organizasyonuna odaklanan rakiplerinin karşısında geride kalabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
New York merkezli yayıncılık şirketi Atma Global’ın CEO’su Sanjyot Dunung, girişimcilerin hayallerine çok fazla zaman ayırıp, başarılı bir satış ekibi oluşturmamanın kariyerinin ilk aşamalarında kendisine pahalıya patladığını söylüyor. <br />
<br />
 <br />
<br />
4. Çok küçük bir piyasayı hedef almak <br />
<br />
Girişimcilerin ilk işlerinde her zaman daha küçük kitleleri hedef alarak adım attıkları görülür. Ancak yapılan işin başarılı olup, hedeflediği piyasaya sığmamaya  başlaması durumunda bazı sıkıntılar baş gösterebilir. Bu yüzden en iyisi, şirketinizin payı küçük kalsa bile daha büyük piyasalar hedeflemek ve ona göre temkinli adımlar atmak olacaktır. <br />
<br />
 <br />
<br />
5. Bir piyasaya dağıtıcı ortak olmadan girmek<br />
<br />
Halihazırda sizin adınızı duyuracak, aracı kurumlar, üretim temsilcileri ya da halkla ilişkiler şirketlerinin bulunduğu bir piyasada yükselmek, yeni girişimciler için oldukça kolaydır. Tekstil, gıda, medya ve diğer büyük sektörlerde işler genelde bu şekilde yürür. Ancak diğerleri o kadar şanslı olamayabilir. Bu yüzden bir işe başlamadan önce, işinizin önünü açacak ve sizi yönlendirecek kurumların bir listesini yaparak işe başlamak çok daha avantajlı olabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
6. Müşterilere çok para ödemek <br />
<br />
Reklam için çok para harcamak, potansiyel müşteri sayısını artırabilir ancak şirketinizin reklamlara harcadığı parayı kasasına yansıtamayacak durumdaysa, bu  bilançoya zarar yazmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu yüzden, reklam harcamaları konusunun ince elenip sık dokunulması ve her türlü alternatifin değerlendirilmesinde büyük fayda var. <br />
<br />
 <br />
<br />
7. Küçük bir sermayeyle işe başlamak <br />
<br />
Yeni kurulan birçok şirket sadece ofis kiralamak, gerekli ekipmanları satın almak ve müşterileri kapılarına getirecek reklamlar hazırlamak için paraya ihtiyaç duyacaklarına inanır. Ancak, çalışanlarına ödeyecekleri maaşları, vergileri ve sigorta bedellerini hiç hesaba katlamazlar. Bu yüzden, şirketin kuruluş aşamasında her türlü hesaplamanın yapılması gerekir. <br />
<br />
 <br />
<br />
8. Çok fazla sermayeyle başlamak <br />
<br />
Kulağa çok doğru gibi gelmese de, bir işe çok fazla sermayeyle başlamak da zaman zaman sorun yaratabilir. Ellerinde çok fazla nakit kaynak olan şirketler, çok gereksiz harcamalar yapıp, ellerindeki kaynakları tüketme riskiyle karşı karşıya kalabilir. <br />
<br />
 <br />
<br />
9. Bir iş planı olmadan işe başlamak <br />
<br />
 Bütün şirketlerin resmi bir iş planı yapması gerekir. Yeni şirketler ise büyümek için ciddi oranda bir sermayeye ve ne zaman kâr etmeye başlayacaklarını ve hedefledikleri noktaya nasıl varacaklarını gösterecek ciddi iş planlarına ihtiyaç duyar. <br />
<br />
 <br />
<br />
10. İş planı üzerine çok fazla düşünmek<br />
<br />
Bazı girişimciler, gözü kara bir şekilde temelsiz planlarla işe başlasalar da bazıları atacakları adımlardan yüzde 100 emin olmadan harekete geçmemeyi tercih eder. Bu şekilde önlerine çıkar fırsatları kaçırıp, ince eleyip sık dokumanın bedelini oldukça ağır bir şekilde ödeyebilirler. <br />
<br />
 <br />
<br />
*Bu yazı Wall Street Journal gazetesinde "10 Mistakes That Start-Up Entrepreneurs Make" başlığıyla yayımlanmıştır. <br />
<br />
Hürriyet]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TOBB'un 3 milyar doları var]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-TOBB-un-3-milyar-dolari-var</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:23:01 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-TOBB-un-3-milyar-dolari-var</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) eski ve büyük bir sivil toplum örgütü olarak biliniyor. Pek çok başarılı çalışması var. Bunlardan biri dün hayata geçirildi, Nusaybin sınır kapısının yenilenmesi için TOBB, Gümrük Müsteşarlığı ile anlaşma imzaladı.<br />
Böylece, TOBB yedi gümrük kapısının modernizasyonunu bitirdikten sonra sekizincinin yenileme çalışmalarına başlayacak. Dolayısıyla Türkiye'nin sınır kapılarında ihracat ve ithalat işlemleri hızla gerçekleştirilecek. TOBB'un yetersiz kalan kamu kaynakları nedeniyle bu türden altyapı yatırımlarına kaynak ayırması çok olumlu bir gelişme oldu.<br />
Gelelim TOBB hakkındaki eleştirilere... Dün Referans gazetesinde yer alan bir haberde Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanvekili Dr. Mustafa Çıkrıkçıoğlu "TOBB'un 3 milyar dolarlık bir varlığı bulunduğunu, bu birikimin kime faydası olduğunun sorgulanması gerektiğini" belirtti.<br />
Bir başka işadamı İsmail Gülle "TOBB, bir finans kurumu gibi çok büyük paralara hükmediyor. Arsalar alıyor, plazalar ve oteller yapıyor. Bu kadar çok paranın bir kurumda olması doğru mu ona bakmak lazım. Alttakiler açken yukarıdakilerin bu kadar çok parasının olması soru işaretlerini artırıyor" diyor.<br />
Peki işadamları arasındaki bu tartışmalar niye şimdi yapılıyor? Çünkü TOBB Amerikan kaynaklı mali krizin şokları Türkiye'yi etkilerken, zor durumda kalan üyelerine yardımda bulunmadı. Kredi Garanti Fonu'nu çalıştırmak için devletten para bekledi. Oysa iddia edildiği gibi TOBB'un 3 milyar doları varsa, üyelerini devlete muhtaç etmeden zor durumdan kurtulmalarına yardımcı olabilirdi. Bir başka işadamı Halit Narin, TOBB, işçi ve işveren sendikalarının ellerinde 20 milyar dolar tutarında fon olduğunu ileri sürerek bu paranın krizden olumsuz etkilenen işadamlarına kullandırılmasını önerdi. Ama TOBB'dan hiç ses çıkmadı. Aksine TOBB, yaptığı açıklamalarla ekonomik beklentileri olumsuza doğru yönlendiren bir tavır aldı.<br />
Hatta Başbakan'dan devlet yardımlarını talep ederken, "siz de istihdam sağlayın" önerisini ekonomi dışı buldu. Sanki TOBB'un talep ettiği devlet yardımları piyasa ekonomisi kurallarına uygunmuş gibi. İşte bütün bu konular tartışılırken, TOBB'un Anayasa değişikliklerinin oylanacağı referandumda üyelerine "susun" telkini yaptığı basına yansıdı. Halbuki işadamlarının bir sivil toplum örgütü olan TOBB'un, yurtdışına çıkış özgürlüğünü getiren, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasını önleyen, yargının ekonomik yatırımlar hakkında yerindelik kararı vermesini kaldıran, ayrıca Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile iş dünyasının ekonomik ve mali kararların alınması sürecine katılmalarını sağlayacak yeni anayasa değişikliklerine evet demesi gerekiyordu. Çünkü bir işadamı, kendi özgürlüklerini genişleten bir değişime niye tarafsız kalsın ya da bu değişim karşısında niye sussun. Bu soruyu soranlar, işi TOBB'un bölünmesine kadar götüreceğe benziyorlar. Bakalım 12 Eylül referandumundan sonra TOBB için hayat eskisi gibi devam edecek mi?<br />
<br />
Süleyan YAŞAR<br />
Sabah]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) eski ve büyük bir sivil toplum örgütü olarak biliniyor. Pek çok başarılı çalışması var. Bunlardan biri dün hayata geçirildi, Nusaybin sınır kapısının yenilenmesi için TOBB, Gümrük Müsteşarlığı ile anlaşma imzaladı.<br />
Böylece, TOBB yedi gümrük kapısının modernizasyonunu bitirdikten sonra sekizincinin yenileme çalışmalarına başlayacak. Dolayısıyla Türkiye'nin sınır kapılarında ihracat ve ithalat işlemleri hızla gerçekleştirilecek. TOBB'un yetersiz kalan kamu kaynakları nedeniyle bu türden altyapı yatırımlarına kaynak ayırması çok olumlu bir gelişme oldu.<br />
Gelelim TOBB hakkındaki eleştirilere... Dün Referans gazetesinde yer alan bir haberde Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanvekili Dr. Mustafa Çıkrıkçıoğlu "TOBB'un 3 milyar dolarlık bir varlığı bulunduğunu, bu birikimin kime faydası olduğunun sorgulanması gerektiğini" belirtti.<br />
Bir başka işadamı İsmail Gülle "TOBB, bir finans kurumu gibi çok büyük paralara hükmediyor. Arsalar alıyor, plazalar ve oteller yapıyor. Bu kadar çok paranın bir kurumda olması doğru mu ona bakmak lazım. Alttakiler açken yukarıdakilerin bu kadar çok parasının olması soru işaretlerini artırıyor" diyor.<br />
Peki işadamları arasındaki bu tartışmalar niye şimdi yapılıyor? Çünkü TOBB Amerikan kaynaklı mali krizin şokları Türkiye'yi etkilerken, zor durumda kalan üyelerine yardımda bulunmadı. Kredi Garanti Fonu'nu çalıştırmak için devletten para bekledi. Oysa iddia edildiği gibi TOBB'un 3 milyar doları varsa, üyelerini devlete muhtaç etmeden zor durumdan kurtulmalarına yardımcı olabilirdi. Bir başka işadamı Halit Narin, TOBB, işçi ve işveren sendikalarının ellerinde 20 milyar dolar tutarında fon olduğunu ileri sürerek bu paranın krizden olumsuz etkilenen işadamlarına kullandırılmasını önerdi. Ama TOBB'dan hiç ses çıkmadı. Aksine TOBB, yaptığı açıklamalarla ekonomik beklentileri olumsuza doğru yönlendiren bir tavır aldı.<br />
Hatta Başbakan'dan devlet yardımlarını talep ederken, "siz de istihdam sağlayın" önerisini ekonomi dışı buldu. Sanki TOBB'un talep ettiği devlet yardımları piyasa ekonomisi kurallarına uygunmuş gibi. İşte bütün bu konular tartışılırken, TOBB'un Anayasa değişikliklerinin oylanacağı referandumda üyelerine "susun" telkini yaptığı basına yansıdı. Halbuki işadamlarının bir sivil toplum örgütü olan TOBB'un, yurtdışına çıkış özgürlüğünü getiren, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasını önleyen, yargının ekonomik yatırımlar hakkında yerindelik kararı vermesini kaldıran, ayrıca Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile iş dünyasının ekonomik ve mali kararların alınması sürecine katılmalarını sağlayacak yeni anayasa değişikliklerine evet demesi gerekiyordu. Çünkü bir işadamı, kendi özgürlüklerini genişleten bir değişime niye tarafsız kalsın ya da bu değişim karşısında niye sussun. Bu soruyu soranlar, işi TOBB'un bölünmesine kadar götüreceğe benziyorlar. Bakalım 12 Eylül referandumundan sonra TOBB için hayat eskisi gibi devam edecek mi?<br />
<br />
Süleyan YAŞAR<br />
Sabah]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tevkifat Oranı]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Tevkifat-Orani</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:22:27 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Tevkifat-Orani</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar inşaatlara vinç işi tevkifata tabimi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar inşaatlara vinç işi tevkifata tabimi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Özelge ve sirküler için yönetmelik]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Ozelge-ve-sirkuler-icin-yonetmelik</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:11:52 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Ozelge-ve-sirkuler-icin-yonetmelik</guid>
			<description><![CDATA[Gelir İdaresi Başkanlığı’nca, 28 Ağustos 2010 tarih ve 27686 sayılı Resmi Gazete’de; “Mükelleflerin İzahat Taleplerinin Cevaplandırılmasına Dair Yönetmelik” yayımlandı.<br />
<br />
Yayımlanan bu yönetmelik; mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından belirsizlik ve kararsızlık gördükleri hususlar hakkında yazı ile isteyecekleri açıklamanın özelge tayin edilmek suretiyle cevaplanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacı ile yayımlandı.<br />
<br />
Özelge talebinin kapsamı:<br />
<br />
Yukarıda da açıklandığı üzere; mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından belirsizlik ve kararsızlık gördükleri hususlar hakkında yazı ile isteyecekleri izahat taleplerine ilişkin olarak açıklamanın özelge tayin edilmek suretiyle verileceğini yazmıştık. Bu nedenle mükelleflerin aşağıdaki başvuruları özelge kapsamında değerlendirilmemektedir.<br />
<br />
a- Başkalarının vergi durumları hakkında bilgi ve izahat talepleri,<br />
<br />
b- Yargıya intikal etmiş olaylara ilişkin izahat talepleri,<br />
<br />
c- Hakkında vergi incelemesi yapılmakta olan mükelleflerce veya vergi sorumlularınca incelemeye konu olan işlemlerle ilgili izahat talepleri,<br />
<br />
ç- Somut bir olaya dayanmayan, teorik hususlara ilişkin bilgi ve izahat talepleri,<br />
<br />
d-Mücbir sebep hâli ilanı, vergi borçlarının terkini, belge düzenine ilişkin yetkilerin kullanılması gibi kanunlarla uygulamanın tespitine dair Maliye Bakanlığına yetki verilen konulara ilişkin talepler,<br />
<br />
e- Mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi uygulamaları ile ilgili işlemlerinin gerçekleşmesinden sonra yaptıkları başvuruları ile Kanunun 122’nci maddesine göre vergi hataları ile ilgili yapılan düzeltme talepleri ve 124’üncü maddesine göre Maliye Bakanlığınca incelenecek olan şikâyet yoluyla müracaatlar,<br />
<br />
f- Sözlü veya yazılı olarak veya internet aracılığıyla, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca yapılan talepler. (Yönetmelik Md.8) <br />
<br />
Kimler özelge talep edebilecek?<br />
<br />
Özelge talepleri, mükellefler ile vergi sorumluları, bunların mirasçıları, yetki belgesine sahip kanuni temsilcileri veya vekillerince yapılır. <br />
<br />
Odalar ve birlikler gibi mesleki kuruluşlar, kendi mükellefiyetleri ile ilgili olanlar hariç olmak üzere, üyelerine ilan etmek amacıyla özelge talebinde bulunamayacaklar. Ancak, adı geçen bu kuruluşlar Başkanlıktan, vergilendirme ile ilgili konularda özelge niteliğinde olmayan görüş talep edebilecekler. (Yönetmelik Md.9)<br />
<br />
Özelge talep edilecek merci: <br />
<br />
Özelge, mükelleflerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından sürekli mükellefiyetlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde defterdarlıklardan talep edilecek.<br />
<br />
Diğer mükellef veya vergi sorumluları özelge talepleri için, ikametgâh veya kanuni merkezlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde defterdarlıklara; ikametgâhı veya kanuni merkezi bulunmayanlar ise Ankara, İstanbul ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlıklarından herhangi birine başvuracaklar.<br />
<br />
Özelge talepleri, Başkanlığın internet sitesinde bir örneği yer alan Özelge Talep Formu kullanılmak suretiyle yapılacak. Söz konusu form kullanılmaksızın yapılacak özelge talepleri kabul edilmeyecek. (yönetmelik Md.10) * Devam edecek<br />
<br />
<br />
Engin MALAY<br />
Yeni Gün]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gelir İdaresi Başkanlığı’nca, 28 Ağustos 2010 tarih ve 27686 sayılı Resmi Gazete’de; “Mükelleflerin İzahat Taleplerinin Cevaplandırılmasına Dair Yönetmelik” yayımlandı.<br />
<br />
Yayımlanan bu yönetmelik; mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından belirsizlik ve kararsızlık gördükleri hususlar hakkında yazı ile isteyecekleri açıklamanın özelge tayin edilmek suretiyle cevaplanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacı ile yayımlandı.<br />
<br />
Özelge talebinin kapsamı:<br />
<br />
Yukarıda da açıklandığı üzere; mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından belirsizlik ve kararsızlık gördükleri hususlar hakkında yazı ile isteyecekleri izahat taleplerine ilişkin olarak açıklamanın özelge tayin edilmek suretiyle verileceğini yazmıştık. Bu nedenle mükelleflerin aşağıdaki başvuruları özelge kapsamında değerlendirilmemektedir.<br />
<br />
a- Başkalarının vergi durumları hakkında bilgi ve izahat talepleri,<br />
<br />
b- Yargıya intikal etmiş olaylara ilişkin izahat talepleri,<br />
<br />
c- Hakkında vergi incelemesi yapılmakta olan mükelleflerce veya vergi sorumlularınca incelemeye konu olan işlemlerle ilgili izahat talepleri,<br />
<br />
ç- Somut bir olaya dayanmayan, teorik hususlara ilişkin bilgi ve izahat talepleri,<br />
<br />
d-Mücbir sebep hâli ilanı, vergi borçlarının terkini, belge düzenine ilişkin yetkilerin kullanılması gibi kanunlarla uygulamanın tespitine dair Maliye Bakanlığına yetki verilen konulara ilişkin talepler,<br />
<br />
e- Mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi uygulamaları ile ilgili işlemlerinin gerçekleşmesinden sonra yaptıkları başvuruları ile Kanunun 122’nci maddesine göre vergi hataları ile ilgili yapılan düzeltme talepleri ve 124’üncü maddesine göre Maliye Bakanlığınca incelenecek olan şikâyet yoluyla müracaatlar,<br />
<br />
f- Sözlü veya yazılı olarak veya internet aracılığıyla, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca yapılan talepler. (Yönetmelik Md.8) <br />
<br />
Kimler özelge talep edebilecek?<br />
<br />
Özelge talepleri, mükellefler ile vergi sorumluları, bunların mirasçıları, yetki belgesine sahip kanuni temsilcileri veya vekillerince yapılır. <br />
<br />
Odalar ve birlikler gibi mesleki kuruluşlar, kendi mükellefiyetleri ile ilgili olanlar hariç olmak üzere, üyelerine ilan etmek amacıyla özelge talebinde bulunamayacaklar. Ancak, adı geçen bu kuruluşlar Başkanlıktan, vergilendirme ile ilgili konularda özelge niteliğinde olmayan görüş talep edebilecekler. (Yönetmelik Md.9)<br />
<br />
Özelge talep edilecek merci: <br />
<br />
Özelge, mükelleflerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından sürekli mükellefiyetlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde defterdarlıklardan talep edilecek.<br />
<br />
Diğer mükellef veya vergi sorumluları özelge talepleri için, ikametgâh veya kanuni merkezlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde defterdarlıklara; ikametgâhı veya kanuni merkezi bulunmayanlar ise Ankara, İstanbul ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlıklarından herhangi birine başvuracaklar.<br />
<br />
Özelge talepleri, Başkanlığın internet sitesinde bir örneği yer alan Özelge Talep Formu kullanılmak suretiyle yapılacak. Söz konusu form kullanılmaksızın yapılacak özelge talepleri kabul edilmeyecek. (yönetmelik Md.10) * Devam edecek<br />
<br />
<br />
Engin MALAY<br />
Yeni Gün]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[GSS primi 12 Eylül'den sonra]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-GSS-primi-12-Eylul-den-sonra</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:02:40 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-GSS-primi-12-Eylul-den-sonra</guid>
			<description><![CDATA[12 Eylül'de referandum yapacağız ama hemen ertesi ay başından itibaren zorunlu GSS başlıyor. Yani, 1 Ekim 2010'dan itibaren, 18 yaşından büyük çocuklar, işsizler, ayda 30 günden az SSK'lı bildirilenler, köylüler her ay SGK'ya GSS primi ödemeye başlayacak<br />
<br />
Ben SSK'lı olarak asgari ücretle çalışmaktayım. Eşim SSK'dan emekli olup oğlumuz bu yıl 18 yaşına girdi ve ÖSS'yi bu sene kazanamadı ve bu yıl da dershaneye gidecek. Gazetede GSS primleri ile ilgili yazınızı okudum. Oğlumu bildirmek zorunda mıyım?<br />
Sibel Akarsu Güvenç <br />
<br />
Temel'in babası bir cuma günü vefat etmiş. Etraftan demişler ki "Baban mübarek cuma günü öldü, mezarında rahat eder, kabir azabı çekmez". Temel de imama sormaya karar vermiş.<br />
- Hocam babam cuma günü öldü cennete gider mi?<br />
- Namaz kılar mıydı?<br />
- Kılmazdı ama cuma günü öldü.<br />
- Oruç tutar mıydı?<br />
- Tutmazdı ama cuma günü öldü.<br />
- Zekât bağış vb. şeyler verir miydi?<br />
- Vermezdi ama mübarek cuma öldü bir şey yapmazlar değil mi?<br />
- Babana cuma günü bir şey yapmazlar ama ertesi gün ......" dediği gibi, 12 Eylül 2010 günü referandum yapacağız, ardından 1 Ekim 2010 günü de zorunlu GSS sigortası başlatılıyor. <br />
Hanımefendi, 18 yaşını tamamlamış ve ÖSS'yi kazanamamış çocuğunuz için 1 Ekim 2010'dan itibaren her ay GSS primi ödeme zorunluluğunuz başlayacak. GSS priminin rakamının belirlenmesi için önce ikamet ettiğiniz yerdeki kaymakamlığın yeşil kart bürosunda yaptıracağınız gelir testi ile birlikte en geç 1 Kasım 2010 gününe kadar SGK'ya gidip, GSS giriş bildirgesi düzenleyip, vermezseniz hem bir asgari ücret idari para cezası ile cezalandırılacaksınız hem de zamanında gelir testine gitmediğinizde en yüksek rakam olan 182 lira GSS prim borcunu her ay SGK'ya ödemek zorunda kalacaksınız.<br />
<br />
18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERE DE GSS PRİMİ VAR<br />
<br />
18 yaşından küçük bütün çocuklarımız ana babasının kesesinden devlet tarafından tedavi ettiriliyor. Nasıl mı? Diyelim ki ana ve babanın sosyal güvencesi yok; bu durumda 18 yaşından küçük çocuk hastaneye gittiğinde SGK üzerinden sağlık yardımı alma hakkına sahip. Ancak çocuk hastaneye gittiği günden itibaren ana veya babası otomatikman<br />
zorunlu GSS sigortalısı olmak zorunda. Bu işlem için de 1 ay içinde kaymakamlığa gidip gelir testi yaptırmak ve çıkacak gelire göre GSS giriş bildirgesi verip, GSS aylık primlerini de ödemek zorunda. Aksi takdirde hem 760 lira ceza hem de aylık 182 lira GSS primini ödemek zorunda kalır. Aslında 5510 sayılı Kanuna göre gelir testini SGK yapmak zorunda ama işi bir genelgeyle kaymakamlık yeşil kart bürolarına yıkmışlar. Kanun'a göre;<br />
Aile içindeki geliri, kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az olan vatandaşlara yeşil kart verilecek, sağlıktan yararlanmaları sağlanacak. <br />
- Bu nedenle herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımız 1 Ekim 2010 tarihinden itibaren zorunlu genel sağlık sigortalısı (GSS) olacağı için evde oturan kişi sayısı ve eve giren gelir kişi sayısına bölündüğünde aylık kişi başına düşen geliri;<br />
- 253.50 TL ve altında olanlar yeşil kartlı olacaklar<br />
- 253.50 liradan çok 760.5 liradan az geliri olanlar her ay 30.42 lira<br />
- 760.5 liradan çok 1521 liradan az geliri olanlar her ay 91.26 lira<br />
- 1521 liradan çok geliri olanlar her ay 182.52 lira prim borcuyla karşılaşıp sağlık hizmeti alamayacaklar.<br />
<br />
İŞSİZLERDE 1 KASIM 2010'A KADAR SÜRE VAR<br />
<br />
1 Ekim 2010'dan önce işsiz kalanlar 30 Ekim'e kadar mutlaka önce kaymakamlığa gidip, gelir testi yaptırıp SGK'ya GSS giriş bildirgesi vermek zorunda. Ancak, 1 Ekim 2010'dan sonra işsiz kalacak olanlar; işsiz kalınan günden itibaren bir ay içinde GSS giriş<br />
bildirgesi doldurup vermezse önce 760.5 lira idari para cezası alacaklar. Ayrıca, ayda 1521 liradan çok geliri var kabul edilerek aylık 182.52 lira GSS primini her ay SGK'ya ödemek zorunda kalacaklar.<br />
<br />
Ali TEZEL<br />
Haber Türk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[12 Eylül'de referandum yapacağız ama hemen ertesi ay başından itibaren zorunlu GSS başlıyor. Yani, 1 Ekim 2010'dan itibaren, 18 yaşından büyük çocuklar, işsizler, ayda 30 günden az SSK'lı bildirilenler, köylüler her ay SGK'ya GSS primi ödemeye başlayacak<br />
<br />
Ben SSK'lı olarak asgari ücretle çalışmaktayım. Eşim SSK'dan emekli olup oğlumuz bu yıl 18 yaşına girdi ve ÖSS'yi bu sene kazanamadı ve bu yıl da dershaneye gidecek. Gazetede GSS primleri ile ilgili yazınızı okudum. Oğlumu bildirmek zorunda mıyım?<br />
Sibel Akarsu Güvenç <br />
<br />
Temel'in babası bir cuma günü vefat etmiş. Etraftan demişler ki "Baban mübarek cuma günü öldü, mezarında rahat eder, kabir azabı çekmez". Temel de imama sormaya karar vermiş.<br />
- Hocam babam cuma günü öldü cennete gider mi?<br />
- Namaz kılar mıydı?<br />
- Kılmazdı ama cuma günü öldü.<br />
- Oruç tutar mıydı?<br />
- Tutmazdı ama cuma günü öldü.<br />
- Zekât bağış vb. şeyler verir miydi?<br />
- Vermezdi ama mübarek cuma öldü bir şey yapmazlar değil mi?<br />
- Babana cuma günü bir şey yapmazlar ama ertesi gün ......" dediği gibi, 12 Eylül 2010 günü referandum yapacağız, ardından 1 Ekim 2010 günü de zorunlu GSS sigortası başlatılıyor. <br />
Hanımefendi, 18 yaşını tamamlamış ve ÖSS'yi kazanamamış çocuğunuz için 1 Ekim 2010'dan itibaren her ay GSS primi ödeme zorunluluğunuz başlayacak. GSS priminin rakamının belirlenmesi için önce ikamet ettiğiniz yerdeki kaymakamlığın yeşil kart bürosunda yaptıracağınız gelir testi ile birlikte en geç 1 Kasım 2010 gününe kadar SGK'ya gidip, GSS giriş bildirgesi düzenleyip, vermezseniz hem bir asgari ücret idari para cezası ile cezalandırılacaksınız hem de zamanında gelir testine gitmediğinizde en yüksek rakam olan 182 lira GSS prim borcunu her ay SGK'ya ödemek zorunda kalacaksınız.<br />
<br />
18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERE DE GSS PRİMİ VAR<br />
<br />
18 yaşından küçük bütün çocuklarımız ana babasının kesesinden devlet tarafından tedavi ettiriliyor. Nasıl mı? Diyelim ki ana ve babanın sosyal güvencesi yok; bu durumda 18 yaşından küçük çocuk hastaneye gittiğinde SGK üzerinden sağlık yardımı alma hakkına sahip. Ancak çocuk hastaneye gittiği günden itibaren ana veya babası otomatikman<br />
zorunlu GSS sigortalısı olmak zorunda. Bu işlem için de 1 ay içinde kaymakamlığa gidip gelir testi yaptırmak ve çıkacak gelire göre GSS giriş bildirgesi verip, GSS aylık primlerini de ödemek zorunda. Aksi takdirde hem 760 lira ceza hem de aylık 182 lira GSS primini ödemek zorunda kalır. Aslında 5510 sayılı Kanuna göre gelir testini SGK yapmak zorunda ama işi bir genelgeyle kaymakamlık yeşil kart bürolarına yıkmışlar. Kanun'a göre;<br />
Aile içindeki geliri, kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az olan vatandaşlara yeşil kart verilecek, sağlıktan yararlanmaları sağlanacak. <br />
- Bu nedenle herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımız 1 Ekim 2010 tarihinden itibaren zorunlu genel sağlık sigortalısı (GSS) olacağı için evde oturan kişi sayısı ve eve giren gelir kişi sayısına bölündüğünde aylık kişi başına düşen geliri;<br />
- 253.50 TL ve altında olanlar yeşil kartlı olacaklar<br />
- 253.50 liradan çok 760.5 liradan az geliri olanlar her ay 30.42 lira<br />
- 760.5 liradan çok 1521 liradan az geliri olanlar her ay 91.26 lira<br />
- 1521 liradan çok geliri olanlar her ay 182.52 lira prim borcuyla karşılaşıp sağlık hizmeti alamayacaklar.<br />
<br />
İŞSİZLERDE 1 KASIM 2010'A KADAR SÜRE VAR<br />
<br />
1 Ekim 2010'dan önce işsiz kalanlar 30 Ekim'e kadar mutlaka önce kaymakamlığa gidip, gelir testi yaptırıp SGK'ya GSS giriş bildirgesi vermek zorunda. Ancak, 1 Ekim 2010'dan sonra işsiz kalacak olanlar; işsiz kalınan günden itibaren bir ay içinde GSS giriş<br />
bildirgesi doldurup vermezse önce 760.5 lira idari para cezası alacaklar. Ayrıca, ayda 1521 liradan çok geliri var kabul edilerek aylık 182.52 lira GSS primini her ay SGK'ya ödemek zorunda kalacaklar.<br />
<br />
Ali TEZEL<br />
Haber Türk]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SGK yetim aylığı alanların ayrıldığı eşiyle yaşayıp yaşamadığını araştırıyor]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-SGK-yetim-ayligi-alanlarin-ayrildigi-esiyle-yasayip-yasamadigini-arastiriyor</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 06:59:26 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-SGK-yetim-ayligi-alanlarin-ayrildigi-esiyle-yasayip-yasamadigini-arastiriyor</guid>
			<description><![CDATA[Soru: Annem tam hatırlamamakla beraber 5 ya da 6 yıl önce babamla boşandı. Ve o günden beri annem anneannemden maaş alıyor. Annemle babam tekrar evlenmek istiyor. Sormak istediğim şu, annem çeyiz parası alabilir mi? Alabilirse ne yapmamız lazım? Bu arada anneannem SSK emeklisiydi.  Senem TOSUN Cevap: Anneniz SSK emeklisi olduğu için, sadece anneannenizin Emekli Sandığı emeklisi olması halinde yetim aylığı alabilir. Anneanneniz SSK veya Bağ-Kur emeklisiyse yetim aylığı alamaz. Şayet anneniz emekli olduğunu gizleyerek, SSK veya Bağ-Kur’dan yetim aylığı almışsa, annenizin emekli olduğunu tespit ettiklerinde, ödedikleri yetim aylıklarını kanuni faiziyle birlikte geri isterler. Bu açıdan çeyiz yardımı talebinde bulunurken bu hususu da göz önünde bulundurmanızda yarar var. Anneniz ve babanız ayrıldıktan sonra birlikte yaşamamışlarsa, anneniz evlendikten sonra evlenme cüzdanının bir örneğini ekleyeceği talep dilekçesi ile başvuruda bulunarak çeyiz yardımı alabilir. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ayrılan eşlerin tekrar evlenip çeyiz yardımı talebinde bulunduklarında, boşandıkları dönemde birlikte yaşayıp yaşamadıklarını araştırıyor. Birlikte yaşadıklarını tespit ettiğinde, hem ödedikleri yetim aylıklarını faiziyle birlikte geri istiyor, hem de savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.<br />
<br />
Ekim 2010’dan sonra da eşinizin üstünden sağlık yardımı alacaksınız <br />
<br />
Soru: Hastalığımdan dolayı maalesef çalışamaz durumdayım. Eşim hemşire olarak özel bir hastanede çalışmakta olduğundan, eşimin üstünden sağlık yardımı alıyorum. Daha önce yeşil kart da dahil olmak üzere herhangi bir sosyal güvencem yoktu, ta ki evleninceye kadar. Evlendikten sonra eşimin SSK’sından faydalanmaya başladım. 1 Ekim’den sonra benim için ne değişecek? O zaman da eşimin üstünden sağlık yardımı alabilecek miyim? Serkan SEZER Cevap: 1 Ekim 2010’da tüm vatandaşların Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınması sizi etkilemiyor. Çünkü, eşiniz açısından bakmakla yükümlü olduğu kişisiniz. Bundan dolayı, bu gün olduğu gibi 1 Ekim 2010’dan sonra da eşinizin üstünden sağlık yardımı alacaksınız.<br />
<br />
Prim borcunuz silinmiştir<br />
<br />
Soru: 1989’da iş yeri açtım. Bağ-Kur yaptırmadım. Beş ay sonra tutanak tutulup, Bağ-Kur numarası verdiler. 2002’de dükkanı kapattım. Bağ-Kur’a hiç para ödemedim. Bu tarihler içerisinde Bağ-Kur’um devam eder mi?  Mert SARI Cevap: 30 Nisan 2008 itibarıyla Bağ-Kur’a 5 yıldan (60 aydan) fazla prim borcu olanların sigortalılıkları en son primi ödenen ay sonu, hiç prim ödemeyenlerin tescil tarihi itibarıyla durduruldu. 30 Nisan 2008’e kadar olan prim borçları silindi. Silinen borçlara ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmiyor. Ancak silinen prim borçları güncel değerleri üstünden ödenerek, sigortalılık süreleri tekrar kazanılabiliyor. 30 Nisan 2008 itibarıyla 5 yıldan fazla prim borcunuz olduğundan borcunuz silinmiştir. Ancak, silinen borcunuzu 2010 değerleri üstünden ödeyerek günlerinizi tekrar kazanabilirsiniz.<br />
<br />
5975 gün prim ödeyip 58 yaşınızı doldurmanız gerek<br />
<br />
Soru: 1975 gün sigorta primim var. İşe giriş tarihim 3 Mayıs 1999 olup, 10 Eylül 2004’te işten ayrıldım. Emekli olmam için kaç yıl prim ödemem lazım? Kaç yaşında emekli olabilirim?  Berkcan KILINÇ Cevap: Emekli olmak için, 25 yıl sigortalılık süresi, 5975 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. 4048 gün daha prim ödeyerek, 1927 gün olan prim ödemenizi 5975 güne tamamlamanız şartıyla, 2033’te 58 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
Ara vermeden çalışarak prim ödüyorsanız sorun yaşamazsınız<br />
<br />
Soru: 1954 doğumluyum. 1979’da SSK’ya girişim var. Çeşitli nedenlerle arada boşluk bulunuyor. İşsiz kaldığımdan dolayı prim gün sayımı tamamlayamadım. 2005’te kendi mühendislik şirketimi kurup, müdür olarak SSK’ya tekrar girişimi yaptırdım. Şu an yine SSK’ya prim ödemeye devam etmekteyim. 5000 prim gün sayısını doldurmak için 691 gün daha prim ödemek zorundayım. Yalnız, şirket ortağı olarak göründüğüm için benim normal olarak Bağ-Kur’lu olmam gerektiği söyleniyor. Ben nasıl emekli olabilirim? Kemal ÇEVİK Cevap: 2005’te şirketi kurduğunuzda ara boşluğunuz olmadan SSK’lı olarak devam etmişseniz sorun yok, SSK’dan emekli olabilirsiniz. Şirketi kurduğunuz tarihte sigortalı değilseniz, Bağ-Kur sigortalısı olmak zorunda olduğunuzdan SSK’ya fuzuli prim ödemiş durumdasınız. Ancak, daha önce Bağ-Kur’a kaydınız yoksa, 1 Ekim 2008’den sonra ara vermeden sigortalı çalışarak prim ödüyorsanız, bu tarihte yürürlüğe giren yeni yasa sizi kurtarıyor. Çünkü, 1 Ekim 2008’e kadar Bağ-Kur’a kayıt ve tescilini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülükleri 1 Ekim 2008’den itibaren başlatılıyor. Sonuç olarak 1 Ekim 2008’den itibaren ara vermeden sigortalı çalışarak prim ödüyorsanız ve emekli olana kadar da ara vermeden prim öderseniz, sorun yaşamadan SSK‘dan emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
Doğum borçlanması ile 4 yıl erken emekli olabilirsiniz<br />
<br />
Soru: 10 Ocak 1963 doğumluyum. 1 Aralık 1997’den beri SSK’lıyım. 4400 gün prim ödemem var. 1978-1980-1982 yıllarında üç doğum yaptım. Doğum borçlanmasından faydalanabilir miyim? Ne zaman emekli olabilirim? Maaş ne zaman bağlanabilir? K.POYRAZ Cevap: En fazla iki doğum için borçlanma yapılabiliyor. Başlangıç tarihinizden önceki iki doğumunuz için borçlanma yapmanız halinde, başlangıç tarihiniz 4 yıl geri gider ve emekli olmak için, 25 yıl sigortalılık süresi, 5675 gün prim ödeme ve 50 yaş şartlarına tabi olursunuz. Borçlanmayla prim şartını yerine getirmiş olacağınızdan, borçlanmadan sonra prim ödemeseniz de, 20 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 1 Aralık 2013’te emekli olabilirsiniz. Doğum borçlanması yapmazsanız, 1575 gün daha prim ödeyerek, 4400 gün olan prim ödemenizi 5975 güne tamamlamanız şartıyla, 20 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 1 Aralık 2017’de emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Ekrem SARISU<br />
Posta]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Soru: Annem tam hatırlamamakla beraber 5 ya da 6 yıl önce babamla boşandı. Ve o günden beri annem anneannemden maaş alıyor. Annemle babam tekrar evlenmek istiyor. Sormak istediğim şu, annem çeyiz parası alabilir mi? Alabilirse ne yapmamız lazım? Bu arada anneannem SSK emeklisiydi.  Senem TOSUN Cevap: Anneniz SSK emeklisi olduğu için, sadece anneannenizin Emekli Sandığı emeklisi olması halinde yetim aylığı alabilir. Anneanneniz SSK veya Bağ-Kur emeklisiyse yetim aylığı alamaz. Şayet anneniz emekli olduğunu gizleyerek, SSK veya Bağ-Kur’dan yetim aylığı almışsa, annenizin emekli olduğunu tespit ettiklerinde, ödedikleri yetim aylıklarını kanuni faiziyle birlikte geri isterler. Bu açıdan çeyiz yardımı talebinde bulunurken bu hususu da göz önünde bulundurmanızda yarar var. Anneniz ve babanız ayrıldıktan sonra birlikte yaşamamışlarsa, anneniz evlendikten sonra evlenme cüzdanının bir örneğini ekleyeceği talep dilekçesi ile başvuruda bulunarak çeyiz yardımı alabilir. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ayrılan eşlerin tekrar evlenip çeyiz yardımı talebinde bulunduklarında, boşandıkları dönemde birlikte yaşayıp yaşamadıklarını araştırıyor. Birlikte yaşadıklarını tespit ettiğinde, hem ödedikleri yetim aylıklarını faiziyle birlikte geri istiyor, hem de savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.<br />
<br />
Ekim 2010’dan sonra da eşinizin üstünden sağlık yardımı alacaksınız <br />
<br />
Soru: Hastalığımdan dolayı maalesef çalışamaz durumdayım. Eşim hemşire olarak özel bir hastanede çalışmakta olduğundan, eşimin üstünden sağlık yardımı alıyorum. Daha önce yeşil kart da dahil olmak üzere herhangi bir sosyal güvencem yoktu, ta ki evleninceye kadar. Evlendikten sonra eşimin SSK’sından faydalanmaya başladım. 1 Ekim’den sonra benim için ne değişecek? O zaman da eşimin üstünden sağlık yardımı alabilecek miyim? Serkan SEZER Cevap: 1 Ekim 2010’da tüm vatandaşların Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınması sizi etkilemiyor. Çünkü, eşiniz açısından bakmakla yükümlü olduğu kişisiniz. Bundan dolayı, bu gün olduğu gibi 1 Ekim 2010’dan sonra da eşinizin üstünden sağlık yardımı alacaksınız.<br />
<br />
Prim borcunuz silinmiştir<br />
<br />
Soru: 1989’da iş yeri açtım. Bağ-Kur yaptırmadım. Beş ay sonra tutanak tutulup, Bağ-Kur numarası verdiler. 2002’de dükkanı kapattım. Bağ-Kur’a hiç para ödemedim. Bu tarihler içerisinde Bağ-Kur’um devam eder mi?  Mert SARI Cevap: 30 Nisan 2008 itibarıyla Bağ-Kur’a 5 yıldan (60 aydan) fazla prim borcu olanların sigortalılıkları en son primi ödenen ay sonu, hiç prim ödemeyenlerin tescil tarihi itibarıyla durduruldu. 30 Nisan 2008’e kadar olan prim borçları silindi. Silinen borçlara ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmiyor. Ancak silinen prim borçları güncel değerleri üstünden ödenerek, sigortalılık süreleri tekrar kazanılabiliyor. 30 Nisan 2008 itibarıyla 5 yıldan fazla prim borcunuz olduğundan borcunuz silinmiştir. Ancak, silinen borcunuzu 2010 değerleri üstünden ödeyerek günlerinizi tekrar kazanabilirsiniz.<br />
<br />
5975 gün prim ödeyip 58 yaşınızı doldurmanız gerek<br />
<br />
Soru: 1975 gün sigorta primim var. İşe giriş tarihim 3 Mayıs 1999 olup, 10 Eylül 2004’te işten ayrıldım. Emekli olmam için kaç yıl prim ödemem lazım? Kaç yaşında emekli olabilirim?  Berkcan KILINÇ Cevap: Emekli olmak için, 25 yıl sigortalılık süresi, 5975 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. 4048 gün daha prim ödeyerek, 1927 gün olan prim ödemenizi 5975 güne tamamlamanız şartıyla, 2033’te 58 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
Ara vermeden çalışarak prim ödüyorsanız sorun yaşamazsınız<br />
<br />
Soru: 1954 doğumluyum. 1979’da SSK’ya girişim var. Çeşitli nedenlerle arada boşluk bulunuyor. İşsiz kaldığımdan dolayı prim gün sayımı tamamlayamadım. 2005’te kendi mühendislik şirketimi kurup, müdür olarak SSK’ya tekrar girişimi yaptırdım. Şu an yine SSK’ya prim ödemeye devam etmekteyim. 5000 prim gün sayısını doldurmak için 691 gün daha prim ödemek zorundayım. Yalnız, şirket ortağı olarak göründüğüm için benim normal olarak Bağ-Kur’lu olmam gerektiği söyleniyor. Ben nasıl emekli olabilirim? Kemal ÇEVİK Cevap: 2005’te şirketi kurduğunuzda ara boşluğunuz olmadan SSK’lı olarak devam etmişseniz sorun yok, SSK’dan emekli olabilirsiniz. Şirketi kurduğunuz tarihte sigortalı değilseniz, Bağ-Kur sigortalısı olmak zorunda olduğunuzdan SSK’ya fuzuli prim ödemiş durumdasınız. Ancak, daha önce Bağ-Kur’a kaydınız yoksa, 1 Ekim 2008’den sonra ara vermeden sigortalı çalışarak prim ödüyorsanız, bu tarihte yürürlüğe giren yeni yasa sizi kurtarıyor. Çünkü, 1 Ekim 2008’e kadar Bağ-Kur’a kayıt ve tescilini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülükleri 1 Ekim 2008’den itibaren başlatılıyor. Sonuç olarak 1 Ekim 2008’den itibaren ara vermeden sigortalı çalışarak prim ödüyorsanız ve emekli olana kadar da ara vermeden prim öderseniz, sorun yaşamadan SSK‘dan emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
Doğum borçlanması ile 4 yıl erken emekli olabilirsiniz<br />
<br />
Soru: 10 Ocak 1963 doğumluyum. 1 Aralık 1997’den beri SSK’lıyım. 4400 gün prim ödemem var. 1978-1980-1982 yıllarında üç doğum yaptım. Doğum borçlanmasından faydalanabilir miyim? Ne zaman emekli olabilirim? Maaş ne zaman bağlanabilir? K.POYRAZ Cevap: En fazla iki doğum için borçlanma yapılabiliyor. Başlangıç tarihinizden önceki iki doğumunuz için borçlanma yapmanız halinde, başlangıç tarihiniz 4 yıl geri gider ve emekli olmak için, 25 yıl sigortalılık süresi, 5675 gün prim ödeme ve 50 yaş şartlarına tabi olursunuz. Borçlanmayla prim şartını yerine getirmiş olacağınızdan, borçlanmadan sonra prim ödemeseniz de, 20 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 1 Aralık 2013’te emekli olabilirsiniz. Doğum borçlanması yapmazsanız, 1575 gün daha prim ödeyerek, 4400 gün olan prim ödemenizi 5975 güne tamamlamanız şartıyla, 20 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 1 Aralık 2017’de emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Ekrem SARISU<br />
Posta]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tazminatımın Miktarı Ne Kadar? ]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Tazminatimin-Miktari-Ne-Kadar</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 06:56:39 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Tazminatimin-Miktari-Ne-Kadar</guid>
			<description><![CDATA[3 yıl süreyle, 2.700 TL gibi yüksek bir ücretle çalıştığım işyerinden çıkartıldım.Kıdem tazminatım nasıl hesaplanacaktır?<br />
<br />
İşçiye işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince geçen her tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.Yalnız sizin durumunuzda şurası önemli Kıdem tazminatının yıllık miktarı Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet Memuruna 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.Bu azami ikramiye de şu anda 2.517,01 TL’dir.Ücretiniz bundan yüksek bu sebeple azami emeklilik ikramiyesi miktarından hesap yapılır.Çalışma sürenizin 3 yıl olarak belirttiğinizden 3 yıl x 2.517,01TL= 7.551,03 TL Kıdem tazminatınız söz konusu olacaktır.<br />
<br />
Çilingirle İçeri Gireceğim..<br />
<br />
Kiracım kiraladığı yerde durmuyor,kapı da kapalı,içinde eşyalar var,hem de iki aydır kira bedellerini  ödemiyor,çilingirle girerek eşyaları çıkartsak olmaz mı?<br />
<br />
Siz de belirtiyorsunuz,aranızda bir kira sözleşmesi var,kira bedelleri ödenmese bile kira sözleşmesi geçerli,çilingirle eve girmeniz uygun olmaz.Resmi yoldan yani kira bedellerinin ödenmemesi sebebiyle icra takibi başlatın ,tebligat yapılmazsa ,iade olursa Tebligat Kanunu 35  uyarınca yine de tebligat yapabilirsiniz.30 gün içinde kira bedelleri ödenmezse  mahkemeden tahliye istemeniz, sonucunda da mahkeme kararı ile eşyaları çıkarmanız mümkün olur.Kısaca kiracının şikayetine maruz kalmayın,resmi yola başvurmak zorundasınız.<br />
<br />
Sertan AÇIKGÖZ<br />
Yeni Adım Gazetesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[3 yıl süreyle, 2.700 TL gibi yüksek bir ücretle çalıştığım işyerinden çıkartıldım.Kıdem tazminatım nasıl hesaplanacaktır?<br />
<br />
İşçiye işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince geçen her tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.Yalnız sizin durumunuzda şurası önemli Kıdem tazminatının yıllık miktarı Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet Memuruna 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.Bu azami ikramiye de şu anda 2.517,01 TL’dir.Ücretiniz bundan yüksek bu sebeple azami emeklilik ikramiyesi miktarından hesap yapılır.Çalışma sürenizin 3 yıl olarak belirttiğinizden 3 yıl x 2.517,01TL= 7.551,03 TL Kıdem tazminatınız söz konusu olacaktır.<br />
<br />
Çilingirle İçeri Gireceğim..<br />
<br />
Kiracım kiraladığı yerde durmuyor,kapı da kapalı,içinde eşyalar var,hem de iki aydır kira bedellerini  ödemiyor,çilingirle girerek eşyaları çıkartsak olmaz mı?<br />
<br />
Siz de belirtiyorsunuz,aranızda bir kira sözleşmesi var,kira bedelleri ödenmese bile kira sözleşmesi geçerli,çilingirle eve girmeniz uygun olmaz.Resmi yoldan yani kira bedellerinin ödenmemesi sebebiyle icra takibi başlatın ,tebligat yapılmazsa ,iade olursa Tebligat Kanunu 35  uyarınca yine de tebligat yapabilirsiniz.30 gün içinde kira bedelleri ödenmezse  mahkemeden tahliye istemeniz, sonucunda da mahkeme kararı ile eşyaları çıkarmanız mümkün olur.Kısaca kiracının şikayetine maruz kalmayın,resmi yola başvurmak zorundasınız.<br />
<br />
Sertan AÇIKGÖZ<br />
Yeni Adım Gazetesi]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>