<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Muhasebe - SMMM - Vergi - YMM - SMMM Staj Rehberi - Maliye - SGK - İthalat - İhracat - Kambiyo - Emekli - Ekonomi - Finans - UFRS - TFRS - Güncel Bilgi Kaynağı - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.huseyinust.com/</link>
		<description><![CDATA[Muhasebe - SMMM - Vergi - YMM - SMMM Staj Rehberi - Maliye - SGK - İthalat - İhracat - Kambiyo - Emekli - Ekonomi - Finans - UFRS - TFRS - Güncel Bilgi Kaynağı - http://www.huseyinust.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 17:12:55 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA["Vergi borçlarına uygulanan faiz enflasyonun 6 katı"]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Vergi-borclarina-uygulanan-faiz-enflasyonun-6-kati</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 16:03:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Vergi-borclarina-uygulanan-faiz-enflasyonun-6-kati</guid>
			<description><![CDATA[TŞÖF Başkanı Fevzi Apaydın, şoförlerin sorunlarını Maliye Bakanlığı'na sunarak, esnafın vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğini bildirdi. Apaydın, ödenmeyen vergi ve cezalara uygulanan yüzde 30'luk gecikme zammının aşağı çekilmesini istedi.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞÖF) Başkanı Fevzi Apaydın, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'na şoförlerin sorunlarını içeren bir rapor sundu. Raporda, esnafın vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğini belirten Apaydın, vadesi geçmiş vergi borçlarına uygulanan yüzde 30 gecikme zammının aşağı çekilmesini istedi. <br />
<br />
TŞOF Başkanı Fevzi Apaydın, yaptığı yazılı açıklamada, şoför esnafının yaşadığı sıkıntıları Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına bizzat bir raporla ilettiğini bildirdi. Şöför esnafının vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğine dikkat çeken Apaydın, açıklamasında raporun içeriğiyle ilgili şu bilgilere yer verdi: <br />
"2009 yılında yaşanan ekonomik kriz sektörü olumsuz etkimiştir. Başta kamyoncu esnafımız olmak üzere karayolu taşımacılığı sektöründeki tüm esnafımız büyük mali sıkıntılar yaşamaktadır. Esnafımız, ticari borçlarının yanında vergi ve primlerini de ödeyemez bir noktaya gelmiştir ve bu borçlar her geçen gün hızla artmaktadır.” <br />
<br />
Vergi borçlarına uygulanan faiz enflasyonun 6 katı <br />
Vadesi geçmiş vergi borçlarına 19 Kasım 2009'a kadar yüzde 30 oranında gecikme zammı uygulandığına dikkat çeken Apaydın, “Bu oran, aynı dönemdeki enflasyon oranının 6 katı, banka mevduat faizlerinin 3 katı, Devlet iç borçlanma senetlerinin ortalama faizlerinin 3 katı ve Merkez Bankası gecelik borçlanma faizinin 4 katından fazladır. Bu durum, vadesi geçmiş vergi borçlarının ödenmesini zorlaştırmıştır. Son 3 yılın enflasyon oranı (ÜFE), yüzde 20’nin altında olmasına rağmen, aynı dönemdeki toplam gecikme zammı oranı yaklaşık yüzde 90’dır. Yani ödenemeyen vergiler hiç ödenemez hale gelmiştir. 2009 yılı itibariyle basit usuldeki esnafımızın beyan ettiği gelir vergisinde tahakkuk/tahsilat oranı yüzde 53’tür. Yani, esnafımız beyan ettiği her 100 liralık verginin 47 lirasını ödeyememiştir. Bu durum, esnafımızın iyi niyetiyle vergisini beyan ettiğini ancak, vergiyi ödemekte güçlük çektiğini gösteriyor. Aynı sorun, sosyal güvenlik primleri için de geçerlidir. Bugün 4/b kapsamındaki esnafımızın yüzde 70’inin Sosyal Güvenlik Kurumu’na prim borcu bulunmaktadır. Ödenemeyen bu borçlar bütçe açıklarının artmasına neden olduğu gibi, esnafımızı da evlerini, dükkanlarını ve arabalarını satmak zorunda bırakmaktadır” dedi. <br />
<br />
Borçlar nedeniyle esnaf hiç vergi ödeyemiyor <br />
Ticari taşıtını satan esnafın vergi mükellefiyetinin sona erdiğini ve birikmiş borçları nedeniyle bir daha hiç vergi ödeyemeyecek noktaya geldiğini anlatan Apaydın açıklamasında şu noktalara işaret etti: <br />
“Yaklaşık 750 bin kayıtlı kamyonun sadece 50-100 bin kadarı faaliyetine devam ediyor. Bundan daha fazla sayıdaki ticari araç ise borçları nedeniyle parklara çekilmiştir. Parklara çekilen araçlara yediemin otoparkında her gün için otopark ücreti tahakkuk etmekte. Bazı araçların sadece otopark borcu bile araçların değerini aşmış durumda. Parka çekilen araçlar, ticari faaliyetlerine devam edemedikleri için yurtiçi karayolu taşımacılığı durma noktasına gelmiştir. Oysa gelir vergisi bir yana, faaliyette bulunan araçlar, sadece akaryakıt alımı sırasında dahi maliyeye yüklü bir vergi ödemekteyken, parka çekilen araçlar nedeniyle idare hem tahakkuk etmiş borcunu tahsil edememekte, hem de akaryakıt üzerinden peşinen alacağı özel tüketim vergisi ve katma değer vergisini alamamaktadır. İşsiz kalan esnafın, aileleriyle beraber devlete yük olması ayrı bir sosyal yaradır. Sabit işyerleri olan esnaf ve tüccarların işyerleri vergi ve prim borçları nedeniyle kapatılmamaktadır. Tersi yönündeki uygulama, ticaretin engellenmemesi için yıllar önce kaldırılmıştır. Nakliyeci esnafının ticari araçları da bunların işyerleridir. Nasıl ki sabit işyerleri kapatılmıyorsa, gezici işyerleri de aynı şekilde kapatılmamalıdır. Parka çekilen araçlar, bir diğer ifadeyle kapatılan işyerleri, esnafa olduğu kadar devlete de bir mali ve sosyal yük getirmektedir.” <br />
<br />
Borçlar yeniden yapılandırılmalı <br />
Kamyoncu esnafı başta olmak üzere, tüm karayolu taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteren esnafın birikmiş vergi ve prim borçlarının enflasyon oranında yeniden yapılandırılmasını ve 36 ay taksitlendirilmesini isteyen Ayapdın, “Ayrıca, şoför esnafımızın iş yerleri sayılan ticari araçlarının, vergi borçları nedeniyle parka çekilmesi uygulamasına son veren yasal düzenleme en kısa sürede hayata geçirilmelidir. Bu konudaki taleplerimiz, belli bir kesime geçici bir menfaat sağlanmasını değil, ülkemizdeki ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Geç kalınan her gün sadece esnafımızın değil, ülkemizin aleyhine işlemektedir. TŞOF olarak, vergi aflarına kesinlikle karşıyız. Ancak, talebimiz bir vergi affı değil, mevcut borçların yeniden yapılandırılarak tahsil edilebilir hale getirilmesidir” dedi. <br />
<br />
Gözlem Gazetesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TŞÖF Başkanı Fevzi Apaydın, şoförlerin sorunlarını Maliye Bakanlığı'na sunarak, esnafın vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğini bildirdi. Apaydın, ödenmeyen vergi ve cezalara uygulanan yüzde 30'luk gecikme zammının aşağı çekilmesini istedi.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞÖF) Başkanı Fevzi Apaydın, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'na şoförlerin sorunlarını içeren bir rapor sundu. Raporda, esnafın vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğini belirten Apaydın, vadesi geçmiş vergi borçlarına uygulanan yüzde 30 gecikme zammının aşağı çekilmesini istedi. <br />
<br />
TŞOF Başkanı Fevzi Apaydın, yaptığı yazılı açıklamada, şoför esnafının yaşadığı sıkıntıları Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına bizzat bir raporla ilettiğini bildirdi. Şöför esnafının vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma geldiğine dikkat çeken Apaydın, açıklamasında raporun içeriğiyle ilgili şu bilgilere yer verdi: <br />
"2009 yılında yaşanan ekonomik kriz sektörü olumsuz etkimiştir. Başta kamyoncu esnafımız olmak üzere karayolu taşımacılığı sektöründeki tüm esnafımız büyük mali sıkıntılar yaşamaktadır. Esnafımız, ticari borçlarının yanında vergi ve primlerini de ödeyemez bir noktaya gelmiştir ve bu borçlar her geçen gün hızla artmaktadır.” <br />
<br />
Vergi borçlarına uygulanan faiz enflasyonun 6 katı <br />
Vadesi geçmiş vergi borçlarına 19 Kasım 2009'a kadar yüzde 30 oranında gecikme zammı uygulandığına dikkat çeken Apaydın, “Bu oran, aynı dönemdeki enflasyon oranının 6 katı, banka mevduat faizlerinin 3 katı, Devlet iç borçlanma senetlerinin ortalama faizlerinin 3 katı ve Merkez Bankası gecelik borçlanma faizinin 4 katından fazladır. Bu durum, vadesi geçmiş vergi borçlarının ödenmesini zorlaştırmıştır. Son 3 yılın enflasyon oranı (ÜFE), yüzde 20’nin altında olmasına rağmen, aynı dönemdeki toplam gecikme zammı oranı yaklaşık yüzde 90’dır. Yani ödenemeyen vergiler hiç ödenemez hale gelmiştir. 2009 yılı itibariyle basit usuldeki esnafımızın beyan ettiği gelir vergisinde tahakkuk/tahsilat oranı yüzde 53’tür. Yani, esnafımız beyan ettiği her 100 liralık verginin 47 lirasını ödeyememiştir. Bu durum, esnafımızın iyi niyetiyle vergisini beyan ettiğini ancak, vergiyi ödemekte güçlük çektiğini gösteriyor. Aynı sorun, sosyal güvenlik primleri için de geçerlidir. Bugün 4/b kapsamındaki esnafımızın yüzde 70’inin Sosyal Güvenlik Kurumu’na prim borcu bulunmaktadır. Ödenemeyen bu borçlar bütçe açıklarının artmasına neden olduğu gibi, esnafımızı da evlerini, dükkanlarını ve arabalarını satmak zorunda bırakmaktadır” dedi. <br />
<br />
Borçlar nedeniyle esnaf hiç vergi ödeyemiyor <br />
Ticari taşıtını satan esnafın vergi mükellefiyetinin sona erdiğini ve birikmiş borçları nedeniyle bir daha hiç vergi ödeyemeyecek noktaya geldiğini anlatan Apaydın açıklamasında şu noktalara işaret etti: <br />
“Yaklaşık 750 bin kayıtlı kamyonun sadece 50-100 bin kadarı faaliyetine devam ediyor. Bundan daha fazla sayıdaki ticari araç ise borçları nedeniyle parklara çekilmiştir. Parklara çekilen araçlara yediemin otoparkında her gün için otopark ücreti tahakkuk etmekte. Bazı araçların sadece otopark borcu bile araçların değerini aşmış durumda. Parka çekilen araçlar, ticari faaliyetlerine devam edemedikleri için yurtiçi karayolu taşımacılığı durma noktasına gelmiştir. Oysa gelir vergisi bir yana, faaliyette bulunan araçlar, sadece akaryakıt alımı sırasında dahi maliyeye yüklü bir vergi ödemekteyken, parka çekilen araçlar nedeniyle idare hem tahakkuk etmiş borcunu tahsil edememekte, hem de akaryakıt üzerinden peşinen alacağı özel tüketim vergisi ve katma değer vergisini alamamaktadır. İşsiz kalan esnafın, aileleriyle beraber devlete yük olması ayrı bir sosyal yaradır. Sabit işyerleri olan esnaf ve tüccarların işyerleri vergi ve prim borçları nedeniyle kapatılmamaktadır. Tersi yönündeki uygulama, ticaretin engellenmemesi için yıllar önce kaldırılmıştır. Nakliyeci esnafının ticari araçları da bunların işyerleridir. Nasıl ki sabit işyerleri kapatılmıyorsa, gezici işyerleri de aynı şekilde kapatılmamalıdır. Parka çekilen araçlar, bir diğer ifadeyle kapatılan işyerleri, esnafa olduğu kadar devlete de bir mali ve sosyal yük getirmektedir.” <br />
<br />
Borçlar yeniden yapılandırılmalı <br />
Kamyoncu esnafı başta olmak üzere, tüm karayolu taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteren esnafın birikmiş vergi ve prim borçlarının enflasyon oranında yeniden yapılandırılmasını ve 36 ay taksitlendirilmesini isteyen Ayapdın, “Ayrıca, şoför esnafımızın iş yerleri sayılan ticari araçlarının, vergi borçları nedeniyle parka çekilmesi uygulamasına son veren yasal düzenleme en kısa sürede hayata geçirilmelidir. Bu konudaki taleplerimiz, belli bir kesime geçici bir menfaat sağlanmasını değil, ülkemizdeki ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Geç kalınan her gün sadece esnafımızın değil, ülkemizin aleyhine işlemektedir. TŞOF olarak, vergi aflarına kesinlikle karşıyız. Ancak, talebimiz bir vergi affı değil, mevcut borçların yeniden yapılandırılarak tahsil edilebilir hale getirilmesidir” dedi. <br />
<br />
Gözlem Gazetesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Asgari ücret düşüyor mu?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Asgari-ucret-dusuyor-mu</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:59:14 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Asgari-ucret-dusuyor-mu</guid>
			<description><![CDATA[Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Türkiye'de ekonomik toparlanmayı hızlandırmak için alınabilecek acil önlemler arasında kıdem tazminatlarının kaldırılmasını ve asgari ücretin düşürülmesini saydı.<br />
<br />
Türkiye’de “Emek maliyetinin azaltılması ve emek piyasası esnekliğinin artırılmasına yönelik reformların son derece sınırlı olduğu” öne sürülürken, orta öğretimin geri durumda bulunduğu belirtildi.<br />
<br />
OECD’nin üye ülke ekonomileri konusunda tavsiyeleri ile reformlar konusunda kaydedilen gelişmelere yer verilen 2005’ten bu yana yayımlanan, “Going for Growth (Büyümeye Geçiş) 2010” raporu tanıtıldı.<br />
<br />
KIDEM TAZMİNATLARINI KALDIRIN, ERKEN EMEKLİLİĞİ ÖZENDİRMEYİN<br />
<br />
Raporun Türkiye’ye ayrılan bölümünde ekonomik-toplumsal göstergelere göre saptanan, ekonomik toparlanmayı hızlandıracak önlemlere yardımcı olabilecek “acil öncelikler” şöyle sayıldı:<br />
<br />
"İstihdamı koruma mevzuatında reform yapın:<br />
<br />
Tavsiyeler: Kayıtlı sektörde istihdamın korunmasını, hem kıdem tazminatlarında reforma giderek hem de geçici işçiliğin kolaylaştırılması suretiyle rahat hale getirin.<br />
<br />
Atılan adımlar: 2009 yılında işgücü ajansları geçici işçi hizmeti sunumu konusunda yetkilendirildi.<br />
<br />
Üretim piyasasıyla ilgili düzenlemeleri basitleştirin:<br />
<br />
Tavsiyeler: Üretim piyasası düzenlemelerini, özellikle sektörel lisanslama kuralları alanında daha verimli ve etkin hale getirin. Ağ endüstrilerde (örneğin; enerjide, üretim, iletim, dağıtım vs sektörler) daha büyük rekabeti teşvik edin.<br />
<br />
Atılan adımlar: Rekabet Kurulu enerji sektöründeki rekabet koşullarına ilişkin 2008 yılında bir araştırma yapmıştır.<br />
<br />
Kayıtlı sektör işçileri için erken emeklilik teşviklerini azaltın:<br />
<br />
Tavsiyeler: Erken emeklilik için teşvikleri azaltın ve genç emekliler için bir sağlık sigortası getirin. Emekli işçilerin kıdem tazminatı haklarını kaldırın.<br />
<br />
Atılan adımlar: Herhangi bir adım atılmamıştır.”<br />
<br />
OECD daha önceki raporlarında da Türkiye’deki kıdem tazminatı uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunmuştu.<br />
<br />
EĞİTİM PİYASANIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMALI<br />
<br />
Raporda uzun yıllara yayılan ve aşamayla gerçekleştirilen reform önerileri de yer alıyor. Türkiye’de eğitimin iyileştirilmesi bölümünde, zorunlu eğitim kurallarının tamamen uygulatılması, müfredatın istihdam piyasası ihtiyaçlarına göre revize edilmesi, eğitimde düşük öncelikli bölgelerden yapılacak kesinti aracılığıyla eğitim harcamalarının artırılması, okullara öğrenci sayısı temeline göre fon ayrılması ve okullara daha fazla yönetimsel sorumluluk tanınması önerileri yapıldı.<br />
<br />
2005’te daha çok kız öğrencinin okula gönderilmesi için bir kampanya başlatıldığı, 2006’da ilk ve orta öğretimde müfredatın önemli biçimde değiştiği de “Atılan adımlar” bölümünde sayıldı.<br />
<br />
Raporda orta öğretime devam ve başarı açısından Türkiye’nin OECD ülkelerinden geri durumda bulunduğu belirtildi. Buna göre 2003 yılında Türkiye’de ortaöğretimin üst bölümüne devam eden 25-34 yaş arası nüfusun oranı yüzde 35 iken, 2007 yılında ise oran yüzde 39’a çıktı. 19 Avrupa Birliği ülkesi içinde ise bu oran 2003’te yüzde 77 iken, 2007 yılında yüzde 80’e yükseldi.<br />
<br />
ORTALAMA ÜCRET İLE ASGARİ ÜCRET FARKINI YÜKSELTİN<br />
<br />
OECD Türkiye için, “Asgari ücretin, ortalama ücrete göre daha düşük tutulması” tavsiyesinde bulunurken emek üzerindeki vergi takozunda, özellikle düşük kazançlılarda kesinti yapılmasını önerdi.<br />
<br />
Emeğin asgari maliyetinin azaltılmasıyla ilgili atılan adımlar, “2007’de düşük gelirli işçiler için bir gelir vergisinde kolaylık getirildi. 2008’de sosyal güvenlik katkı payları genç ve kadın işçi istihdamında ilk yıllar, diğer işçilerde ise için ise daha sınırlı ölçüde indirildi. Hazine yeni işçilerin sosyal güvenlik katkı paylarının bir bölümünü 2009’da ödedi” şeklinde sayıldı.<br />
<br />
KAMU MÜLKİYETİNİN AZALTILMASI<br />
<br />
OECD Büyümeye Geçiş 2010 raporunda 2005 yılından bu yana, kamu mülkiyeti alanında yapılan tavsiyeler ve gerçekleşmeleri şöyle yansıtıldı:<br />
<br />
“-Kamu mülkiyeti kapsamını daraltın (2005):<br />
<br />
Tavsiyeler: Ulusal enerji, telekomünikasyon, ulaşım ve bankacılık girişimlerinin özelleştirilmesini, yabancı mülkiyet önündeki engelleri kaldırarak kolaylaştırın.<br />
<br />
Atılan adımlar: Yabancı mülkiyet üst sınırı kaldırıldı ve/veya muafiyet getirildi ve özelleştirme ihaleleri 2006 yılında telekomünikasyon, petrol rafinericiliği ve petrokimya firmalarında yabancı yatırımcıların denetim hisselerini ele geçirmeleri sonucuna yol açacak şekilde yabancılara açıldı.”<br />
<br />
2005’ten itibaren Türkiye için incelenen “Ana kamu hizmetlerinde sonuca odaklı bütçeleme uygulayın” alanında bu raporda da “Adalet, eğitim ve sağlıkta sonuca odaklı bütçe uygulanması” tavsiyesi yer aldı. Atılan adımlar kısmında ise “2006’da sonuca odaklı bütçeleme kullanımı gerektirecek yeni bir kanun uygulamaya konuldu, ne var ki şu ana değin sınırlı pratik etkisi görüldü” ifadesi yer aldı.<br />
<br />
RAPORDA DİĞER SAPTAMALAR<br />
<br />
OECD raporunda Türkiye ile ilgili diğer saptamalardan bazıları da şöyle:<br />
<br />
“-Türkiye’nin OECD ülkeler grubunun üst yarısıyla arasındaki gelir farkı 2000’lerde daralmaya başlamış, ancak yine de düşük emek verimliliği ve emek kullanım düzeyinin yansıması olarak bir hayli büyük kalmıştır.<br />
<br />
-Anahtar öncelikli alanlarda özel girişimler bürokratik yüklerde azaltmaya gidilerek kolaylaştırılmıştır. Büyük ölçekli özelleştirmeler kamu mülkiyeti kapsamını daraltmış ve doğrudan yabancı yatırım teşvik edilmiştir. Ancak emek maliyetinin azaltılması ve emek piyasası esnekliğinin artırılmasına yönelik reformlar son derece sınırlı olmuştur.”<br />
<br />
ANKA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Türkiye'de ekonomik toparlanmayı hızlandırmak için alınabilecek acil önlemler arasında kıdem tazminatlarının kaldırılmasını ve asgari ücretin düşürülmesini saydı.<br />
<br />
Türkiye’de “Emek maliyetinin azaltılması ve emek piyasası esnekliğinin artırılmasına yönelik reformların son derece sınırlı olduğu” öne sürülürken, orta öğretimin geri durumda bulunduğu belirtildi.<br />
<br />
OECD’nin üye ülke ekonomileri konusunda tavsiyeleri ile reformlar konusunda kaydedilen gelişmelere yer verilen 2005’ten bu yana yayımlanan, “Going for Growth (Büyümeye Geçiş) 2010” raporu tanıtıldı.<br />
<br />
KIDEM TAZMİNATLARINI KALDIRIN, ERKEN EMEKLİLİĞİ ÖZENDİRMEYİN<br />
<br />
Raporun Türkiye’ye ayrılan bölümünde ekonomik-toplumsal göstergelere göre saptanan, ekonomik toparlanmayı hızlandıracak önlemlere yardımcı olabilecek “acil öncelikler” şöyle sayıldı:<br />
<br />
"İstihdamı koruma mevzuatında reform yapın:<br />
<br />
Tavsiyeler: Kayıtlı sektörde istihdamın korunmasını, hem kıdem tazminatlarında reforma giderek hem de geçici işçiliğin kolaylaştırılması suretiyle rahat hale getirin.<br />
<br />
Atılan adımlar: 2009 yılında işgücü ajansları geçici işçi hizmeti sunumu konusunda yetkilendirildi.<br />
<br />
Üretim piyasasıyla ilgili düzenlemeleri basitleştirin:<br />
<br />
Tavsiyeler: Üretim piyasası düzenlemelerini, özellikle sektörel lisanslama kuralları alanında daha verimli ve etkin hale getirin. Ağ endüstrilerde (örneğin; enerjide, üretim, iletim, dağıtım vs sektörler) daha büyük rekabeti teşvik edin.<br />
<br />
Atılan adımlar: Rekabet Kurulu enerji sektöründeki rekabet koşullarına ilişkin 2008 yılında bir araştırma yapmıştır.<br />
<br />
Kayıtlı sektör işçileri için erken emeklilik teşviklerini azaltın:<br />
<br />
Tavsiyeler: Erken emeklilik için teşvikleri azaltın ve genç emekliler için bir sağlık sigortası getirin. Emekli işçilerin kıdem tazminatı haklarını kaldırın.<br />
<br />
Atılan adımlar: Herhangi bir adım atılmamıştır.”<br />
<br />
OECD daha önceki raporlarında da Türkiye’deki kıdem tazminatı uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunmuştu.<br />
<br />
EĞİTİM PİYASANIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMALI<br />
<br />
Raporda uzun yıllara yayılan ve aşamayla gerçekleştirilen reform önerileri de yer alıyor. Türkiye’de eğitimin iyileştirilmesi bölümünde, zorunlu eğitim kurallarının tamamen uygulatılması, müfredatın istihdam piyasası ihtiyaçlarına göre revize edilmesi, eğitimde düşük öncelikli bölgelerden yapılacak kesinti aracılığıyla eğitim harcamalarının artırılması, okullara öğrenci sayısı temeline göre fon ayrılması ve okullara daha fazla yönetimsel sorumluluk tanınması önerileri yapıldı.<br />
<br />
2005’te daha çok kız öğrencinin okula gönderilmesi için bir kampanya başlatıldığı, 2006’da ilk ve orta öğretimde müfredatın önemli biçimde değiştiği de “Atılan adımlar” bölümünde sayıldı.<br />
<br />
Raporda orta öğretime devam ve başarı açısından Türkiye’nin OECD ülkelerinden geri durumda bulunduğu belirtildi. Buna göre 2003 yılında Türkiye’de ortaöğretimin üst bölümüne devam eden 25-34 yaş arası nüfusun oranı yüzde 35 iken, 2007 yılında ise oran yüzde 39’a çıktı. 19 Avrupa Birliği ülkesi içinde ise bu oran 2003’te yüzde 77 iken, 2007 yılında yüzde 80’e yükseldi.<br />
<br />
ORTALAMA ÜCRET İLE ASGARİ ÜCRET FARKINI YÜKSELTİN<br />
<br />
OECD Türkiye için, “Asgari ücretin, ortalama ücrete göre daha düşük tutulması” tavsiyesinde bulunurken emek üzerindeki vergi takozunda, özellikle düşük kazançlılarda kesinti yapılmasını önerdi.<br />
<br />
Emeğin asgari maliyetinin azaltılmasıyla ilgili atılan adımlar, “2007’de düşük gelirli işçiler için bir gelir vergisinde kolaylık getirildi. 2008’de sosyal güvenlik katkı payları genç ve kadın işçi istihdamında ilk yıllar, diğer işçilerde ise için ise daha sınırlı ölçüde indirildi. Hazine yeni işçilerin sosyal güvenlik katkı paylarının bir bölümünü 2009’da ödedi” şeklinde sayıldı.<br />
<br />
KAMU MÜLKİYETİNİN AZALTILMASI<br />
<br />
OECD Büyümeye Geçiş 2010 raporunda 2005 yılından bu yana, kamu mülkiyeti alanında yapılan tavsiyeler ve gerçekleşmeleri şöyle yansıtıldı:<br />
<br />
“-Kamu mülkiyeti kapsamını daraltın (2005):<br />
<br />
Tavsiyeler: Ulusal enerji, telekomünikasyon, ulaşım ve bankacılık girişimlerinin özelleştirilmesini, yabancı mülkiyet önündeki engelleri kaldırarak kolaylaştırın.<br />
<br />
Atılan adımlar: Yabancı mülkiyet üst sınırı kaldırıldı ve/veya muafiyet getirildi ve özelleştirme ihaleleri 2006 yılında telekomünikasyon, petrol rafinericiliği ve petrokimya firmalarında yabancı yatırımcıların denetim hisselerini ele geçirmeleri sonucuna yol açacak şekilde yabancılara açıldı.”<br />
<br />
2005’ten itibaren Türkiye için incelenen “Ana kamu hizmetlerinde sonuca odaklı bütçeleme uygulayın” alanında bu raporda da “Adalet, eğitim ve sağlıkta sonuca odaklı bütçe uygulanması” tavsiyesi yer aldı. Atılan adımlar kısmında ise “2006’da sonuca odaklı bütçeleme kullanımı gerektirecek yeni bir kanun uygulamaya konuldu, ne var ki şu ana değin sınırlı pratik etkisi görüldü” ifadesi yer aldı.<br />
<br />
RAPORDA DİĞER SAPTAMALAR<br />
<br />
OECD raporunda Türkiye ile ilgili diğer saptamalardan bazıları da şöyle:<br />
<br />
“-Türkiye’nin OECD ülkeler grubunun üst yarısıyla arasındaki gelir farkı 2000’lerde daralmaya başlamış, ancak yine de düşük emek verimliliği ve emek kullanım düzeyinin yansıması olarak bir hayli büyük kalmıştır.<br />
<br />
-Anahtar öncelikli alanlarda özel girişimler bürokratik yüklerde azaltmaya gidilerek kolaylaştırılmıştır. Büyük ölçekli özelleştirmeler kamu mülkiyeti kapsamını daraltmış ve doğrudan yabancı yatırım teşvik edilmiştir. Ancak emek maliyetinin azaltılması ve emek piyasası esnekliğinin artırılmasına yönelik reformlar son derece sınırlı olmuştur.”<br />
<br />
ANKA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İşe devamsızlık ve sonuçları]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Ise-devamsizlik-ve-sonuclari--30523</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:07:01 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Ise-devamsizlik-ve-sonuclari--30523</guid>
			<description><![CDATA[İşe devamsızlık ve sonuçları <br />
<br />
İşyerinin yurtdışına giyim eşyası ihraç eden bir başka firmaya fason dikim yaptğını, bazı dönemlerde siparişlerin artması sonucu çok yoğun çalışmalarının gerektiğini, İşyerlerinde yaklaşık 400 işçinin çalıştığını, işlerin çok yoğun olduğu zamanlarda ise bir grup işçinin bilinçli olarak işe gelmediklerini veya geç kaldıklarını belirten bir okuyucumuz özetle ne gibi önlemler almaları gerektiğini, bu tür olayların önüne nasıl geçileceğini sormaktadır. <br />
İşçinin işe devamsızlığı İş Kanunu 25/II-g maddesinde işveren açısından bildirimsiz fesih olarak düzenlenmiştir. <br />
Buna göre; işçinin, işverenden izin almaksızın veya haklı bir nedene dayanmaksızın ardı ardına iki gün veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç iş günü devamsızlık yapması durumunda işveren iş sözleşmesini tek taraflı olarak bozabilecektir. Bu fesihten dolayı da ihbar ve kıdem tazminatı ödemek durumunda kalmayacaktır. <br />
Dikkat edilirse, kanun maddesinde belirtilen gün sayısı kadar işe gelmemek iş akdinin bozulması için yetmemekte, ayrıca bu devamsızlık hallerinin izin almadan veya haklı bir nedene dayanmaksızın yapılması şartları da aranmaktadır. <br />
Söz konusu hükümde bir aylık sürenin tespiti için, ay başı ve sonunun esas alınacağına dair bir açıklama olmadığı için, bir ayın hesabında ilk devamsızlık tarihinden itibaren bir sonraki ayın aynı günü arasındaki sürenin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. <br />
Devamsızlık haklı olmalıdır <br />
İşçinin devamsızlığı haklı bir nedene dayanıyorsa, işverenin sözleşmeyi bu nedene bağlı olarak feshetme hakkı yoktur. Hangi durumlarda işe gelmemenin haklı sayılacağı belirli bir kurala bağlanmamıştır. Bağlanmamasında da yarar vardır. Zira her olayın kendi içinde özel olarak değerlendirilmesi ve bir sonuca varılması gerekmektedir. <br />
Yargıtay bir olayda, bronşit olan 18 aylık çocuğunu doktora götüren, mazeretini komşusu aracılığıyla işverene bildiren ve iki gün işyerine gitmeyen işçinin devamsızlığını haklı bulmuştur. Başka bir olayda ise, rapor bitiminden sonra üç iş günü işine gelmeyen ve beyan ettiği mazeretini ispat edemeyen işçinin hizmet sözleşmesinin feshini haklı bulmuştur. Bir başka Kararında hiçbir mazereti olmadan izinsiz olarak ardı ardına iki gün işe gelmeme halini Iş Kanununa göre haklı nedenle fesih şartının oluştuğuna karar vermiştir. <br />
Yargıtay, işçinin vizite kağıdı aldığı halde doktora gitmemesi ve o gün iş yerinde de gelmemesi üzerine işverenin hizmet sözleşmesini feshetmesini haklı bulmuştur. <br />
İşe devamsızlığın haklı sayılabileceği durumlara şunları örnek olarak verebiliriz; işçinin evlenmesi, nişan!anması, eşinin doğum yapması, akrabalarından birisinin ölümü, tanıklık yapması, çoğunu hastaneye götürmesi, hastalanması ve benzeri. <br />
Mazeret izni <br />
Bu noktada mazeret izni uygulaması devreye girmektedir. İş Kanununun 55'inci maddesinin (h) fıkrasında "işçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde iki güne kadar verilecek izinlerin" çalışma süresinden sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu gibi hallerde işçinin mazeret izninde olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. <br />
Kanunda sayılan bu sürelerin bazı durumlarda aşılması sözkonusu olabilmektedir. Örneğin; Istanbul'da çalışan bir işçinin Erzurum'da bulunan babâsının cenazesine gitmesi durumunda iki günlük mazeret izninin aşılması nedeniyle iş sözleşmesinin bildirimsiz feshedilmesi hakkaniyet kuralları ile bağdaşmayacaktır. Mazeret izni uygulamasında da her olayı kendi içinde değerlendirip makul süreler dikkate alınmalıdır. Mahkemeler de önüne gelen her olayı ayrı olarak değerlendirip olayın akışına ve içinde bulunduğu şartlara göre sonuca gitmektedirler. <br />
İşçi, haklı bir nedene dayalı olarak işe gelmiyorsa bu durumu Medeni Kanunun ikinci maddesindeki dürüstlük kuralı uyarınca işveren bildirmek zorundadır. Bazı hallerde işçinin bu görevini yerine getiremeyeceği veya geç getirebileceği düşünülerek işverenin de bu konuda bir araştırma yaparak hareket etmesi gerekmektedir. <br />
Yargıtay'a göre, işverenin tutanak, tanık ve işyeri kayıtlarıyla kanıtladığı devamsızlık durumu sadece işçi tanıklarının beyanlarına dayanılarak yok sayılamaz. Yine Yargıtay'a göre, işçilik hakları ödenmeyen işçinin devamsızlık nedeniyle işten çıkarılması iyi niyet ve hakkaniyet kurallarıyla bağdaşmamaktadır. İşçinin bir suçtan dolayı tutuklanması ve hapsedilmesi halinde işe devamsızlık haklı olarak değerlendirilmemektedir. Tutuklandıktan sonra beraat eden işçinin, tutukluluk sırasındaki devamsızlığı nedeniyle iş akdinin feshedilmesini gerektirmemektedir. <br />
İşe gelemeyene uyarı gönderin <br />
Konuyu toparlayacak olursak, işçilerin işe devamsızlık halinin mutlaka haklı bir nedene dayalı olması gerekiyor. Nasıl işveren işçiye karşı yasal olmayan işler yaptıramayacağı gibi işçilerde işyerinin çalışma düzenine ve saatlerine uymak zorundadır. İşe üst üste iki gün gelmeyen işçilere mutlaka noter vasıtasıyla ihtarname göndermeniz gerekiyor. İhtarnamede, işe gelmeme sebebinin en kısa sürede işveren bildirilmesi, haklı bir nedene dayanmayan devamsızlık halinde ise İş Kanunu 25/II-g maddesi gereği iş akdinin feshedileceği belirtilmelidir. İş mahkemeleri tazminat davalarına bakarken işe devamsızlık neticesinde işverenin böyle bir ihtarname gönderip göndermediğini araştırmaktadır. Aksi halde haklı nedene dayalı fesih hükümlerinden yararlanamazsınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İşe devamsızlık ve sonuçları <br />
<br />
İşyerinin yurtdışına giyim eşyası ihraç eden bir başka firmaya fason dikim yaptğını, bazı dönemlerde siparişlerin artması sonucu çok yoğun çalışmalarının gerektiğini, İşyerlerinde yaklaşık 400 işçinin çalıştığını, işlerin çok yoğun olduğu zamanlarda ise bir grup işçinin bilinçli olarak işe gelmediklerini veya geç kaldıklarını belirten bir okuyucumuz özetle ne gibi önlemler almaları gerektiğini, bu tür olayların önüne nasıl geçileceğini sormaktadır. <br />
İşçinin işe devamsızlığı İş Kanunu 25/II-g maddesinde işveren açısından bildirimsiz fesih olarak düzenlenmiştir. <br />
Buna göre; işçinin, işverenden izin almaksızın veya haklı bir nedene dayanmaksızın ardı ardına iki gün veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç iş günü devamsızlık yapması durumunda işveren iş sözleşmesini tek taraflı olarak bozabilecektir. Bu fesihten dolayı da ihbar ve kıdem tazminatı ödemek durumunda kalmayacaktır. <br />
Dikkat edilirse, kanun maddesinde belirtilen gün sayısı kadar işe gelmemek iş akdinin bozulması için yetmemekte, ayrıca bu devamsızlık hallerinin izin almadan veya haklı bir nedene dayanmaksızın yapılması şartları da aranmaktadır. <br />
Söz konusu hükümde bir aylık sürenin tespiti için, ay başı ve sonunun esas alınacağına dair bir açıklama olmadığı için, bir ayın hesabında ilk devamsızlık tarihinden itibaren bir sonraki ayın aynı günü arasındaki sürenin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. <br />
Devamsızlık haklı olmalıdır <br />
İşçinin devamsızlığı haklı bir nedene dayanıyorsa, işverenin sözleşmeyi bu nedene bağlı olarak feshetme hakkı yoktur. Hangi durumlarda işe gelmemenin haklı sayılacağı belirli bir kurala bağlanmamıştır. Bağlanmamasında da yarar vardır. Zira her olayın kendi içinde özel olarak değerlendirilmesi ve bir sonuca varılması gerekmektedir. <br />
Yargıtay bir olayda, bronşit olan 18 aylık çocuğunu doktora götüren, mazeretini komşusu aracılığıyla işverene bildiren ve iki gün işyerine gitmeyen işçinin devamsızlığını haklı bulmuştur. Başka bir olayda ise, rapor bitiminden sonra üç iş günü işine gelmeyen ve beyan ettiği mazeretini ispat edemeyen işçinin hizmet sözleşmesinin feshini haklı bulmuştur. Bir başka Kararında hiçbir mazereti olmadan izinsiz olarak ardı ardına iki gün işe gelmeme halini Iş Kanununa göre haklı nedenle fesih şartının oluştuğuna karar vermiştir. <br />
Yargıtay, işçinin vizite kağıdı aldığı halde doktora gitmemesi ve o gün iş yerinde de gelmemesi üzerine işverenin hizmet sözleşmesini feshetmesini haklı bulmuştur. <br />
İşe devamsızlığın haklı sayılabileceği durumlara şunları örnek olarak verebiliriz; işçinin evlenmesi, nişan!anması, eşinin doğum yapması, akrabalarından birisinin ölümü, tanıklık yapması, çoğunu hastaneye götürmesi, hastalanması ve benzeri. <br />
Mazeret izni <br />
Bu noktada mazeret izni uygulaması devreye girmektedir. İş Kanununun 55'inci maddesinin (h) fıkrasında "işçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde iki güne kadar verilecek izinlerin" çalışma süresinden sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu gibi hallerde işçinin mazeret izninde olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. <br />
Kanunda sayılan bu sürelerin bazı durumlarda aşılması sözkonusu olabilmektedir. Örneğin; Istanbul'da çalışan bir işçinin Erzurum'da bulunan babâsının cenazesine gitmesi durumunda iki günlük mazeret izninin aşılması nedeniyle iş sözleşmesinin bildirimsiz feshedilmesi hakkaniyet kuralları ile bağdaşmayacaktır. Mazeret izni uygulamasında da her olayı kendi içinde değerlendirip makul süreler dikkate alınmalıdır. Mahkemeler de önüne gelen her olayı ayrı olarak değerlendirip olayın akışına ve içinde bulunduğu şartlara göre sonuca gitmektedirler. <br />
İşçi, haklı bir nedene dayalı olarak işe gelmiyorsa bu durumu Medeni Kanunun ikinci maddesindeki dürüstlük kuralı uyarınca işveren bildirmek zorundadır. Bazı hallerde işçinin bu görevini yerine getiremeyeceği veya geç getirebileceği düşünülerek işverenin de bu konuda bir araştırma yaparak hareket etmesi gerekmektedir. <br />
Yargıtay'a göre, işverenin tutanak, tanık ve işyeri kayıtlarıyla kanıtladığı devamsızlık durumu sadece işçi tanıklarının beyanlarına dayanılarak yok sayılamaz. Yine Yargıtay'a göre, işçilik hakları ödenmeyen işçinin devamsızlık nedeniyle işten çıkarılması iyi niyet ve hakkaniyet kurallarıyla bağdaşmamaktadır. İşçinin bir suçtan dolayı tutuklanması ve hapsedilmesi halinde işe devamsızlık haklı olarak değerlendirilmemektedir. Tutuklandıktan sonra beraat eden işçinin, tutukluluk sırasındaki devamsızlığı nedeniyle iş akdinin feshedilmesini gerektirmemektedir. <br />
İşe gelemeyene uyarı gönderin <br />
Konuyu toparlayacak olursak, işçilerin işe devamsızlık halinin mutlaka haklı bir nedene dayalı olması gerekiyor. Nasıl işveren işçiye karşı yasal olmayan işler yaptıramayacağı gibi işçilerde işyerinin çalışma düzenine ve saatlerine uymak zorundadır. İşe üst üste iki gün gelmeyen işçilere mutlaka noter vasıtasıyla ihtarname göndermeniz gerekiyor. İhtarnamede, işe gelmeme sebebinin en kısa sürede işveren bildirilmesi, haklı bir nedene dayanmayan devamsızlık halinde ise İş Kanunu 25/II-g maddesi gereği iş akdinin feshedileceği belirtilmelidir. İş mahkemeleri tazminat davalarına bakarken işe devamsızlık neticesinde işverenin böyle bir ihtarname gönderip göndermediğini araştırmaktadır. Aksi halde haklı nedene dayalı fesih hükümlerinden yararlanamazsınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[işveren tarafından işciye yapılan özel sağlık sigortası]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-isveren-tarafindan-isciye-yapilan-ozel-saglik-sigortasi</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:03:40 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-isveren-tarafindan-isciye-yapilan-ozel-saglik-sigortasi</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba<br />
daha önce özel sağlık sigortaları ile bordro yapmadım ve size sorularım var:internetde okudum ama yeterli gelmedi(bu yüzden sorum biraz fazla)<br />
<br />
1)işveren tarafından işciye sağlanan özel sağlık sigortasında vergi açısından bürüt üçretin %5'i sgk açısından askari üçretin bürüt tutarının%30'unu dikkate almak kaydıyla,tek bir toplam bordromu yoksa iki ayrı bordro düzenlececek.yada iki ayrı bordro düzenlenip tek bir bordroda birleştirilecek.uygulama nasıl olmalı.<br />
<br />
2)muhtasar beyannamede matrah bildiriminde kotlar bölümünde nornmalde işcileri 11 veya 12 nolu kotda gösteriyoruz.eğer bordro ayrı düzenlenecekse sağlık sigortalarını ayrı olarak 131/132 ve 133 nolu kotlardan birinde mi,yoksa hem normal üçret ve özel sağlığı 11 veya 12<br />
nolu kotlarda toplu veya ayrımı göstereceğiz.eğer beyannamde ayrı gösterirsek her ne kadar da burada vegi ayağından bahsetsekde o zaman matrah bildirimi bölümündeki tutar askari üçretin altında kalır <br />
<br />
3)gerci şu an vergi ayağından bahsetmemle birlikde sgk da aylık prim ve hizmet bildirgesinde sanırım bu her iki tutar bir düşünülerek siğorta<br />
matrahı tek gösterilecek <br />
<br />
4)yevmiye tahakkukunda normal tahakukundışında bir farklılık varmı.<br />
<br />
5)sanırım muhtasarda herhangi bir mahsupluk veya tevfkifat olayı yok.<br />
<br />
6)bir örnekle açıklar vede yevmiye kayıtlarıyla gösterirseniz sevinir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba<br />
daha önce özel sağlık sigortaları ile bordro yapmadım ve size sorularım var:internetde okudum ama yeterli gelmedi(bu yüzden sorum biraz fazla)<br />
<br />
1)işveren tarafından işciye sağlanan özel sağlık sigortasında vergi açısından bürüt üçretin %5'i sgk açısından askari üçretin bürüt tutarının%30'unu dikkate almak kaydıyla,tek bir toplam bordromu yoksa iki ayrı bordro düzenlececek.yada iki ayrı bordro düzenlenip tek bir bordroda birleştirilecek.uygulama nasıl olmalı.<br />
<br />
2)muhtasar beyannamede matrah bildiriminde kotlar bölümünde nornmalde işcileri 11 veya 12 nolu kotda gösteriyoruz.eğer bordro ayrı düzenlenecekse sağlık sigortalarını ayrı olarak 131/132 ve 133 nolu kotlardan birinde mi,yoksa hem normal üçret ve özel sağlığı 11 veya 12<br />
nolu kotlarda toplu veya ayrımı göstereceğiz.eğer beyannamde ayrı gösterirsek her ne kadar da burada vegi ayağından bahsetsekde o zaman matrah bildirimi bölümündeki tutar askari üçretin altında kalır <br />
<br />
3)gerci şu an vergi ayağından bahsetmemle birlikde sgk da aylık prim ve hizmet bildirgesinde sanırım bu her iki tutar bir düşünülerek siğorta<br />
matrahı tek gösterilecek <br />
<br />
4)yevmiye tahakkukunda normal tahakukundışında bir farklılık varmı.<br />
<br />
5)sanırım muhtasarda herhangi bir mahsupluk veya tevfkifat olayı yok.<br />
<br />
6)bir örnekle açıklar vede yevmiye kayıtlarıyla gösterirseniz sevinir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İsviçreden para getirenler diken üstünde]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Isvicreden-para-getirenler-diken-ustunde</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:02:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Isvicreden-para-getirenler-diken-ustunde</guid>
			<description><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
İsviçreden para getirenler diken üstünde <br />
<br />
 <br />
NİYE Mİ?İsviçre ile Türkiye arasında; <br />
<br />
- Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması olmadığını, <br />
<br />
- Bilgi değişimi anlaşmasının da bulunmadığını, <br />
<br />
en yetkili ağız olan Maliye Bakanı’nın açıklamasından öğrendiler de onun için! <br />
<br />
Şimdi “Varlık Barışı”ndan yararlanıp, Türkiye’ye getirdikleri paralar nedeniyle diken üstündeler.. <br />
<br />
SÜRPRİZ DEĞİL <br />
<br />
Hürriyet okurları için bu bilgiler sürpriz değil. <br />
<br />
10 ve 14 Kasım 2009 tarihli Hürriyet’te “İsviçre’deki Paralar 1 ve 2” başlığı altında, bu anlaşmaların ikisinin de mevcut olmadığını belirterek, “Varlık Barışı” nedeniyle İsviçre’deki paralarını getirecek olanların, bu anlaşmaların olmamasından dolayı “vergi incelemesi” riski ile karşı karşıya olduklarını belirtmiştik. <br />
<br />
Çünkü, İsviçre’deki paraların kanıtlanması aşamasında “kanaat verici belge” ile ispat yönünden, “getirilecek belgenin kabul edilmemesi” gibi ciddi bir sorun vardı. <br />
<br />
İsterseniz o tarihte ne yazdığımızı, birlikte okuyalım. <br />
<br />
“KARIŞIKLIK NEREDE? <br />
<br />
Varlık Barışı ile ilgili yasayı (Md.2) ve tebliği (Md.2.1) dikkatle okuyoruz. <br />
<br />
1. Kanunda geçen banka kavramı; “Bankacılık Kanunu’nun 3 üncü maddesinde tanımlanan bankaları ifade etmektedir” deniliyor. <br />
<br />
2. İlgili maddeye bakıyoruz; “Türkiye’deki bankalar ile yurt dışındaki bankaların Türkiye’deki şubeleri” olan bankalar belirtiliyor. <br />
<br />
3. Yurt dışı bankalar için tekrar Varlık Barışı yasasına ve tebliğine bakıyoruz; <br />
<br />
- Bilgi değişiminde bulunulan yabancı ülkelerde, yetkili makamlardan alınan ve <br />
<br />
- Mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından tasdik olunan, belgelerin “kanaat verici belge” olduğu kabul ediliyor. <br />
<br />
Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya gibi anlaşma yaptığımız 70 civarında ülke için sorun yok. Ancak bugün itibariyle, Türkiye’nin İsviçre ile; <br />
<br />
- Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması yok (iki ülkede de yasa çıkması gerekiyor). <br />
<br />
- Bilgi değişimi anlaşması da yok. <br />
<br />
O halde, bilgi değişiminde bulunulan ülke olmadığı için İsviçre bankalarından alınacak belgeler, tıpkı offshore ülkelerden alınacak belgeler gibi “kanaat verici belge” değil. <br />
<br />
Böyle olunca, ileride bir inceleme elemanı, “parayı getirdiğiniz tarih itibariyle İsviçre ile yapılmış çifte vergilendirmeyi önleme ya da bilgi değişimi anlaşması yok. Varlık Barışı yasasından yararlanamazsınız” diyerek birkaç yıllık vergi ve ceza isteyebilir.” <br />
<br />
DİKEN ÜSTÜNDELER <br />
<br />
Maliye Bakanı’nın, geçtiğimiz cuma günü İsviçre ile çifte vergilendirmeyi önleme ve bilgi değişimi anlaşmalarının olmadığını açıklaması, para getirenleri iyice tedirgin etti. “Varlık Barışı” yasası ve ilgili tebliğe göre, İsviçre’deki paralarını getirenler, adeta diken üstündeler. <br />
<br />
Hukuk devletinde, “söz değil yasa önemli” olduğuna göre, önümüzdeki aylarda ya da yıllarda, vergi inceleme elemanları, yasa hükümlerini uygulamak suretiyle, İsviçre’den getirilen paraları Varlık Barışı Yasası’ndan yararlandırmayıp, cezalı vergilendirme yoluna gidebilirler. Kaldı ki 2008 yılından dolayı cezalı vergi isteneceği de ayrı bir gerçek! <br />
<br />
İşin doğrusu, 2008 ve öncesine ait endişelerin bir an önce giderilmesinde yarar var. <br />
<br />
Yapılan bazı açıklamalara inanıp, parasını getirenlerin, ileride mağdur olmamaları için, yeni bir yasa ile güvenceye kavuşturulmaları gerekiyor. Bu yasa 2008 yılını da kapsayacak mini bir vergi barışına da olanak sağlarsa, ciddi bir gelir toplanabilir. <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Şükrü KIZILOT / Hürriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
İsviçreden para getirenler diken üstünde <br />
<br />
 <br />
NİYE Mİ?İsviçre ile Türkiye arasında; <br />
<br />
- Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması olmadığını, <br />
<br />
- Bilgi değişimi anlaşmasının da bulunmadığını, <br />
<br />
en yetkili ağız olan Maliye Bakanı’nın açıklamasından öğrendiler de onun için! <br />
<br />
Şimdi “Varlık Barışı”ndan yararlanıp, Türkiye’ye getirdikleri paralar nedeniyle diken üstündeler.. <br />
<br />
SÜRPRİZ DEĞİL <br />
<br />
Hürriyet okurları için bu bilgiler sürpriz değil. <br />
<br />
10 ve 14 Kasım 2009 tarihli Hürriyet’te “İsviçre’deki Paralar 1 ve 2” başlığı altında, bu anlaşmaların ikisinin de mevcut olmadığını belirterek, “Varlık Barışı” nedeniyle İsviçre’deki paralarını getirecek olanların, bu anlaşmaların olmamasından dolayı “vergi incelemesi” riski ile karşı karşıya olduklarını belirtmiştik. <br />
<br />
Çünkü, İsviçre’deki paraların kanıtlanması aşamasında “kanaat verici belge” ile ispat yönünden, “getirilecek belgenin kabul edilmemesi” gibi ciddi bir sorun vardı. <br />
<br />
İsterseniz o tarihte ne yazdığımızı, birlikte okuyalım. <br />
<br />
“KARIŞIKLIK NEREDE? <br />
<br />
Varlık Barışı ile ilgili yasayı (Md.2) ve tebliği (Md.2.1) dikkatle okuyoruz. <br />
<br />
1. Kanunda geçen banka kavramı; “Bankacılık Kanunu’nun 3 üncü maddesinde tanımlanan bankaları ifade etmektedir” deniliyor. <br />
<br />
2. İlgili maddeye bakıyoruz; “Türkiye’deki bankalar ile yurt dışındaki bankaların Türkiye’deki şubeleri” olan bankalar belirtiliyor. <br />
<br />
3. Yurt dışı bankalar için tekrar Varlık Barışı yasasına ve tebliğine bakıyoruz; <br />
<br />
- Bilgi değişiminde bulunulan yabancı ülkelerde, yetkili makamlardan alınan ve <br />
<br />
- Mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından tasdik olunan, belgelerin “kanaat verici belge” olduğu kabul ediliyor. <br />
<br />
Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya gibi anlaşma yaptığımız 70 civarında ülke için sorun yok. Ancak bugün itibariyle, Türkiye’nin İsviçre ile; <br />
<br />
- Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması yok (iki ülkede de yasa çıkması gerekiyor). <br />
<br />
- Bilgi değişimi anlaşması da yok. <br />
<br />
O halde, bilgi değişiminde bulunulan ülke olmadığı için İsviçre bankalarından alınacak belgeler, tıpkı offshore ülkelerden alınacak belgeler gibi “kanaat verici belge” değil. <br />
<br />
Böyle olunca, ileride bir inceleme elemanı, “parayı getirdiğiniz tarih itibariyle İsviçre ile yapılmış çifte vergilendirmeyi önleme ya da bilgi değişimi anlaşması yok. Varlık Barışı yasasından yararlanamazsınız” diyerek birkaç yıllık vergi ve ceza isteyebilir.” <br />
<br />
DİKEN ÜSTÜNDELER <br />
<br />
Maliye Bakanı’nın, geçtiğimiz cuma günü İsviçre ile çifte vergilendirmeyi önleme ve bilgi değişimi anlaşmalarının olmadığını açıklaması, para getirenleri iyice tedirgin etti. “Varlık Barışı” yasası ve ilgili tebliğe göre, İsviçre’deki paralarını getirenler, adeta diken üstündeler. <br />
<br />
Hukuk devletinde, “söz değil yasa önemli” olduğuna göre, önümüzdeki aylarda ya da yıllarda, vergi inceleme elemanları, yasa hükümlerini uygulamak suretiyle, İsviçre’den getirilen paraları Varlık Barışı Yasası’ndan yararlandırmayıp, cezalı vergilendirme yoluna gidebilirler. Kaldı ki 2008 yılından dolayı cezalı vergi isteneceği de ayrı bir gerçek! <br />
<br />
İşin doğrusu, 2008 ve öncesine ait endişelerin bir an önce giderilmesinde yarar var. <br />
<br />
Yapılan bazı açıklamalara inanıp, parasını getirenlerin, ileride mağdur olmamaları için, yeni bir yasa ile güvenceye kavuşturulmaları gerekiyor. Bu yasa 2008 yılını da kapsayacak mini bir vergi barışına da olanak sağlarsa, ciddi bir gelir toplanabilir. <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Şükrü KIZILOT / Hürriyet]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Emekliler parasını nasıl kurtaracak]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Emekliler-parasini-nasil-kurtaracak</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:02:04 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Emekliler-parasini-nasil-kurtaracak</guid>
			<description><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Emekliler parasını nasıl kurtaracak <br />
<br />
 <br />
Bir lirası bile çok kıymetli olan emeklilerden yapılan kesintinin 18 lira, kesinti yapılan emekli sayısının ise 770 bin olduğu ortaya çıktı. Bu yaklaşık 14 milyon liralık bir kesinti yapıldığı anlamına geliyor. Ancak işçi emeklilerinin yazılı başvurusu olmadan maaşlarından Türkiye Emekliler Derneği’ne kesinti yapılması mümkün değil. <br />
<br />
<br />
YAZILI İZİN GEREKİYOR <br />
<br />
Yasalarımız gereğince emeklilerin aylıklarından tek bir kuruş kesinti yapılamaz, hatta bırakın kesintiyi bankalar da dahil olmak üzere hiç kimse emeklinin borcu için aylığına haciz bile getiremez. Emeklinin <br />
<br />
zaten kıt kanaat idare etmeye çalıştığı üç kuruş aylığından kesinti yapılabilmesi için emeklinin mutlaka yazılı muvafakatı (izni) gerekir. <br />
<br />
<br />
SGK, GELEN LİSTEYE GÖRE KESİNTİ YAPMIŞ <br />
<br />
Ancak SGK, yasaları hem çalışan hem de emekli aleyhine yorumlamayı sevdiği ve âdet edindiği için, şimdi Şubat 2010 ayında tam 770 bin emeklinin aylığından 18 lira kesinti yapıp toplam 13.860.000 (on üç milyon sekiz yüz altmış bin) lirayı, eski adı Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED), yeni adı Türkiye Emekliler Derneği’ne (TÜED) aktarmış. 770 bin emeklinin aylıklarından, TÜED yönetimi tarafından gönderilen listeye göre (bu emekliler gerçekten TÜED’e üye mi değil mi diye araştırılmadan) Şubat 2010 ayında kesinti yapılmış. Emeklilerden yasadışı bir şekilde kesilen üyelik aidatlarıyla Ankara’da Anıttepe Mah. Işık Sokak No: 11 adresinde, dernek yönetim kurulu üyelerine, her bir katında bir yönetim kurulu üyesinin oturduğu banyolu, yatak odalı, ultra lüks plaza yaptırıldı. Derneğin giriş katında sadece 20 metrekarelik bir alan ise dernek üyeleri gelince otursunlar diye banklarla döşendi. Öte yandan, TÜED yönetim kurulu üyeleri ile şube yöneticilerine her ay bu paradan milyonlarca lira aylık ödenmiş. Dün HABERTÜRK TV ekranlarında saat 14.00’te yayınlanan GÜNDEM programına, bu konuyla ilgili konuk oldum. Programa telefonla katkı veren İşçi, Memur, Bağ-Kur Emeklileri Derneği Başkanı Hamdi Öz, kesintilerden SGK yöneticilerinin de pay aldığını iddia etti. Dediğine göre, TÜED’e danışmanlık yaptı diye gösterilen, rapor yazı denilen SGK yöneticileri de emeklilerden kesilen paralardan nemalanmış. <br />
<br />
<br />
SGK’YA DİLEKÇE GÖNDERİN <br />
<br />
TÜED’in SGK’ya gönderdiği 770 bin kişilik emekli listesinde kimlerin olduğu ise bir sır. Ne TÜED yönetimi ne de SGK, çok yoğun çabalarımıza karşın bu listeyi açıklamıyor. İşte bu sebeple hangi emeklilerin aylıklarından TÜED aidatı adı altında kesinti yapıldığı bir sır. Şimdi tüm emeklilerin yapması gereken, SGK’ya aşağıdaki örnek dilekçeyi gönderip, kendisinden kesinti yapılıp yapılmadığını öğrenmek ve kesinti yapılmış ise iadesini istemek. Bu arada emekli aylığınızdan gerek TÜED üyeliği için dernek aidatı, gerekse başka kişi ve kurumların kesintilerini öğrenmek için <a href="http://www.sgk.gov.tr" target="_blank">http://www.sgk.gov.tr</a> web sayfasının sol tarafında bulunan BİLGİ EDİNME bölümündeki formu doldurup, bilgisayar üzerinden veya formu yazdırıp postayla gönderin. Bilgisayar üzerinden gönderecekseniz alındı numarasını kontrol edin ve bu numarayla cevap bekleyin. <br />
<br />
<br />
GEREKİRSE DAVA AÇIN VE ŞİKÂYET EDİN <br />
<br />
Hepsi, “Nasılsa kesilen rakam 18 lira, bu para için kimse uğraşmaz” diyor ve bu sebeple rahat. Ancak 18 lira da olsa emekli aylığınızdan kestikleri parayı SGK size geri ödemezse gidin bulunduğunuz yerdeki iş mahkemesinde SGK’yı dava edin. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı’na da sizi haberiniz olmadan dernek üyesi yaptıkları için şikâyette bulunun. <br />
<br />
<br />
Tekel işçileri için 4/D şansı doğdu <br />
<br />
Danıştay verdiği karar ile Tekel işçileri daha doğrusu özelleştirmeden gelen işçilerin 4/C’ye geçişi için süre konulması kararını iptal etti. Bu sebeple, artık Tekel işçileri diledikleri zaman 4/C’ye geçebilirler, süre yok. Öte yandan, Tekel işçileri eylemlerinin 57’nci gününde 4 hak getirmişlerdi. Şimdi buna 5’ncisi de eklendi. Sırada 4/D var. Eylemlerine devam ederlerse ya hükümet seve seve 4/D’yi verecektir veya Danıştay kararı ile 4/D’ye geçeceklerdir. Örgütlü toplum olmanın farkı işte burada. <br />
<br />
<br />
Kızılay çalışanları, 4/B’ye geçmeyin <br />
<br />
<br />
Tekel işçilerinin 4/D’den (kamu işçiliğinden) 4/C’ye (köle işçiliğe) geçirilmesine benzer bir şekilde, sağlıkta da Tam Gün Yasası ile Kızılay’a ait sağlık işletmelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri <br />
<br />
gündemde. Devirle Kızılay’da çalışanların 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamındaki çalışmalarına son verilerek 4/B’ye (memur köleler) geçirilmesi yasalaştı. <br />
<br />
<br />
Ancak, emekliliği gelmiş ve uzatmaları oynayan Kızılay çalışanlarına, “Kesinlikle 4/B’ye geçmeyin” derim. Çünkü, şu an ayrılırlarsa kıdem tazminatlarını tavan rakam olan 2435 liradan alacaklar ama 4/B’ye geçtikten onra ayrılırlarsa bu rakam 1300 liraya düşecek. Öte yandan, bugün emekli olanların alacağı aylık, 4/B’de çalıştıkları her ay için 2 lira düşecek. <br />
<br />
<br />
Ayrıca, emekliliği gelmemiş olanların da ileride alacakları kıdem tazminatları düşecek. Şu anda aldıkları aylıkları da 4/B’ye çevrilecek ve 1200-1300 lira arasına inecek. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Habertürk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Emekliler parasını nasıl kurtaracak <br />
<br />
 <br />
Bir lirası bile çok kıymetli olan emeklilerden yapılan kesintinin 18 lira, kesinti yapılan emekli sayısının ise 770 bin olduğu ortaya çıktı. Bu yaklaşık 14 milyon liralık bir kesinti yapıldığı anlamına geliyor. Ancak işçi emeklilerinin yazılı başvurusu olmadan maaşlarından Türkiye Emekliler Derneği’ne kesinti yapılması mümkün değil. <br />
<br />
<br />
YAZILI İZİN GEREKİYOR <br />
<br />
Yasalarımız gereğince emeklilerin aylıklarından tek bir kuruş kesinti yapılamaz, hatta bırakın kesintiyi bankalar da dahil olmak üzere hiç kimse emeklinin borcu için aylığına haciz bile getiremez. Emeklinin <br />
<br />
zaten kıt kanaat idare etmeye çalıştığı üç kuruş aylığından kesinti yapılabilmesi için emeklinin mutlaka yazılı muvafakatı (izni) gerekir. <br />
<br />
<br />
SGK, GELEN LİSTEYE GÖRE KESİNTİ YAPMIŞ <br />
<br />
Ancak SGK, yasaları hem çalışan hem de emekli aleyhine yorumlamayı sevdiği ve âdet edindiği için, şimdi Şubat 2010 ayında tam 770 bin emeklinin aylığından 18 lira kesinti yapıp toplam 13.860.000 (on üç milyon sekiz yüz altmış bin) lirayı, eski adı Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED), yeni adı Türkiye Emekliler Derneği’ne (TÜED) aktarmış. 770 bin emeklinin aylıklarından, TÜED yönetimi tarafından gönderilen listeye göre (bu emekliler gerçekten TÜED’e üye mi değil mi diye araştırılmadan) Şubat 2010 ayında kesinti yapılmış. Emeklilerden yasadışı bir şekilde kesilen üyelik aidatlarıyla Ankara’da Anıttepe Mah. Işık Sokak No: 11 adresinde, dernek yönetim kurulu üyelerine, her bir katında bir yönetim kurulu üyesinin oturduğu banyolu, yatak odalı, ultra lüks plaza yaptırıldı. Derneğin giriş katında sadece 20 metrekarelik bir alan ise dernek üyeleri gelince otursunlar diye banklarla döşendi. Öte yandan, TÜED yönetim kurulu üyeleri ile şube yöneticilerine her ay bu paradan milyonlarca lira aylık ödenmiş. Dün HABERTÜRK TV ekranlarında saat 14.00’te yayınlanan GÜNDEM programına, bu konuyla ilgili konuk oldum. Programa telefonla katkı veren İşçi, Memur, Bağ-Kur Emeklileri Derneği Başkanı Hamdi Öz, kesintilerden SGK yöneticilerinin de pay aldığını iddia etti. Dediğine göre, TÜED’e danışmanlık yaptı diye gösterilen, rapor yazı denilen SGK yöneticileri de emeklilerden kesilen paralardan nemalanmış. <br />
<br />
<br />
SGK’YA DİLEKÇE GÖNDERİN <br />
<br />
TÜED’in SGK’ya gönderdiği 770 bin kişilik emekli listesinde kimlerin olduğu ise bir sır. Ne TÜED yönetimi ne de SGK, çok yoğun çabalarımıza karşın bu listeyi açıklamıyor. İşte bu sebeple hangi emeklilerin aylıklarından TÜED aidatı adı altında kesinti yapıldığı bir sır. Şimdi tüm emeklilerin yapması gereken, SGK’ya aşağıdaki örnek dilekçeyi gönderip, kendisinden kesinti yapılıp yapılmadığını öğrenmek ve kesinti yapılmış ise iadesini istemek. Bu arada emekli aylığınızdan gerek TÜED üyeliği için dernek aidatı, gerekse başka kişi ve kurumların kesintilerini öğrenmek için <a href="http://www.sgk.gov.tr" target="_blank">http://www.sgk.gov.tr</a> web sayfasının sol tarafında bulunan BİLGİ EDİNME bölümündeki formu doldurup, bilgisayar üzerinden veya formu yazdırıp postayla gönderin. Bilgisayar üzerinden gönderecekseniz alındı numarasını kontrol edin ve bu numarayla cevap bekleyin. <br />
<br />
<br />
GEREKİRSE DAVA AÇIN VE ŞİKÂYET EDİN <br />
<br />
Hepsi, “Nasılsa kesilen rakam 18 lira, bu para için kimse uğraşmaz” diyor ve bu sebeple rahat. Ancak 18 lira da olsa emekli aylığınızdan kestikleri parayı SGK size geri ödemezse gidin bulunduğunuz yerdeki iş mahkemesinde SGK’yı dava edin. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı’na da sizi haberiniz olmadan dernek üyesi yaptıkları için şikâyette bulunun. <br />
<br />
<br />
Tekel işçileri için 4/D şansı doğdu <br />
<br />
Danıştay verdiği karar ile Tekel işçileri daha doğrusu özelleştirmeden gelen işçilerin 4/C’ye geçişi için süre konulması kararını iptal etti. Bu sebeple, artık Tekel işçileri diledikleri zaman 4/C’ye geçebilirler, süre yok. Öte yandan, Tekel işçileri eylemlerinin 57’nci gününde 4 hak getirmişlerdi. Şimdi buna 5’ncisi de eklendi. Sırada 4/D var. Eylemlerine devam ederlerse ya hükümet seve seve 4/D’yi verecektir veya Danıştay kararı ile 4/D’ye geçeceklerdir. Örgütlü toplum olmanın farkı işte burada. <br />
<br />
<br />
Kızılay çalışanları, 4/B’ye geçmeyin <br />
<br />
<br />
Tekel işçilerinin 4/D’den (kamu işçiliğinden) 4/C’ye (köle işçiliğe) geçirilmesine benzer bir şekilde, sağlıkta da Tam Gün Yasası ile Kızılay’a ait sağlık işletmelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri <br />
<br />
gündemde. Devirle Kızılay’da çalışanların 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamındaki çalışmalarına son verilerek 4/B’ye (memur köleler) geçirilmesi yasalaştı. <br />
<br />
<br />
Ancak, emekliliği gelmiş ve uzatmaları oynayan Kızılay çalışanlarına, “Kesinlikle 4/B’ye geçmeyin” derim. Çünkü, şu an ayrılırlarsa kıdem tazminatlarını tavan rakam olan 2435 liradan alacaklar ama 4/B’ye geçtikten onra ayrılırlarsa bu rakam 1300 liraya düşecek. Öte yandan, bugün emekli olanların alacağı aylık, 4/B’de çalıştıkları her ay için 2 lira düşecek. <br />
<br />
<br />
Ayrıca, emekliliği gelmemiş olanların da ileride alacakları kıdem tazminatları düşecek. Şu anda aldıkları aylıkları da 4/B’ye çevrilecek ve 1200-1300 lira arasına inecek. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Habertürk]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Faturayı yüzde 70 düşürmek için…]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Faturayi-yuzde-70-dusurmek-icin%E2%80%A6</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:01:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Faturayi-yuzde-70-dusurmek-icin%E2%80%A6</guid>
			<description><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Faturayı yüzde 70 düşürmek için… <br />
<br />
 <br />
Bu yöntemle doğalgaz faturasını yüzde 70'e kadar azaltmak mümkün… <br />
<br />
ASKON Samsun Şubesi ekibi, Özer Teknik Isıtma ve Soğutma Sistemleri yetkilisi H. Reşit Özer’i ziyaret ederek, ev ve işyerlerinde doğalgaz enerjisini verimli kullanılmasına yönelik bilgi aldı. <br />
<br />
<br />
Doğalgazda uygulanacak tedbirlerle yüzde 70'e varan tasarruf elde edilebileceğini belirten Özer, binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin tam anlamıyla uygulanması halinde Türkiye’de enerji tüketiminin en az yüzde 50 ile yüzde 70 oranında azalacağı kaydetti. <br />
<br />
<br />
Özer, BEP Yönetmeliği kapsamında mevcut ve yeni yapılacak konutların yanı sıra otel, hastane ve alışveriş merkezleri gibi tüm ticari ve hizmet amaçlı binalarda enerji tüketiminde tasarruf sağlanmasının zorunlu hale getirildiğini belirtti. <br />
<br />
<br />
Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği’nin içeriği hakkında da bilgi veren Özer, yönetmelikle kullanım alanı bin metrekareden büyük binalarda merkezi ısıtma sisteminin zorunlu hale geldiğini bildirdi. <br />
<br />
<br />
Özer, 250 metrekareden büyük yapılarda ise ısıtma sisteminin yoğuşmalı olacağını dile getirerek, ”100 metrekareden küçük bireysel yapılar dışında kalan yapıların tamamı için de yalıtımın zorunlu hale geldi. Yönetmelikle, yalıtımsız bina kalmayacak.” dedi. <br />
<br />
<br />
Özer, bin metrekarenin üzerindeki binalarda Enerji Kimlik Belgesi alınmasının da zorunlu kılındığına dikkati çekerek, yeni binalara inşaat izni verilirken de Enerji Kimlik Belgesi şartı aranacağını kaydetti. <br />
<br />
<br />
Özer, mantolama sisteminin avantajları hakkında şunları söyledi: “Isı kaybını önemli ölçüde azaltarak yüzde 50'ye varan enerji tasarrufu sağlıyor, ekonomiktir. 2-3 yıl içerisinde yatırım maliyetini karşılar. Kışın soğuktan, yazın aşırı sıcaktan korur. Bina cephesinde hem ısı, hem su yalıtımı sağlar. Isı köprüleri oluşmasını engeller, binanın dış kabuğunu yıpranmalardan korur. Bina iç kısımlarındaki yoğuşmayı ve rutubeti önleyerek iç yüzey boyasını korur. Bünyesine su almaz, buhar geçirgenliği yüksektir. Kullanım ömrü bina ömrüyle eşittir.” <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Bugün]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Faturayı yüzde 70 düşürmek için… <br />
<br />
 <br />
Bu yöntemle doğalgaz faturasını yüzde 70'e kadar azaltmak mümkün… <br />
<br />
ASKON Samsun Şubesi ekibi, Özer Teknik Isıtma ve Soğutma Sistemleri yetkilisi H. Reşit Özer’i ziyaret ederek, ev ve işyerlerinde doğalgaz enerjisini verimli kullanılmasına yönelik bilgi aldı. <br />
<br />
<br />
Doğalgazda uygulanacak tedbirlerle yüzde 70'e varan tasarruf elde edilebileceğini belirten Özer, binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin tam anlamıyla uygulanması halinde Türkiye’de enerji tüketiminin en az yüzde 50 ile yüzde 70 oranında azalacağı kaydetti. <br />
<br />
<br />
Özer, BEP Yönetmeliği kapsamında mevcut ve yeni yapılacak konutların yanı sıra otel, hastane ve alışveriş merkezleri gibi tüm ticari ve hizmet amaçlı binalarda enerji tüketiminde tasarruf sağlanmasının zorunlu hale getirildiğini belirtti. <br />
<br />
<br />
Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği’nin içeriği hakkında da bilgi veren Özer, yönetmelikle kullanım alanı bin metrekareden büyük binalarda merkezi ısıtma sisteminin zorunlu hale geldiğini bildirdi. <br />
<br />
<br />
Özer, 250 metrekareden büyük yapılarda ise ısıtma sisteminin yoğuşmalı olacağını dile getirerek, ”100 metrekareden küçük bireysel yapılar dışında kalan yapıların tamamı için de yalıtımın zorunlu hale geldi. Yönetmelikle, yalıtımsız bina kalmayacak.” dedi. <br />
<br />
<br />
Özer, bin metrekarenin üzerindeki binalarda Enerji Kimlik Belgesi alınmasının da zorunlu kılındığına dikkati çekerek, yeni binalara inşaat izni verilirken de Enerji Kimlik Belgesi şartı aranacağını kaydetti. <br />
<br />
<br />
Özer, mantolama sisteminin avantajları hakkında şunları söyledi: “Isı kaybını önemli ölçüde azaltarak yüzde 50'ye varan enerji tasarrufu sağlıyor, ekonomiktir. 2-3 yıl içerisinde yatırım maliyetini karşılar. Kışın soğuktan, yazın aşırı sıcaktan korur. Bina cephesinde hem ısı, hem su yalıtımı sağlar. Isı köprüleri oluşmasını engeller, binanın dış kabuğunu yıpranmalardan korur. Bina iç kısımlarındaki yoğuşmayı ve rutubeti önleyerek iç yüzey boyasını korur. Bünyesine su almaz, buhar geçirgenliği yüksektir. Kullanım ömrü bina ömrüyle eşittir.” <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Bugün]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yüz binlerce memurun beklediği haber]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Yuz-binlerce-memurun-bekledigi-haber</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:01:00 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Yuz-binlerce-memurun-bekledigi-haber</guid>
			<description><![CDATA[[/i&#93;PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Yüz binlerce memurun beklediği haber <br />
<br />
 <br />
Memur Sendikaları ile Hükümet arasında 2009 Toplu görüşmelerinde mutabakata varılan konulardan birisi de, döner sermaye işletmeleri olan kurumlarda çalışan ve döner sermaye geliri, hükümetin diğer kurumlardaki çalışanlara ödediği aylık ek ödemenin altında kalan memurlara ek ödeme yapılmasıydı. Maliye Bakanlığının, yasal düzenleme gerektiren bu konuda yetkili sendikaların temsilcilerinin de katılacağı ilk toplantıyı 9 Mart 2010 tarihinde gerçekleştireceği öğrenildi. <br />
<br />
<br />
Başta sağlık çalışanları olmak üzere, döner sermaye alan yüz binlerce memuru yakından ilgilendiren aylık ek ödeme mahsuplaşması hakkında açıklamada bulunan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar, sağlık çalışanların büyük bir bölümünün döner sermayeden aldıkları payların, diğer kamu çalışanlarına yapılan ek ödemenin altında olduğunu, yıllık izin, rapor gibi durumlarda da sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinin kesildiğini söyledi. <br />
<br />
<br />
Düzenleme hayata geçirildiği takdirde yüz binlerce kamu çalışanı için çok önemli bir mağduriyet konusunun çözüme kavuşmuş olacağını dile getiren Kaçar, "2009 toplu görüşmelerinde sendikamızın talebi doğrultusunda mutabakata varılan aylık ek ödeme mahsuplaşması hayata geçirildiğinde, döner sermaye geliri 375 Sayılı KHK'de belirlenen ek ödemenin altında olmayacaktır. Ayrıca yıllık izin ve rapor dönemlerinde ek ödeme alabileceklerdir. 9 Martta Maliye Bakanlığı ile yapacağımız toplantıda sürecin bir an önce tamamlanması konusunda ısrarlı olacağız" şeklinde konuştu. <br />
<br />
<br />
Kaynak : Memleket Haber]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/i]PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Yüz binlerce memurun beklediği haber <br />
<br />
 <br />
Memur Sendikaları ile Hükümet arasında 2009 Toplu görüşmelerinde mutabakata varılan konulardan birisi de, döner sermaye işletmeleri olan kurumlarda çalışan ve döner sermaye geliri, hükümetin diğer kurumlardaki çalışanlara ödediği aylık ek ödemenin altında kalan memurlara ek ödeme yapılmasıydı. Maliye Bakanlığının, yasal düzenleme gerektiren bu konuda yetkili sendikaların temsilcilerinin de katılacağı ilk toplantıyı 9 Mart 2010 tarihinde gerçekleştireceği öğrenildi. <br />
<br />
<br />
Başta sağlık çalışanları olmak üzere, döner sermaye alan yüz binlerce memuru yakından ilgilendiren aylık ek ödeme mahsuplaşması hakkında açıklamada bulunan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar, sağlık çalışanların büyük bir bölümünün döner sermayeden aldıkları payların, diğer kamu çalışanlarına yapılan ek ödemenin altında olduğunu, yıllık izin, rapor gibi durumlarda da sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinin kesildiğini söyledi. <br />
<br />
<br />
Düzenleme hayata geçirildiği takdirde yüz binlerce kamu çalışanı için çok önemli bir mağduriyet konusunun çözüme kavuşmuş olacağını dile getiren Kaçar, "2009 toplu görüşmelerinde sendikamızın talebi doğrultusunda mutabakata varılan aylık ek ödeme mahsuplaşması hayata geçirildiğinde, döner sermaye geliri 375 Sayılı KHK'de belirlenen ek ödemenin altında olmayacaktır. Ayrıca yıllık izin ve rapor dönemlerinde ek ödeme alabileceklerdir. 9 Martta Maliye Bakanlığı ile yapacağımız toplantıda sürecin bir an önce tamamlanması konusunda ısrarlı olacağız" şeklinde konuştu. <br />
<br />
<br />
Kaynak : Memleket Haber]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muhasebeci ile Maliye davalık oldu]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Muhasebeci-ile-Maliye-davalik-oldu--30517</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:58:07 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Muhasebeci-ile-Maliye-davalik-oldu--30517</guid>
			<description><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Muhasebeci ile Maliye davalık oldu <br />
<br />
 <br />
Muhasebeci ve mali müşavirler ile mal alış ve satışlarını Ba ve Bs formları üzerinden daha etkin biçimde izlemek isteyen Maliye Bakanlığı davalık oldu. Sistemin 4 Şubat’ta değiştirilmesinin ardından yeni uygulamanın ayrıntılarına dikkat çekmek için geçen hafta gazetelere ilan veren muhasebeci ve mali müşavirler şimdi de yeni düzenlemenin insan haklarına ve anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Ba ve Bs formları ile ilgili tebliğin iptali için Danıştay’a dava açtı. <br />
<br />
Bursa Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (SMMM) 396 seri no’lu tebliğin iptali için 16 Şubat günü Danıştay’a başvurdu. Dava dilekçesinde, getirilen düzenlemenin tebliğle yapılamayacağı, yasal bir düzenlemeye gerek olduğu vurgulandı. Ayrıca “Tebliğ hükümlerine muhalefet edilmesi durumunda; formların tek bir form olarak değerlendirmeye alınarak, tek bir cezanın uygulanacağı belirtilerek cezanın niteliği ve miktarı açısından idare kanunların kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanmıştır” denildi. <br />
<br />
<br />
Bildirim sınırı değiştirildi <br />
<br />
Muhasebeci ve mali müşavirler dava dilekçesinde, getirilen düzenlemenin angarya içerdiği de kaydedilerek bu durumun insan haklarına aykırı olduğunu belirtti. Dilekçede, kayıtdışını tespit için gerekmeyen belgelerin istenmesi de hukuka aykırılık olarak değerlendirildi. Maliye, yaklaşık 2 yıldır uygulanan Ba ve Bs formları sistemini şubat başında değiştirdi. Maliye, son değişiklikle bu formlarla bildirilmesi gereken mal alış ve satışlarında bildirim sınırını 8000 liradan 5000 liraya indirdi. Ayrıca formların verilme zamanı kısaltılırken formlarda yapılacak düzeltme işleminden bile ceza alacağını duyurdu. <br />
<br />
Maliye’nin kayıtdışı ekonomiyle mücadele amacıyla yürüttüğü bu uygulamanın iptali için dava açan Bursa SMMM Odası, verdiği dava dilekçesinde, tebliğin meslek mensuplarının faaliyetlerini zorlaştıracağı ayrıca cezai hükümlerinin meslek mensupları ile iş sahipleri arasındaki ilişkileri zayıflatacağı için iptal davası açıldığını belirtti. Dava dilekçesinde, yürütme organının yasama organı tarafından kanunla düzenlenmemiş bir alanı doğrudan düzenleme yetkisi olmadığına dikkat çekilerek formları vermeyenlere uygulanacak cezaların bu kapsamda olduğu kaydedildi. <br />
<br />
<br />
Gerekmeyen belgeler isteniyor <br />
<br />
Tebliğin kayıtdışı mücadele için uygulamaya konulduğunun belirtildiği dilekçede bu bilgilerin talep edilmesinin asli amacının elde edilen bilgileri çapraz kontrole tabi tutarak kayıtdışını engellemek ve sahte fatura kullanımını tespit ederek, Hazine’nin uğradığı vergi kaybının ortadan kaldırılması ve caydırıcılığı sağlayarak sahte fatura kullanımını engellemek olduğu belirtildi. Dilekçede tebliğ hükümlerinin bu amaca hizmet edebilmesi; öncelikle talep edilen bilgilerin kullanılabilir ve çapraz kontrole tutulabilir olmasına bağlı olduğu vurgulandı. Buna karşılık talep edilen bazı bilgilerin kontrol edilebilir veya çapraz kontrole tabi tutulabilir olmadığına dikkat çekilen dilekçede buna örnek olarak zirai ürünler için verilen müstahsil makbuzları ile bazı gider pusulaları gösterildi. Beyannamelerin verilmesi sırasında korunan mükelleflerin, bu formları verirken korunmadığına dikkat çekilen dava dilekçesinde, kendiliğinden düzeltme yapmak isteyen mükelleflerin cezalandırıldığı, bunun da anayasaya aykırı olduğu vurgulandı. <br />
<br />
<br />
MUHASEBECİLER GEÇEN HAFTA İLAN VERMİŞTİ <br />
<br />
Türkiye’deki tüm muhasebeci ve mali müşavir odalarının çatı kuruluşu olan TÜRMOB, geçen hafta gazetelere ilan vererek kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmeye çalışmıştı. “İş dünyası ve vergi mükelleflerinin dikkatine” başlığı altında verilen ilanda, Ba (alış faturaları) ve Bs (satış faturaları) formlarının daha önceden, takip eden ikinci ayın 5'ine kadar verilebildiği, yapılan değişiklikten sonra sürenin kısaltıldığı ve izleyen ayın sonuna çekildiği belirtildi. İlanda mükelleflere seslenilerek “Siz değerli müşterilerimiz, zaman zaman sizin dışınızdaki gelişmeler nedeniyle ticari yaşamda karşılaşılması muhtemel olumsuzluklar ve bazen de bürokratik sürecin ağır işlemesi nedeniyle evraklarınızı geciktiriyorsunuz. Bürolarımıza ve firmalardaki muhasebe departmanlarına yasalarla belirlenen sürelerde intikal etmeyen evraklardan dolayı meslek mensuplarımızın sorumluluğu bulunmamaktadır” denilmişti. Bu formların düzeltilmesi işleminden ceza kesileceğinin vurgulandığı ilanda, ilk 10 günde ceza olmayacağı, daha sonraki 15 gün içinde düzeltme verilirse 500 lira, formların verilmemesi halinde de 1.000 lira özel usulsüzlük cezası kesileceği ifade edildi. <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Referans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Muhasebeci ile Maliye davalık oldu <br />
<br />
 <br />
Muhasebeci ve mali müşavirler ile mal alış ve satışlarını Ba ve Bs formları üzerinden daha etkin biçimde izlemek isteyen Maliye Bakanlığı davalık oldu. Sistemin 4 Şubat’ta değiştirilmesinin ardından yeni uygulamanın ayrıntılarına dikkat çekmek için geçen hafta gazetelere ilan veren muhasebeci ve mali müşavirler şimdi de yeni düzenlemenin insan haklarına ve anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Ba ve Bs formları ile ilgili tebliğin iptali için Danıştay’a dava açtı. <br />
<br />
Bursa Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (SMMM) 396 seri no’lu tebliğin iptali için 16 Şubat günü Danıştay’a başvurdu. Dava dilekçesinde, getirilen düzenlemenin tebliğle yapılamayacağı, yasal bir düzenlemeye gerek olduğu vurgulandı. Ayrıca “Tebliğ hükümlerine muhalefet edilmesi durumunda; formların tek bir form olarak değerlendirmeye alınarak, tek bir cezanın uygulanacağı belirtilerek cezanın niteliği ve miktarı açısından idare kanunların kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanmıştır” denildi. <br />
<br />
<br />
Bildirim sınırı değiştirildi <br />
<br />
Muhasebeci ve mali müşavirler dava dilekçesinde, getirilen düzenlemenin angarya içerdiği de kaydedilerek bu durumun insan haklarına aykırı olduğunu belirtti. Dilekçede, kayıtdışını tespit için gerekmeyen belgelerin istenmesi de hukuka aykırılık olarak değerlendirildi. Maliye, yaklaşık 2 yıldır uygulanan Ba ve Bs formları sistemini şubat başında değiştirdi. Maliye, son değişiklikle bu formlarla bildirilmesi gereken mal alış ve satışlarında bildirim sınırını 8000 liradan 5000 liraya indirdi. Ayrıca formların verilme zamanı kısaltılırken formlarda yapılacak düzeltme işleminden bile ceza alacağını duyurdu. <br />
<br />
Maliye’nin kayıtdışı ekonomiyle mücadele amacıyla yürüttüğü bu uygulamanın iptali için dava açan Bursa SMMM Odası, verdiği dava dilekçesinde, tebliğin meslek mensuplarının faaliyetlerini zorlaştıracağı ayrıca cezai hükümlerinin meslek mensupları ile iş sahipleri arasındaki ilişkileri zayıflatacağı için iptal davası açıldığını belirtti. Dava dilekçesinde, yürütme organının yasama organı tarafından kanunla düzenlenmemiş bir alanı doğrudan düzenleme yetkisi olmadığına dikkat çekilerek formları vermeyenlere uygulanacak cezaların bu kapsamda olduğu kaydedildi. <br />
<br />
<br />
Gerekmeyen belgeler isteniyor <br />
<br />
Tebliğin kayıtdışı mücadele için uygulamaya konulduğunun belirtildiği dilekçede bu bilgilerin talep edilmesinin asli amacının elde edilen bilgileri çapraz kontrole tabi tutarak kayıtdışını engellemek ve sahte fatura kullanımını tespit ederek, Hazine’nin uğradığı vergi kaybının ortadan kaldırılması ve caydırıcılığı sağlayarak sahte fatura kullanımını engellemek olduğu belirtildi. Dilekçede tebliğ hükümlerinin bu amaca hizmet edebilmesi; öncelikle talep edilen bilgilerin kullanılabilir ve çapraz kontrole tutulabilir olmasına bağlı olduğu vurgulandı. Buna karşılık talep edilen bazı bilgilerin kontrol edilebilir veya çapraz kontrole tabi tutulabilir olmadığına dikkat çekilen dilekçede buna örnek olarak zirai ürünler için verilen müstahsil makbuzları ile bazı gider pusulaları gösterildi. Beyannamelerin verilmesi sırasında korunan mükelleflerin, bu formları verirken korunmadığına dikkat çekilen dava dilekçesinde, kendiliğinden düzeltme yapmak isteyen mükelleflerin cezalandırıldığı, bunun da anayasaya aykırı olduğu vurgulandı. <br />
<br />
<br />
MUHASEBECİLER GEÇEN HAFTA İLAN VERMİŞTİ <br />
<br />
Türkiye’deki tüm muhasebeci ve mali müşavir odalarının çatı kuruluşu olan TÜRMOB, geçen hafta gazetelere ilan vererek kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmeye çalışmıştı. “İş dünyası ve vergi mükelleflerinin dikkatine” başlığı altında verilen ilanda, Ba (alış faturaları) ve Bs (satış faturaları) formlarının daha önceden, takip eden ikinci ayın 5'ine kadar verilebildiği, yapılan değişiklikten sonra sürenin kısaltıldığı ve izleyen ayın sonuna çekildiği belirtildi. İlanda mükelleflere seslenilerek “Siz değerli müşterilerimiz, zaman zaman sizin dışınızdaki gelişmeler nedeniyle ticari yaşamda karşılaşılması muhtemel olumsuzluklar ve bazen de bürokratik sürecin ağır işlemesi nedeniyle evraklarınızı geciktiriyorsunuz. Bürolarımıza ve firmalardaki muhasebe departmanlarına yasalarla belirlenen sürelerde intikal etmeyen evraklardan dolayı meslek mensuplarımızın sorumluluğu bulunmamaktadır” denilmişti. Bu formların düzeltilmesi işleminden ceza kesileceğinin vurgulandığı ilanda, ilk 10 günde ceza olmayacağı, daha sonraki 15 gün içinde düzeltme verilirse 500 lira, formların verilmemesi halinde de 1.000 lira özel usulsüzlük cezası kesileceği ifade edildi. <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Referans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fatura Cildi Kaybolursa Neler Yapılır !]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Fatura-Cildi-Kaybolursa-Neler-Yapilir--30516</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:57:11 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Fatura-Cildi-Kaybolursa-Neler-Yapilir--30516</guid>
			<description><![CDATA[[/u&#93;PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Fatura Cildi Kaybolursa Neler Yapılır ! <br />
<br />
 <br />
Anadolu illerinde satış görevi olan elemanlarımızdan birisi kendisine verilen fatura cildini kaybetmiş bulunmaktadır. Bu kayıp nedeni ile mahkemeye başvurarak söz konusu faturanın zayiine yönelik karar talebinde bulunduk. Ancak mahkeme bu talebimizi reddetti. <br />
<br />
Türk Ticaret Kanunu’nun 68'inci maddesinin son fıkrası uyarınca bir tacirin saklamakla mükellef olduğu defter ve kâğıtlar; yangın, su basması veya yer sarsıntısı gibi afet sebebiyle ve kanuni müddet içinde ziya uğrarsa, tacir ziyaı öğrendiği tarihten itibaren on beş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yerin salahiyetli mahkemesinden kendisine bir vesika verilmesini isteyebilir. Mahkeme lüzumlu gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir. Böyle bir vesika almamış olan tacir defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılır. <br />
<br />
Oluşan yargı kararları doğrultusunda “Boş fatura koçanı kaybı nedeniyle Türk Ticaret Kanunu’nun 68/son maddesi uyarınca faturaların iptaliyle zayi belgesi verilmesi mahkemeden istenemez.” (Yargıtay 11. HD 08.05.2006 gün ve E.No: 5235, K.No: 5347) <br />
<br />
Araç sürücüsünün veyahut da yetkili elemanın boş fatura koçanını kaybetmesi için mahkemeden zayi belgesinin istenmesini engelleyen konu zayi olan faturaların, tacirin alacaklılık hakkını ortadan kaldıran bir olay olarak kabul edilmemesi ve zayiin kanun maddesinde belirtilen olaylardan oluşmamasıdır. <br />
<br />
Bu tür boş fatura zayileri nedeniyle yapılan başvurularda görevli elemanların zayi konusu belgeleri korumak için gerekli özeni göstermediklerini gerekçe göstererek mahkemeler red kararı vermektedirler. <br />
<br />
Gerçekte boş fatura defterlerinin veyahut da sayfalarının zayii mükellef için önemli bir risk oluşturmaktadır. Çünkü bu tür faturalara uygulamada başkaları tarafından düzenlenerek dolaşıma sokulabilmekte ve hatta para karşılığı satılabilmektedir. <br />
<br />
Bu durumda kaybolan faturaya ilişkin seri ve sıra numaralarını da belirten bir ilanın gazetelerde yayımlatılması ve ilan örneğini de ekleyerek vergi dairesine müracaatınızda yarar vardır <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Veysi Seviğ / Referans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/u]PALMİYE GÜNCEL HABER<br />
  <br />
Fatura Cildi Kaybolursa Neler Yapılır ! <br />
<br />
 <br />
Anadolu illerinde satış görevi olan elemanlarımızdan birisi kendisine verilen fatura cildini kaybetmiş bulunmaktadır. Bu kayıp nedeni ile mahkemeye başvurarak söz konusu faturanın zayiine yönelik karar talebinde bulunduk. Ancak mahkeme bu talebimizi reddetti. <br />
<br />
Türk Ticaret Kanunu’nun 68'inci maddesinin son fıkrası uyarınca bir tacirin saklamakla mükellef olduğu defter ve kâğıtlar; yangın, su basması veya yer sarsıntısı gibi afet sebebiyle ve kanuni müddet içinde ziya uğrarsa, tacir ziyaı öğrendiği tarihten itibaren on beş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yerin salahiyetli mahkemesinden kendisine bir vesika verilmesini isteyebilir. Mahkeme lüzumlu gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir. Böyle bir vesika almamış olan tacir defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılır. <br />
<br />
Oluşan yargı kararları doğrultusunda “Boş fatura koçanı kaybı nedeniyle Türk Ticaret Kanunu’nun 68/son maddesi uyarınca faturaların iptaliyle zayi belgesi verilmesi mahkemeden istenemez.” (Yargıtay 11. HD 08.05.2006 gün ve E.No: 5235, K.No: 5347) <br />
<br />
Araç sürücüsünün veyahut da yetkili elemanın boş fatura koçanını kaybetmesi için mahkemeden zayi belgesinin istenmesini engelleyen konu zayi olan faturaların, tacirin alacaklılık hakkını ortadan kaldıran bir olay olarak kabul edilmemesi ve zayiin kanun maddesinde belirtilen olaylardan oluşmamasıdır. <br />
<br />
Bu tür boş fatura zayileri nedeniyle yapılan başvurularda görevli elemanların zayi konusu belgeleri korumak için gerekli özeni göstermediklerini gerekçe göstererek mahkemeler red kararı vermektedirler. <br />
<br />
Gerçekte boş fatura defterlerinin veyahut da sayfalarının zayii mükellef için önemli bir risk oluşturmaktadır. Çünkü bu tür faturalara uygulamada başkaları tarafından düzenlenerek dolaşıma sokulabilmekte ve hatta para karşılığı satılabilmektedir. <br />
<br />
Bu durumda kaybolan faturaya ilişkin seri ve sıra numaralarını da belirten bir ilanın gazetelerde yayımlatılması ve ilan örneğini de ekleyerek vergi dairesine müracaatınızda yarar vardır <br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak : Veysi Seviğ / Referans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesi]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-kaybolan-veya-calinan-nufus-cuzdanlari-ile-mukellefiyet-tesis-edilmesi</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:08:08 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-kaybolan-veya-calinan-nufus-cuzdanlari-ile-mukellefiyet-tesis-edilmesi</guid>
			<description><![CDATA[T.C.<br />
MALİYE BAKANLIĞI<br />
2010/1<br />
Gelir İdaresi Başkanlığı <br />
 05.03.2010 B.07.1.GİB.0.05.70/7033-158-17459  <br />
<br />
........................... VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINA <br />
<br />
<br />
<br />
Bilindiği üzere, 06.07.2007 tarih ve 2007/1 Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası İç Genelgesinde gerçek kişilerin, nüfus cüzdanlarının kaybolduğunu veya çalındığını belirterek kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesinin engellenmesi yönünde müracaatları üzerine vergi dairelerince yapılacak işlemler açıklanmıştır. <br />
<br />
MERNİS Kimlik Paylaşım Sisteminden kayıp ve çalıntı sorgulaması imkanı getirildiği için 2007/1 Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası İç Genelgesi uygulamadan kaldırılmıştır. <br />
<br />
Bu nedenle kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesinin engellenebilmesi için aşağıda açıklandığı şekilde işlem yapılması uygun görülmüştür. <br />
<br />
Vergi dairesine müracaat ederek; <br />
<br />
-Mükellefiyet tesisi yaptırmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti tabiyetindeki gerçek kişilerin, <br />
<br />
-Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak bildiren, mevcut ve yeni kurulacak sermaye şirketlerinin ortakları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdürlerinin ibraz ettikleri nüfus cüzdanının, mükellefiyet tesisi yapılmadan ve/veya dosya numarası verilmeden önce, MERNİS/Kimlik Paylaşım Sisteminden kayıp veya çalıntı olup olmadığı sorgulanacaktır. <br />
<br />
Yapılan sorgulama sonucunda; <br />
<br />
-İbraz edilen nüfus cüzdanının kayıp/çalıntı olmadığının tespit edilmesi halinde mükellefiyet tesisi yapılması ve/veya dosya numarası verilmesi için gerekli işlemler yapılacaktır. <br />
<br />
-İbraz edilen nüfus cüzdanının kayıp/çalıntı olduğunun tespit edilmesi halinde nüfus cüzdanındaki kişi adına mükellefiyet tesisi yapılmayacak ve/veya dosya numarası verilmeyecektir. İbraz edilen nüfus cüzdanı iade edilmeyip durumu anlatan bir yazı ekinde ilgili nüfus müdürlüğüne gönderilecektir. <br />
<br />
Ayrıca ibraz edilen belgelerin ve nüfus cüzdanının fotokopisi durumu anlatan bir yazı ile emniyet müdürlüklerine de bildirilecektir. <br />
<br />
<br />
Bilgi edinilmesi ve gereğinin buna göre yapılmasını rica ederim. <br />
<br />
<br />
<br />
Mustafa GÜNEŞ / Başkan a. Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[T.C.<br />
MALİYE BAKANLIĞI<br />
2010/1<br />
Gelir İdaresi Başkanlığı <br />
 05.03.2010 B.07.1.GİB.0.05.70/7033-158-17459  <br />
<br />
........................... VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINA <br />
<br />
<br />
<br />
Bilindiği üzere, 06.07.2007 tarih ve 2007/1 Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası İç Genelgesinde gerçek kişilerin, nüfus cüzdanlarının kaybolduğunu veya çalındığını belirterek kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesinin engellenmesi yönünde müracaatları üzerine vergi dairelerince yapılacak işlemler açıklanmıştır. <br />
<br />
MERNİS Kimlik Paylaşım Sisteminden kayıp ve çalıntı sorgulaması imkanı getirildiği için 2007/1 Seri No.lu Vergi Kimlik Numarası İç Genelgesi uygulamadan kaldırılmıştır. <br />
<br />
Bu nedenle kaybolan veya çalınan nüfus cüzdanları ile mükellefiyet tesis edilmesinin engellenebilmesi için aşağıda açıklandığı şekilde işlem yapılması uygun görülmüştür. <br />
<br />
Vergi dairesine müracaat ederek; <br />
<br />
-Mükellefiyet tesisi yaptırmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti tabiyetindeki gerçek kişilerin, <br />
<br />
-Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralarını vergi kimlik numarası olarak bildiren, mevcut ve yeni kurulacak sermaye şirketlerinin ortakları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdürlerinin ibraz ettikleri nüfus cüzdanının, mükellefiyet tesisi yapılmadan ve/veya dosya numarası verilmeden önce, MERNİS/Kimlik Paylaşım Sisteminden kayıp veya çalıntı olup olmadığı sorgulanacaktır. <br />
<br />
Yapılan sorgulama sonucunda; <br />
<br />
-İbraz edilen nüfus cüzdanının kayıp/çalıntı olmadığının tespit edilmesi halinde mükellefiyet tesisi yapılması ve/veya dosya numarası verilmesi için gerekli işlemler yapılacaktır. <br />
<br />
-İbraz edilen nüfus cüzdanının kayıp/çalıntı olduğunun tespit edilmesi halinde nüfus cüzdanındaki kişi adına mükellefiyet tesisi yapılmayacak ve/veya dosya numarası verilmeyecektir. İbraz edilen nüfus cüzdanı iade edilmeyip durumu anlatan bir yazı ekinde ilgili nüfus müdürlüğüne gönderilecektir. <br />
<br />
Ayrıca ibraz edilen belgelerin ve nüfus cüzdanının fotokopisi durumu anlatan bir yazı ile emniyet müdürlüklerine de bildirilecektir. <br />
<br />
<br />
Bilgi edinilmesi ve gereğinin buna göre yapılmasını rica ederim. <br />
<br />
<br />
<br />
Mustafa GÜNEŞ / Başkan a. Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sosyal güvenliğe ilişkin prim ve para cezalarında indirim hangi hallerde mümkündür?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Sosyal-guvenlige-iliskin-prim-ve-para-cezalarinda-indirim-hangi-hallerde-mumkundur--30514</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 13:49:05 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Sosyal-guvenlige-iliskin-prim-ve-para-cezalarinda-indirim-hangi-hallerde-mumkundur--30514</guid>
			<description><![CDATA[1. GİRİŞ <br />
<br />
5510 sayılı Kanun ile sosyal güvenlik sistemimizde daha önceden uygulama alanı bulmamış yeni düzenlemeler yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Sosyal güvenlik uygulamalarına genel bir çerçevede bakıldığında bazı hükümlerinin doğrudan veya dolaylı olarak vergi kanunlarında yer alan düzenlemelerle ilişkilendirildiği göze çarpmaktadır. Özellikle 216 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun doğrudan veya dolaylı olarak sosyal güvenlik uygulamalarına yön vermektedir. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren olan 5510 Sayılı Kanun’da bu yönde birçok yenilik yapılmış ve sosyal güvenlik sistemimizde yerini almıştır. Bu düzenlemelerden birisi de 6183 Sayılı Kanun’da yer alan erken ödeme indirimi uygulamasının sosyal güvenlik sistemine uyarlanmaya çalışılmasıdır. Ayrıca Amacı sosyal güvenliği yaygınlaştırmak ve bir düzen dahilinde yürütümünü sağlamak olan sosyal güvenlik uygulamalarına yönelik müeyyideler, 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinde idari para cezaları başlığı altında vücut bulmuştur. Bununla birlikte söz konusu maddede idari para cezalarına yönelik indirim müessesine de değinilmiş olup iki değişik indirim uygulaması getirilmiştir. <br />
<br />
Bu çalışmamızda sosyal güvenlik hukukumuzda uygulanan prim ve para cezalarına ilişkin indirim hallerine ve şartlarına değinilecek olup değerlendirmelerde bulunulacaktır. <br />
<br />
  <br />
<br />
2. PRİMLERDE İNDİRİM HALİ <br />
<br />
Sosyal güvenlik sistemimizde primlere yönelik olarak uygulanan indirim hali primlerin Kanunda öngörülen sürelerden önce ödenmesi yani erken ödeme halinde söz konusu olabilmektedir. Sosyal güvelik reformu olarak da adlandırılan 5510 Sayılı Kanun ile birlikte getirilen yeni kavramlardan bir tanesi de “prim ödeme yükümlüsü” kavramıdır. Kanunun 87. maddesinde kimlerin prim ödeme yükümlüsü olduğu altı madde halinde sıralanmış olup bunlardan sadece (b) bendinde sayılan prim ödeme yükümlülerine erken ödeme indirimi hakkı tanınmıştır. Buna göre erken ödeme indiriminden yararlanabilecek olanları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. <br />
<br />
a) 5510 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. Söz konusu madde hükmüne göre aşağıda sıralananlar 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadırlar; <br />
<br />
a) Köy ve mahalle muhtarları <br />
<br />
b) Hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; <br />
<br />
- Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, <br />
<br />
- Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, <br />
<br />
- Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, <br />
<br />
- Tarımsal faaliyette bulunanlar. <br />
<br />
b) 5510 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılan kişilerden sosyal güvenlik destek primine tabi olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
c) İsteğe bağlı sigortalı olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. 5510 Sayılı Kanun’un 50. maddesinin 2. fıkrasında isteğe bağlı sigortalı olabilmenin şartlarına yer verilmiştir. <br />
d) Genel Sağlık Sigortası uygulaması açısından mütekabiliyet esası da dikkate alınmak şartıyla, oturma izni almış yabancı ülke vatandaşlarından yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalı olmayan kişilerin kendileri erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
e) 5510 Sayılı Kanun’da genel sağlık sigortalısı olanların sayıldığı 60. maddenin (a) ila (f) bentleri haricinde kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan vatandaşların kendileri erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
Yukarıda sayılmış olan prim ödeme yükümlüleri, normal şartlarda her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. Ancak bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak erken ödeyebilirler. Dolayısıyla erken ödeme indirimi uygulamasında 360 günlük bir sınırlama getirilmiş olup daha uzun süreli bir erken ödeme öngörülmemiştir. <br />
<br />
Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 6183 sayılı Kanunun ek  1 inci maddesine göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Buna göre, erken ödemelerde indirim, ödeme tarihinden kanuni ödeme süresinin son gününe kadar, her gün için aylık % 4 oranında uygulanır. Kanuni ödeme süresinin sonunda artakalan tutarlar, erken ödeme sayılır. İndirim uygulanacak sürelerin hesabında bir ay 30 gün olarak kabul edilir ve ödemenin yapıldığı gün dikkate alınmaz. Ayrıca yapılan erken ödeme indirimi, prime esas kazançtan indirilmez. <br />
<br />
Erken ödeme indirimi uygulamasında önem arzeden bir başka husus ise erken ödemenin söz konusu olduğu dönemin ve sigortalılık süresinin tespitidir. Buna göre, erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait primler ilgililere iade edilecektir. <br />
<br />
  <br />
<br />
3. İDARİ PARA CEZALARINDA İNDİRİM HALİ <br />
<br />
a) Pişmanlık İndirimi <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin ikinci fıkrasına göre; mahkeme kararına, Kurum veya diğer kamu idarelerinin denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitlere ya da kamu idarelerinden alınan belgelere istinaden düzenlenenler hariç olmak üzere, bildirgenin yasal süresi geçtikten sonra ilgililerce kendiliklerinden verilmesi halinde, 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (b) bentlerinde öngörülen cezalar “2/3” oranında uygulanacaktır. <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre işyeri bildirgesinin süresinde verilmemesi halinde uygulanacak idari para cezasını düzenlemektedir. Buna göre; 11. maddede belirtilen bildirgeyi, Kurumca belirlenen şekle ve usûle uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde, anılan ortamda göndermeyenler veya bu Kanunda belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere; <br />
<br />
1) Kamu idareleri ile bilanço esasına göre defter tutmak zorunda olanlar için asgarî ücretin üç katı tutarında, <br />
<br />
2) Diğer defterleri tutmak zorunda olanlar için asgarî ücretin iki katı tutarında, <br />
<br />
3) Defter tutmakla yükümlü olmayanlar için bir aylık asgarî ücret tutarında idarî para cezası uygulanır. <br />
<br />
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda süresi içinde verilmeyen işyeri bildirgelerinin süresi dışında verilmesi halinde belirli koşullar altında uygulanacak idari para cezaları için “1/3” oranında indirim öngörülmüştür. Buna göre idari para cezalarındaki “1/3” oranındaki indirimden yararlanılamayacak haller şöyle sıralanabilir; <br />
<br />
a) M ahkeme kararına istinaden düzenlenmeleri, <br />
<br />
b) Kurum veya diğer kamu idarelerinin denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitlere istinaden düzenlenmeleri, <br />
<br />
c) Kamu idarelerinden alınan belgelere istinaden düzenlenmeleri. <br />
<br />
Yani kısaca Kurum tarafından söz konusu bildirgelerin resen düzenlenmesi halinde idari para cezalarındaki “1/3” oranındaki indirimden faydalanmak mümkün olmamaktadır. Yukarıda sayılan haller dışında ilgililerin yasal süresi geçmesine karşın kendiliklerinden bu belgeleri vermeleri halinde idari para cezaları “2/3” oranında uygulanacaktır. <br />
<br />
b) Peşin Ödeme İndirimi <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin beşinci fıkrasına göre; idarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idarî para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarının, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir. <br />
<br />
Bu madde hükmüne göre idari para cezasının hangi fiillerden kaynaklandığı hususu üzerinde durulmaksızın tümü için %’lik bir indirim öngörülmüştür. Bu indirimden yararlanmak için aşağıdaki koşulların tümünün gerçekleşmesi şarttır; <br />
<br />
a)       İdari para cezası Kuruma itiraz edilmeden ödenmelidir, <br />
<br />
b)       İdari para cezası yargı yoluna başvurulmadan ödenmelidir, <br />
<br />
c)       İdari para cezası tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde peşin ödenmelidir, <br />
<br />
Bu şekilde ödenen idari para cezalarında % indirime gidilmekle beraber peşin ödeme sonradan Kuruma itiraz veya mahkemeye başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarının, 89. maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir. Yani böyle bir durumda tahsil edilmemiş kısma gecikme zammı da uygulanması gerekmektedir. <br />
<br />
  <br />
<br />
4. SONUÇ <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun ile getirilen erken ödeme indirimi uygulaması ile birlikte gelecekte tahsil edilmesi öngörülen primlerin daha erken bir süre içerisinde Kurum kasasına dahil edilmesi amaçlanmış ve bu amaç doğrultusunda da primini kanuni süresinden önce ödeyenler için bir indirim öngörülmüştür. Erken ödeme uygulaması primlerin tahsilinin öne alınması ve teşviki açısından önemli bir düzenleme olup kapsam açısından yetersiz bulunmaktadır. Bunun yerine gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında yer alan geçici vergi müessesesine benzer, ancak isteğe bağlı olarak düzenlenecek, erken ödeme indirimini de bünyesinde barındıracak, 4/a ve 4/c kapsamındaki sigortalıları çalıştıran işverenleri de kapsar bir düzenleme hem işverenler hem de Kurum açısından faydalı olacaktır. Nitekim çoğu işyeri yaptıkları programlar çerçevesinde izleyen dönemlerde ne kadar prim ödeyeceklerini önceden kestirebilmektedirler. Şayet izleyen dönemler için fazladan peşin ödeme yapılmışsa erken ödeme indirimi mahsup edilerek fazla yapılan tahsiller önceden belirlenecek periyotlarla işverene iade edilebilmelidir. <br />
<br />
İdari para cezalarına yönelik indirim uygulamalarının her ne kadar fiilin tekrarlanmaması ve cezanın tahsilini mümkün kılma amaçlarına hizmet edecek olsa da cezaların caydırıcılığını azaltma ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde gevşemeye de neden olabilecektir. Bu sebeple kademeli bir cezada indirim sisteminin getirilmesi daha uygun olacaktır. Yani, cezayı gerektiren fiil ilk defa işleniyorsa daha fazla indirim uygulanmalı ve fiil tekrarlandıkça indirim oranı azaltılmalı ve hatta belli bir düzeyden sonra kötü niyet karinesi doğrultusunda uygulanmamalıdır.   <br />
<br />
Mehmet BULUT <br />
S.G.K. Müfettişi <br />
<br />
Kaynak : Bilgili Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1. GİRİŞ <br />
<br />
5510 sayılı Kanun ile sosyal güvenlik sistemimizde daha önceden uygulama alanı bulmamış yeni düzenlemeler yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Sosyal güvenlik uygulamalarına genel bir çerçevede bakıldığında bazı hükümlerinin doğrudan veya dolaylı olarak vergi kanunlarında yer alan düzenlemelerle ilişkilendirildiği göze çarpmaktadır. Özellikle 216 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun doğrudan veya dolaylı olarak sosyal güvenlik uygulamalarına yön vermektedir. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren olan 5510 Sayılı Kanun’da bu yönde birçok yenilik yapılmış ve sosyal güvenlik sistemimizde yerini almıştır. Bu düzenlemelerden birisi de 6183 Sayılı Kanun’da yer alan erken ödeme indirimi uygulamasının sosyal güvenlik sistemine uyarlanmaya çalışılmasıdır. Ayrıca Amacı sosyal güvenliği yaygınlaştırmak ve bir düzen dahilinde yürütümünü sağlamak olan sosyal güvenlik uygulamalarına yönelik müeyyideler, 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinde idari para cezaları başlığı altında vücut bulmuştur. Bununla birlikte söz konusu maddede idari para cezalarına yönelik indirim müessesine de değinilmiş olup iki değişik indirim uygulaması getirilmiştir. <br />
<br />
Bu çalışmamızda sosyal güvenlik hukukumuzda uygulanan prim ve para cezalarına ilişkin indirim hallerine ve şartlarına değinilecek olup değerlendirmelerde bulunulacaktır. <br />
<br />
  <br />
<br />
2. PRİMLERDE İNDİRİM HALİ <br />
<br />
Sosyal güvenlik sistemimizde primlere yönelik olarak uygulanan indirim hali primlerin Kanunda öngörülen sürelerden önce ödenmesi yani erken ödeme halinde söz konusu olabilmektedir. Sosyal güvelik reformu olarak da adlandırılan 5510 Sayılı Kanun ile birlikte getirilen yeni kavramlardan bir tanesi de “prim ödeme yükümlüsü” kavramıdır. Kanunun 87. maddesinde kimlerin prim ödeme yükümlüsü olduğu altı madde halinde sıralanmış olup bunlardan sadece (b) bendinde sayılan prim ödeme yükümlülerine erken ödeme indirimi hakkı tanınmıştır. Buna göre erken ödeme indiriminden yararlanabilecek olanları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. <br />
<br />
a) 5510 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. Söz konusu madde hükmüne göre aşağıda sıralananlar 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadırlar; <br />
<br />
a) Köy ve mahalle muhtarları <br />
<br />
b) Hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; <br />
<br />
- Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, <br />
<br />
- Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, <br />
<br />
- Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, <br />
<br />
- Tarımsal faaliyette bulunanlar. <br />
<br />
b) 5510 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılan kişilerden sosyal güvenlik destek primine tabi olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
c) İsteğe bağlı sigortalı olanlar erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. 5510 Sayılı Kanun’un 50. maddesinin 2. fıkrasında isteğe bağlı sigortalı olabilmenin şartlarına yer verilmiştir. <br />
d) Genel Sağlık Sigortası uygulaması açısından mütekabiliyet esası da dikkate alınmak şartıyla, oturma izni almış yabancı ülke vatandaşlarından yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalı olmayan kişilerin kendileri erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
e) 5510 Sayılı Kanun’da genel sağlık sigortalısı olanların sayıldığı 60. maddenin (a) ila (f) bentleri haricinde kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan vatandaşların kendileri erken ödeme indiriminden yararlanabilecektir. <br />
<br />
Yukarıda sayılmış olan prim ödeme yükümlüleri, normal şartlarda her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. Ancak bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak erken ödeyebilirler. Dolayısıyla erken ödeme indirimi uygulamasında 360 günlük bir sınırlama getirilmiş olup daha uzun süreli bir erken ödeme öngörülmemiştir. <br />
<br />
Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 6183 sayılı Kanunun ek  1 inci maddesine göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Buna göre, erken ödemelerde indirim, ödeme tarihinden kanuni ödeme süresinin son gününe kadar, her gün için aylık % 4 oranında uygulanır. Kanuni ödeme süresinin sonunda artakalan tutarlar, erken ödeme sayılır. İndirim uygulanacak sürelerin hesabında bir ay 30 gün olarak kabul edilir ve ödemenin yapıldığı gün dikkate alınmaz. Ayrıca yapılan erken ödeme indirimi, prime esas kazançtan indirilmez. <br />
<br />
Erken ödeme indirimi uygulamasında önem arzeden bir başka husus ise erken ödemenin söz konusu olduğu dönemin ve sigortalılık süresinin tespitidir. Buna göre, erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait primler ilgililere iade edilecektir. <br />
<br />
  <br />
<br />
3. İDARİ PARA CEZALARINDA İNDİRİM HALİ <br />
<br />
a) Pişmanlık İndirimi <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin ikinci fıkrasına göre; mahkeme kararına, Kurum veya diğer kamu idarelerinin denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitlere ya da kamu idarelerinden alınan belgelere istinaden düzenlenenler hariç olmak üzere, bildirgenin yasal süresi geçtikten sonra ilgililerce kendiliklerinden verilmesi halinde, 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (b) bentlerinde öngörülen cezalar “2/3” oranında uygulanacaktır. <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre işyeri bildirgesinin süresinde verilmemesi halinde uygulanacak idari para cezasını düzenlemektedir. Buna göre; 11. maddede belirtilen bildirgeyi, Kurumca belirlenen şekle ve usûle uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde, anılan ortamda göndermeyenler veya bu Kanunda belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere; <br />
<br />
1) Kamu idareleri ile bilanço esasına göre defter tutmak zorunda olanlar için asgarî ücretin üç katı tutarında, <br />
<br />
2) Diğer defterleri tutmak zorunda olanlar için asgarî ücretin iki katı tutarında, <br />
<br />
3) Defter tutmakla yükümlü olmayanlar için bir aylık asgarî ücret tutarında idarî para cezası uygulanır. <br />
<br />
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda süresi içinde verilmeyen işyeri bildirgelerinin süresi dışında verilmesi halinde belirli koşullar altında uygulanacak idari para cezaları için “1/3” oranında indirim öngörülmüştür. Buna göre idari para cezalarındaki “1/3” oranındaki indirimden yararlanılamayacak haller şöyle sıralanabilir; <br />
<br />
a) M ahkeme kararına istinaden düzenlenmeleri, <br />
<br />
b) Kurum veya diğer kamu idarelerinin denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitlere istinaden düzenlenmeleri, <br />
<br />
c) Kamu idarelerinden alınan belgelere istinaden düzenlenmeleri. <br />
<br />
Yani kısaca Kurum tarafından söz konusu bildirgelerin resen düzenlenmesi halinde idari para cezalarındaki “1/3” oranındaki indirimden faydalanmak mümkün olmamaktadır. Yukarıda sayılan haller dışında ilgililerin yasal süresi geçmesine karşın kendiliklerinden bu belgeleri vermeleri halinde idari para cezaları “2/3” oranında uygulanacaktır. <br />
<br />
b) Peşin Ödeme İndirimi <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesinin beşinci fıkrasına göre; idarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idarî para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarının, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir. <br />
<br />
Bu madde hükmüne göre idari para cezasının hangi fiillerden kaynaklandığı hususu üzerinde durulmaksızın tümü için %’lik bir indirim öngörülmüştür. Bu indirimden yararlanmak için aşağıdaki koşulların tümünün gerçekleşmesi şarttır; <br />
<br />
a)       İdari para cezası Kuruma itiraz edilmeden ödenmelidir, <br />
<br />
b)       İdari para cezası yargı yoluna başvurulmadan ödenmelidir, <br />
<br />
c)       İdari para cezası tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde peşin ödenmelidir, <br />
<br />
Bu şekilde ödenen idari para cezalarında % indirime gidilmekle beraber peşin ödeme sonradan Kuruma itiraz veya mahkemeye başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarının, 89. maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir. Yani böyle bir durumda tahsil edilmemiş kısma gecikme zammı da uygulanması gerekmektedir. <br />
<br />
  <br />
<br />
4. SONUÇ <br />
<br />
5510 Sayılı Kanun ile getirilen erken ödeme indirimi uygulaması ile birlikte gelecekte tahsil edilmesi öngörülen primlerin daha erken bir süre içerisinde Kurum kasasına dahil edilmesi amaçlanmış ve bu amaç doğrultusunda da primini kanuni süresinden önce ödeyenler için bir indirim öngörülmüştür. Erken ödeme uygulaması primlerin tahsilinin öne alınması ve teşviki açısından önemli bir düzenleme olup kapsam açısından yetersiz bulunmaktadır. Bunun yerine gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında yer alan geçici vergi müessesesine benzer, ancak isteğe bağlı olarak düzenlenecek, erken ödeme indirimini de bünyesinde barındıracak, 4/a ve 4/c kapsamındaki sigortalıları çalıştıran işverenleri de kapsar bir düzenleme hem işverenler hem de Kurum açısından faydalı olacaktır. Nitekim çoğu işyeri yaptıkları programlar çerçevesinde izleyen dönemlerde ne kadar prim ödeyeceklerini önceden kestirebilmektedirler. Şayet izleyen dönemler için fazladan peşin ödeme yapılmışsa erken ödeme indirimi mahsup edilerek fazla yapılan tahsiller önceden belirlenecek periyotlarla işverene iade edilebilmelidir. <br />
<br />
İdari para cezalarına yönelik indirim uygulamalarının her ne kadar fiilin tekrarlanmaması ve cezanın tahsilini mümkün kılma amaçlarına hizmet edecek olsa da cezaların caydırıcılığını azaltma ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde gevşemeye de neden olabilecektir. Bu sebeple kademeli bir cezada indirim sisteminin getirilmesi daha uygun olacaktır. Yani, cezayı gerektiren fiil ilk defa işleniyorsa daha fazla indirim uygulanmalı ve fiil tekrarlandıkça indirim oranı azaltılmalı ve hatta belli bir düzeyden sonra kötü niyet karinesi doğrultusunda uygulanmamalıdır.   <br />
<br />
Mehmet BULUT <br />
S.G.K. Müfettişi <br />
<br />
Kaynak : Bilgili Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[VERGİ KAYDI VERGİ DAİRESİNCE RESEN TERKİN EDİLEN MÜKELLEFLERİN TASFİYESİ  İLE İLGİLİ]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-VERGI-KAYDI-VERGI-DAIRESINCE-RESEN-TERKIN-EDILEN-MUKELLEFLERIN-TASFIYESI-ILE-ILGILI</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 13:42:04 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-VERGI-KAYDI-VERGI-DAIRESINCE-RESEN-TERKIN-EDILEN-MUKELLEFLERIN-TASFIYESI-ILE-ILGILI</guid>
			<description><![CDATA[VERGİ KAYDI VERGİ DAİRESİNCE RESEN TERKİN EDİLEN MÜKELLEFLERİN TASFİYESİ  İLE İLGİLİ ÖZELLİKLİ BİR DURUM<br />
<br />
Bilindiği üzere İşi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin;  <br />
<br />
-          işi bıraktığının tespit edilmesi veya <br />
<br />
-          yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve<br />
 <br />
 <br />
 <br />
-           başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi veya<br />
<br />
-           başkaca bir ticarî, ziraî ve meslekî faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi halinde,<br />
<br />
-          mükellef (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolunacak ve mükellefiyet kaydı vergi dairesince terkin edilecektir. Bu durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşu ile kamu kurumu niteliğindeki meslek üst kuruluşuna da bildirilecektir. <br />
<br />
Mükellefiyet kaydının terkin edilmesi, mükellefin işi bırakmasından önceki döneme ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı gibi bu tarihten sonra faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye ve sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında kovuşturma yapılmasına ve ceza uygulanmasına da engel teşkil etmeyecektir. <br />
<br />
<br />
            213 sayılı Kanununun 160 ıncı maddesinin 3 üncü fıkrası ile yapılan bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.<br />
<br />
          Maliye Bakanlığı, yasadan gelen bu yetkisini, Sevgili Maliye Bakanımız Kemal UNAKITAN imzası ile yayımlanan 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesini ile kullanmıştır. <br />
<br />
            Mükellefiyet kayıtları terkin edilen mükelleflerden tasfiyesine karar verilen mükellefler hakkında nasıl işlem yapılacağı, genelgenin; <br />
<br />
           “F) Mükellefiyet Kayıtları Terkin Edilen Mükelleflerden Faaliyetine Devam Ettiği Tespit Edilenler Hakkında Yapılacak İşlemler :” bölümünde açıklanmıştır. <br />
<br />
Buna Göre: <br />
<br />
         Bu İç Genelgede yer alan esaslara uygun olarak mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflerden, faaliyetine başka bir adreste devam ettikleri veya yeniden faaliyete geçtikleri ya da tasfiyeye tabi tutuldukları öğrenilenlerin mükellefiyet kaydı, yeniden ihdas edilecektir.<br />
<br />
        Söz konusu mükelleflerden,  <br />
<br />
        faaliyetlerine başka bir adreste devam ettiği tespit edilenler ile <br />
<br />
        tasfiyeye girdikleri öğrenilenlerin mükellefiyet kaydı, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren,                    <br />
<br />
       yeniden faaliyete geçtikleri belirlenenlerin mükellefiyet kaydı ise, yeniden faaliyete geçtikleri tarihten itibaren <br />
<br />
       yapılacak ve mükellefiyetin ihdas edildiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi sağlanacaktır.<br />
<br />
       Burada dikkat çeken ve makalemizde açıklamaya çalıştığımız en önemli konu, tasfiye kararı alan  mükelleflerin sicil kayıtlarının, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren yeniden tesis edileceğinin hüküm altına alınmasıdır.<br />
<br />
        Buna göre, vergi dairesince 2004/13 seri nolu genelge uyarınca mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilen mükellefler (şirketler) eğer tasfiye kararı alırlarsa mükellefiyetleri sanki hiç terkin işlemi yapılmamış gibi ilk terkin tarihinden itibaren yeniden tesis edilecektir.<br />
<br />
         Bu şu demektir. 2004 yılında vergi kaydı resen terkin edilen mükellef, 2009 yılında tasfiye kararı alırsa, tasfiye kararının tescilinden itibaren bütün beyannamelerini vermeye başlayacak; mükellefiyet kayıtlarının resen terkin edildiği tarihinden bu güne kadar;<br />
<br />
-         Gelir vergisi<br />
<br />
-         kurumlar vergisi,<br />
<br />
-         Geçici Vergi,<br />
<br />
-         Katma Değer Vergisi beyannamelerini <br />
<br />
-         Ba-bs bildirimlerinin tamamını verecek ve daha önce verilmeyen bu beyanname ve bildirimler için onbinlerce cezayı ödemek zorunda kalacaktır. <br />
<br />
         Tasfiyesine karar verilen bir şirkete 2004/13 seri nolu genelge uyarınca kesilen cezalar üzerine 15.12.2008 tarihinde Maliye bakanlığına başvurulacak mağduriyet anlatılmış ve  konu ile ilgili bir mukteza talebinde bulunulmuştur.<br />
<br />
         Maliye Bakanlığı, vermiş olduğu mukteza ile konu hakkında 17.04.2009 tarih ve 2009/3 seri nolu Uygulama iç genelgesi yayınlandığını ve bu genelgeye göre re’sen vergi kaydı terkin edilen mükelleflerin, tasfiyeye girmesi halinde mükellefiyet kayıtlarının re’sen terkin tarihinden itibaren değil; tasfiyeye tabi tutuldukları tarihten itibaren yeniden tesisi edileceğini, beyanname ve bildirimlerin bu tarihten itibaren verilmesinin zorunlu olacağını bildirmiştir. <br />
<br />
   SONUÇ:<br />
<br />
   Meslektaşlarımız tarafından Mali Müşavirliği yapılan mükelleflerden, vergi kaydı re’sen terkin edilenlerin tasfiyeye girmesi halinde,mükellefiyet tesisi ilk terkin tarihinden itibaren değil, 2009/3 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca tasfiyenin başladığı tarihten itibaren yapılacaktır. Bu nedenle, geçmişe dönük beyanname ve bildirim verilmeyecek; ceza kesilemeyecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Fevzi ÇELİK<br />
Mali Müşavir / Antalya<br />
muhasebenet.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[VERGİ KAYDI VERGİ DAİRESİNCE RESEN TERKİN EDİLEN MÜKELLEFLERİN TASFİYESİ  İLE İLGİLİ ÖZELLİKLİ BİR DURUM<br />
<br />
Bilindiği üzere İşi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin;  <br />
<br />
-          işi bıraktığının tespit edilmesi veya <br />
<br />
-          yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve<br />
 <br />
 <br />
 <br />
-           başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi veya<br />
<br />
-           başkaca bir ticarî, ziraî ve meslekî faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi halinde,<br />
<br />
-          mükellef (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolunacak ve mükellefiyet kaydı vergi dairesince terkin edilecektir. Bu durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşu ile kamu kurumu niteliğindeki meslek üst kuruluşuna da bildirilecektir. <br />
<br />
Mükellefiyet kaydının terkin edilmesi, mükellefin işi bırakmasından önceki döneme ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı gibi bu tarihten sonra faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye ve sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında kovuşturma yapılmasına ve ceza uygulanmasına da engel teşkil etmeyecektir. <br />
<br />
<br />
            213 sayılı Kanununun 160 ıncı maddesinin 3 üncü fıkrası ile yapılan bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.<br />
<br />
          Maliye Bakanlığı, yasadan gelen bu yetkisini, Sevgili Maliye Bakanımız Kemal UNAKITAN imzası ile yayımlanan 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesini ile kullanmıştır. <br />
<br />
            Mükellefiyet kayıtları terkin edilen mükelleflerden tasfiyesine karar verilen mükellefler hakkında nasıl işlem yapılacağı, genelgenin; <br />
<br />
           “F) Mükellefiyet Kayıtları Terkin Edilen Mükelleflerden Faaliyetine Devam Ettiği Tespit Edilenler Hakkında Yapılacak İşlemler :” bölümünde açıklanmıştır. <br />
<br />
Buna Göre: <br />
<br />
         Bu İç Genelgede yer alan esaslara uygun olarak mükellefiyet kaydı terkin edilen mükelleflerden, faaliyetine başka bir adreste devam ettikleri veya yeniden faaliyete geçtikleri ya da tasfiyeye tabi tutuldukları öğrenilenlerin mükellefiyet kaydı, yeniden ihdas edilecektir.<br />
<br />
        Söz konusu mükelleflerden,  <br />
<br />
        faaliyetlerine başka bir adreste devam ettiği tespit edilenler ile <br />
<br />
        tasfiyeye girdikleri öğrenilenlerin mükellefiyet kaydı, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren,                    <br />
<br />
       yeniden faaliyete geçtikleri belirlenenlerin mükellefiyet kaydı ise, yeniden faaliyete geçtikleri tarihten itibaren <br />
<br />
       yapılacak ve mükellefiyetin ihdas edildiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi sağlanacaktır.<br />
<br />
       Burada dikkat çeken ve makalemizde açıklamaya çalıştığımız en önemli konu, tasfiye kararı alan  mükelleflerin sicil kayıtlarının, mükellefiyetin terkin edildiği tarihten itibaren yeniden tesis edileceğinin hüküm altına alınmasıdır.<br />
<br />
        Buna göre, vergi dairesince 2004/13 seri nolu genelge uyarınca mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilen mükellefler (şirketler) eğer tasfiye kararı alırlarsa mükellefiyetleri sanki hiç terkin işlemi yapılmamış gibi ilk terkin tarihinden itibaren yeniden tesis edilecektir.<br />
<br />
         Bu şu demektir. 2004 yılında vergi kaydı resen terkin edilen mükellef, 2009 yılında tasfiye kararı alırsa, tasfiye kararının tescilinden itibaren bütün beyannamelerini vermeye başlayacak; mükellefiyet kayıtlarının resen terkin edildiği tarihinden bu güne kadar;<br />
<br />
-         Gelir vergisi<br />
<br />
-         kurumlar vergisi,<br />
<br />
-         Geçici Vergi,<br />
<br />
-         Katma Değer Vergisi beyannamelerini <br />
<br />
-         Ba-bs bildirimlerinin tamamını verecek ve daha önce verilmeyen bu beyanname ve bildirimler için onbinlerce cezayı ödemek zorunda kalacaktır. <br />
<br />
         Tasfiyesine karar verilen bir şirkete 2004/13 seri nolu genelge uyarınca kesilen cezalar üzerine 15.12.2008 tarihinde Maliye bakanlığına başvurulacak mağduriyet anlatılmış ve  konu ile ilgili bir mukteza talebinde bulunulmuştur.<br />
<br />
         Maliye Bakanlığı, vermiş olduğu mukteza ile konu hakkında 17.04.2009 tarih ve 2009/3 seri nolu Uygulama iç genelgesi yayınlandığını ve bu genelgeye göre re’sen vergi kaydı terkin edilen mükelleflerin, tasfiyeye girmesi halinde mükellefiyet kayıtlarının re’sen terkin tarihinden itibaren değil; tasfiyeye tabi tutuldukları tarihten itibaren yeniden tesisi edileceğini, beyanname ve bildirimlerin bu tarihten itibaren verilmesinin zorunlu olacağını bildirmiştir. <br />
<br />
   SONUÇ:<br />
<br />
   Meslektaşlarımız tarafından Mali Müşavirliği yapılan mükelleflerden, vergi kaydı re’sen terkin edilenlerin tasfiyeye girmesi halinde,mükellefiyet tesisi ilk terkin tarihinden itibaren değil, 2009/3 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca tasfiyenin başladığı tarihten itibaren yapılacaktır. Bu nedenle, geçmişe dönük beyanname ve bildirim verilmeyecek; ceza kesilemeyecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Fevzi ÇELİK<br />
Mali Müşavir / Antalya<br />
muhasebenet.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yıllık izin kullanmayan işçiler izin parası alabilir]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Yillik-izin-kullanmayan-isciler-izin-parasi-alabilir</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:59:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Yillik-izin-kullanmayan-isciler-izin-parasi-alabilir</guid>
			<description><![CDATA[İşyerinde 4 yıldır çalışıyorum. 2 yıldır yıllık izin kullanmıyorum. İşverenden yıllık izin paramı alabilir miyim? S.T./KOCAELİ<br />
Yıllık izin hakkı anayasal bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşemez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Ancak iş sözleşmeniz sona erdiği zaman kullanmadığınız yıllık izinler var ise onların ücretini alabilirsiniz. <br />
<br />
 Ben işçi ve de memur değilim, hakkını arayan bir işverenim. Babadan oğula devam ettirdiğim küçük ölçekli mahalle arası bir pastanem var. 3.5-4 yıldır sigortalı olarak çalışan elemanım benim haberim olmadan işi terk edip gitti. 1 yıl sonra avukata gidip tazminat vb. haklarını talep etmek üzere mahkemeye verdi. İşi terkedince noterden gerekli işlemleri yaptım. Sonuç ne olur? <br />
İşçiniz sebepsiz yere işi terk edince devamsızlık tutanakları düzenlemiş ve noterden iş sözleşmesini devamsızlık nedeniyle feshetmiş iseniz iş kanununa göre tazminat hakları doğmaz. <br />
<br />
Eşi doğum yapan memura babalık izni verilecek<br />
Hükümet'ten çalışanlara müjdeli haber. Elde ettiğimiz duyumlara göre memurlarla ilgili yürütülen çalışmalara son şekli verildi. Eşi doğum yapan memura, isteği üzerine 10 gün babalık izni verilecek. Memurun kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, eşi veya çocuğu ile kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü halinde isteği üzerine 7 gün mazeret izni verilecek.. <br />
<br />
KAMUDA İŞ OLANAKLARI<br />
Kahramanmaraş İl Özel İdaresi'ne sözleşmeli personel alınacak. Son başvuru tarihi 15 Mart 2010. <br />
 TÜBİTAK'a eski hükümlü statüsünde teknisyen pozisyonunda işçi alınacak. Başvurularda son tarih 12 Mart 2010. <br />
 TPAO Trakya Bölge Müdürlüğü'ne işçi statüsünde bilgisayar teknisyeni alınacak. Başvurularda son tarih 12 Mart. <br />
<br />
NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?<br />
20.07.1963 doğumluyum. 1979 sigorta girişim, ikinci sigorta 1988 ve ödenmiş 2100 gün primim var. Askerlik borçlanması yapmadım, yaparsam ne zaman emekli olurum? Ahmet UĞURLU <br />
1979 yılındaki girişinizde prim ödemeniz varsa 5000 prim gün sayınızı tamamlar tamamlamaz SSK'dan tam emekli olabilirsiniz. Bunun için 18 ay askerlik borçlanıp 2360 gün daha prim ödemeniz gerekmektedir. 3600 prim günden kısmi emekli olabilmeniz için 15 yıl, 55 yaş, 3600 prim gün şartlarına tabisiniz. 15 yıl şartınız dolmuş. 18 aylık askerliği ödeyip 960 gün daha prim öderseniz prim gün sayınız dolacak. Ancak yaş şartınız 2018 yılında dolacak. Bu durumda yaş ve kademeye girerek 60 yaş şartına tabi oluyorsunuz. Dolayısıyla emekli olacağınız tarih 60 yaşınızın dolacağı 20.07.2023 tarihi olacaktır. Tercih size kalmış. <br />
<br />
 03.02.1965 doğumluyum. 02.10.1983 Bağ-Kur başlangıcım var. 25 yıl prim ödemem doldu. 18 ay askerlik borçlanmamı ödemiş olsam emeklilik yaşımı geri çeker mi? Bağ-Kur'da askerlik borçlanmasının yaşı geri çektiğini duydum. Askerlik borçlanmasını yatırsam ne zaman emekli olabilirim? Fakat benim Bağ-Kur başlangıcım askerlikten önceydi. Enes YILMAZ <br />
Vermiş olduğunuz bilgilere göre; Bağ-Kur başlangıcınızdan itibaren hiç ara vermeden Bağ-Kur'lu olduğunuz anlaşılıyor. Bu da demek oluyor ki askerde bulunduğunuz dönemde de mükellefiyetiniz devam etmiş. Eğer askerde olduğunuz dönemde Bağ- Kur'lu iseniz askerlik borçlanması yapamazsınız. 9000 prim gün ve 47 yaş şartlarına tabisiniz. Prim gün sayınız dolmuş ancak 47 yaş şartınız 2012 yılında dolacağından emekli olacağınız tarih de 03.02.2012 tarihi olacaktır. <br />
<br />
ALİ ŞERBETÇİ<br />
Takvim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İşyerinde 4 yıldır çalışıyorum. 2 yıldır yıllık izin kullanmıyorum. İşverenden yıllık izin paramı alabilir miyim? S.T./KOCAELİ<br />
Yıllık izin hakkı anayasal bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşemez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Ancak iş sözleşmeniz sona erdiği zaman kullanmadığınız yıllık izinler var ise onların ücretini alabilirsiniz. <br />
<br />
 Ben işçi ve de memur değilim, hakkını arayan bir işverenim. Babadan oğula devam ettirdiğim küçük ölçekli mahalle arası bir pastanem var. 3.5-4 yıldır sigortalı olarak çalışan elemanım benim haberim olmadan işi terk edip gitti. 1 yıl sonra avukata gidip tazminat vb. haklarını talep etmek üzere mahkemeye verdi. İşi terkedince noterden gerekli işlemleri yaptım. Sonuç ne olur? <br />
İşçiniz sebepsiz yere işi terk edince devamsızlık tutanakları düzenlemiş ve noterden iş sözleşmesini devamsızlık nedeniyle feshetmiş iseniz iş kanununa göre tazminat hakları doğmaz. <br />
<br />
Eşi doğum yapan memura babalık izni verilecek<br />
Hükümet'ten çalışanlara müjdeli haber. Elde ettiğimiz duyumlara göre memurlarla ilgili yürütülen çalışmalara son şekli verildi. Eşi doğum yapan memura, isteği üzerine 10 gün babalık izni verilecek. Memurun kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, eşi veya çocuğu ile kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü halinde isteği üzerine 7 gün mazeret izni verilecek.. <br />
<br />
KAMUDA İŞ OLANAKLARI<br />
Kahramanmaraş İl Özel İdaresi'ne sözleşmeli personel alınacak. Son başvuru tarihi 15 Mart 2010. <br />
 TÜBİTAK'a eski hükümlü statüsünde teknisyen pozisyonunda işçi alınacak. Başvurularda son tarih 12 Mart 2010. <br />
 TPAO Trakya Bölge Müdürlüğü'ne işçi statüsünde bilgisayar teknisyeni alınacak. Başvurularda son tarih 12 Mart. <br />
<br />
NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?<br />
20.07.1963 doğumluyum. 1979 sigorta girişim, ikinci sigorta 1988 ve ödenmiş 2100 gün primim var. Askerlik borçlanması yapmadım, yaparsam ne zaman emekli olurum? Ahmet UĞURLU <br />
1979 yılındaki girişinizde prim ödemeniz varsa 5000 prim gün sayınızı tamamlar tamamlamaz SSK'dan tam emekli olabilirsiniz. Bunun için 18 ay askerlik borçlanıp 2360 gün daha prim ödemeniz gerekmektedir. 3600 prim günden kısmi emekli olabilmeniz için 15 yıl, 55 yaş, 3600 prim gün şartlarına tabisiniz. 15 yıl şartınız dolmuş. 18 aylık askerliği ödeyip 960 gün daha prim öderseniz prim gün sayınız dolacak. Ancak yaş şartınız 2018 yılında dolacak. Bu durumda yaş ve kademeye girerek 60 yaş şartına tabi oluyorsunuz. Dolayısıyla emekli olacağınız tarih 60 yaşınızın dolacağı 20.07.2023 tarihi olacaktır. Tercih size kalmış. <br />
<br />
 03.02.1965 doğumluyum. 02.10.1983 Bağ-Kur başlangıcım var. 25 yıl prim ödemem doldu. 18 ay askerlik borçlanmamı ödemiş olsam emeklilik yaşımı geri çeker mi? Bağ-Kur'da askerlik borçlanmasının yaşı geri çektiğini duydum. Askerlik borçlanmasını yatırsam ne zaman emekli olabilirim? Fakat benim Bağ-Kur başlangıcım askerlikten önceydi. Enes YILMAZ <br />
Vermiş olduğunuz bilgilere göre; Bağ-Kur başlangıcınızdan itibaren hiç ara vermeden Bağ-Kur'lu olduğunuz anlaşılıyor. Bu da demek oluyor ki askerde bulunduğunuz dönemde de mükellefiyetiniz devam etmiş. Eğer askerde olduğunuz dönemde Bağ- Kur'lu iseniz askerlik borçlanması yapamazsınız. 9000 prim gün ve 47 yaş şartlarına tabisiniz. Prim gün sayınız dolmuş ancak 47 yaş şartınız 2012 yılında dolacağından emekli olacağınız tarih de 03.02.2012 tarihi olacaktır. <br />
<br />
ALİ ŞERBETÇİ<br />
Takvim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yüz binler bu tasarıyı bekliyor!]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Yuz-binler-bu-tasariyi-bekliyor</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:54:17 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Yuz-binler-bu-tasariyi-bekliyor</guid>
			<description><![CDATA[Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesi, kamu personeli olarak çalıştırılacakların statülerini belirliyor.Söz konusu maddenin (A) fıkrasına göre istihdam edilenler öteden beri bildiğimiz klasik memurları ifade ediyor. (B) fıkrasına göre çalıştırılanlar ise 'sürekli sözleşmeli' olarak tanımlayabileceğimiz bir statüdeler. Kamuoyunda 4/B'li olarak ifade edilen bu kesim, pek çok bakımdan kadrolu memurlarla eşit olmakla birlikte aylıksız izin, atama-nakil ve yıllık 30 günden fazla istirahat gibi konularda dezavantajlı durumdalar. <br />
4/B'li personel istihdamında 70 bin öğretmen ile rekor Milli Eğitim Bakanlığı'nda. Bunu takiben Sağlık Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kurumlar geliyor. 2010 itibarıyla toplam 4/B'li personel sayısının 200 bini aştığı tahmin ediliyor. 4/B'lileri en fazla gündeme getiren sorun, Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki eş durumundan tayin ve nakil işleri. 4/B'li öğretmenler, atama ve nakil konularında kadrolu arkadaşlarına göre oldukça zor şartlara tabiler. Bu da aynı işi yapan ve aynı kariyeri paylaşan meslektaşlar arasında önemli bir adaletsizliği netice veriyor. <br />
4/B'lilerle ilgili en fazla sorun Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yaşandığından, Bakanlık bu sorunun aşılabilmesi için Maliye Bakanlığı'na bir tasarı gönderdi. Maliye uygun görüş verirse konu Bakanlar Kurulu'na gelecek ve olur verilirse Meclis'e sevk edilecek.<br />
Aile dramları yaşanıyor<br />
Kadro bekleyen 4/B'li çalışanlardan gelen mailler bu köşeye sığmaz. Aslında örnek olarak bir tanesini yayınlamak isterdim. Fakat tek bir örnek vereyim; M.D. isimli bir bayan öğretmen, Ankara'da görev yapmakta olan eşinin yanına tayin istiyor ve 4/B'li olduğu için gelemiyor. Yaklaşık bir buçuk yıl süren çabanın ardından bir sonuç alamayınca çareyi -çocuk sahibi olmadan- ayrılmakta buluyorlar. Daha bunun gibi pek çok aile dramı aktarılmış. Tamamının doğruluk derecesi nedir bilemiyorum. Ancak anlatılan mağduriyetlerin onda biri bile doğruysa, MEB'in öncülüğünde hazırlanan bu tasarının bir an önce kamuda çalışan bütün 4/B'lileri kapsayacak şekilde yasalaşması gerekiyor.<br />
Bağ-Kur'luya çeyiz yardımı var mı?<br />
Soru: Saadettin Bey merhabalar. Ben Bağ-Kur'lu bir bayanım ve evleniyorum. Çeyiz/Evlenme yardımı alabilir miyim? Başvuru için bilgilendirirseniz sevinirim. Serap Bektaş<br />
Cevap: Değerli okurum, evlenme yardımı Bağ-Kur (4/b) kapsamında sigortalı iken evlenen bayanlara değil, ölen Bağ-Kur'lu babasından yetim aylığı/geliri alırken evlenen kız çocuklarına yapılmaktadır. Dolayısıyla Bağ-Kur sigortalısıyken evlenmeniz durumunda, size herhangi bir ödeme yapılmaz. <br />
Sosyal güvenliğe yeni kitap<br />
Sosyal güvenlik alanındaki bilgi eksikliğinin giderilmesine dönük kitap ve benzeri çalışmalara büyük ihtiyaç var. İşte bu ihtiyacı gidermeye dönük olarak, değerli meslektaşlarım SGK Başmüfettişi Mustafa Keskin (İzmir SGK İl Müdürü) ve Müfettiş Naci Şahin (İzmir SGK İl Müd. Yrd.)'in ortak çalışması yayımlandı. Sosyal Güvenlik Mevzuatı Açısından İşveren Yükümlülükleri ve Uygulama Esasları adıyla okurlara sunulan kitap, işverenlerin sosyal güvenlik mevzuatından doğan bütün yükümlülüklerini açık ve anlaşılır bir dille ele alıyor. Mali müşavirler, muhasebeciler, insan kaynakları birimlerinin uzman ve yöneticileri ve diğer ilgililer için başucu kaynağı olabilecek kitabı 20 TL gibi çok uygun bir fiyata alabileceksiniz. Kitaba ulaşmak için 0 232 421 36 66 ve 0 505 317 38 10 nolu telefonlardan Remzi Zengin ile irtibata geçmeniz yeterli. <br />
<br />
<br />
Sadettin ORHAN<br />
Bugün]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesi, kamu personeli olarak çalıştırılacakların statülerini belirliyor.Söz konusu maddenin (A) fıkrasına göre istihdam edilenler öteden beri bildiğimiz klasik memurları ifade ediyor. (B) fıkrasına göre çalıştırılanlar ise 'sürekli sözleşmeli' olarak tanımlayabileceğimiz bir statüdeler. Kamuoyunda 4/B'li olarak ifade edilen bu kesim, pek çok bakımdan kadrolu memurlarla eşit olmakla birlikte aylıksız izin, atama-nakil ve yıllık 30 günden fazla istirahat gibi konularda dezavantajlı durumdalar. <br />
4/B'li personel istihdamında 70 bin öğretmen ile rekor Milli Eğitim Bakanlığı'nda. Bunu takiben Sağlık Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kurumlar geliyor. 2010 itibarıyla toplam 4/B'li personel sayısının 200 bini aştığı tahmin ediliyor. 4/B'lileri en fazla gündeme getiren sorun, Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki eş durumundan tayin ve nakil işleri. 4/B'li öğretmenler, atama ve nakil konularında kadrolu arkadaşlarına göre oldukça zor şartlara tabiler. Bu da aynı işi yapan ve aynı kariyeri paylaşan meslektaşlar arasında önemli bir adaletsizliği netice veriyor. <br />
4/B'lilerle ilgili en fazla sorun Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yaşandığından, Bakanlık bu sorunun aşılabilmesi için Maliye Bakanlığı'na bir tasarı gönderdi. Maliye uygun görüş verirse konu Bakanlar Kurulu'na gelecek ve olur verilirse Meclis'e sevk edilecek.<br />
Aile dramları yaşanıyor<br />
Kadro bekleyen 4/B'li çalışanlardan gelen mailler bu köşeye sığmaz. Aslında örnek olarak bir tanesini yayınlamak isterdim. Fakat tek bir örnek vereyim; M.D. isimli bir bayan öğretmen, Ankara'da görev yapmakta olan eşinin yanına tayin istiyor ve 4/B'li olduğu için gelemiyor. Yaklaşık bir buçuk yıl süren çabanın ardından bir sonuç alamayınca çareyi -çocuk sahibi olmadan- ayrılmakta buluyorlar. Daha bunun gibi pek çok aile dramı aktarılmış. Tamamının doğruluk derecesi nedir bilemiyorum. Ancak anlatılan mağduriyetlerin onda biri bile doğruysa, MEB'in öncülüğünde hazırlanan bu tasarının bir an önce kamuda çalışan bütün 4/B'lileri kapsayacak şekilde yasalaşması gerekiyor.<br />
Bağ-Kur'luya çeyiz yardımı var mı?<br />
Soru: Saadettin Bey merhabalar. Ben Bağ-Kur'lu bir bayanım ve evleniyorum. Çeyiz/Evlenme yardımı alabilir miyim? Başvuru için bilgilendirirseniz sevinirim. Serap Bektaş<br />
Cevap: Değerli okurum, evlenme yardımı Bağ-Kur (4/b) kapsamında sigortalı iken evlenen bayanlara değil, ölen Bağ-Kur'lu babasından yetim aylığı/geliri alırken evlenen kız çocuklarına yapılmaktadır. Dolayısıyla Bağ-Kur sigortalısıyken evlenmeniz durumunda, size herhangi bir ödeme yapılmaz. <br />
Sosyal güvenliğe yeni kitap<br />
Sosyal güvenlik alanındaki bilgi eksikliğinin giderilmesine dönük kitap ve benzeri çalışmalara büyük ihtiyaç var. İşte bu ihtiyacı gidermeye dönük olarak, değerli meslektaşlarım SGK Başmüfettişi Mustafa Keskin (İzmir SGK İl Müdürü) ve Müfettiş Naci Şahin (İzmir SGK İl Müd. Yrd.)'in ortak çalışması yayımlandı. Sosyal Güvenlik Mevzuatı Açısından İşveren Yükümlülükleri ve Uygulama Esasları adıyla okurlara sunulan kitap, işverenlerin sosyal güvenlik mevzuatından doğan bütün yükümlülüklerini açık ve anlaşılır bir dille ele alıyor. Mali müşavirler, muhasebeciler, insan kaynakları birimlerinin uzman ve yöneticileri ve diğer ilgililer için başucu kaynağı olabilecek kitabı 20 TL gibi çok uygun bir fiyata alabileceksiniz. Kitaba ulaşmak için 0 232 421 36 66 ve 0 505 317 38 10 nolu telefonlardan Remzi Zengin ile irtibata geçmeniz yeterli. <br />
<br />
<br />
Sadettin ORHAN<br />
Bugün]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Primimiz az, YAŞTAN emekli olmak istiyoruz]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Primimiz-az-YASTAN-emekli-olmak-istiyoruz</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:52:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Primimiz-az-YASTAN-emekli-olmak-istiyoruz</guid>
			<description><![CDATA[&gt; Naim - Safiye Azak<br />
<br />
1958 doğumluyum, 1974 Sigorta girişliyim, 20 ay olarak yaptığım askerliğim duruyor... Safine Hanım ise 1964 doğumlu ve 1978 Sigorta girişli. YAŞTAN emekli olabilir miyiz?<br />
<br />
CEVAP: Naim Bey, Sigorta ve Bağ-Kur’da toplam 2328 gününüz var. Kademeli Yaşa girmiyorsunuz. 25 yıl ve 5000 günle NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya 15 yıl, 55 yaş ve 3600 günle YAŞTAN emekli olursunuz. Kalan primlerinizi ise SSK’dan yatırmanız gerekiyor.<br />
Safiye Hanım’a gelince; toplam 3228 gününüz var. Siz de Kademeli Yaşa girmiyorsunuz. 20 yıl ve 5000 günle NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya sadece 13 ay daha prim ödeyerek 50 yaşınızın dolduğu 18.11.2014 tarihinde 3600 günle YAŞTAN emekli olursunuz.<br />
<br />
NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?<br />
<br />
&gt; Şerife Ekincioğlu/ MANİSA<br />
<br />
1957 doğumluyum, 1993 tarihinde SSK’lı oldum, 1998 yılında ise Bağ-Kur’a geçtim. Bu duruma göre acaba ben ne zaman emekli olabilirim?<br />
CEVAP: Bağ-Kur ve Sigorta’da toplam 14 yıl 11 ay hizmetiniz var. 5 yıl 1 ay daha prim öderseniz 51 yaş ve 7200 günle Bağ-Kur’dan NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya sadece 1 ay daha prim öderseniz, 58 yaşınızın dolduğu 25.04.2015 tarihinde 5400 günle Bağ-Kur’dan YAŞTAN emekli olursunuz. Diğer yandan hemen Sigorta’ya geçip, sadece 3.5 yıl prim öderseniz; 20 yılınızın dolduğu 18.10.2013 tarihinden sonra 50 yaş ve 5675 günle SSK’dan NORMAL emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
&gt; Metin Özpehlivan / İSTANBUL<br />
<br />
1965 doğumluyum, 1989’da işe girdim, askerliğimi borçlandım, ne zaman emekli olabilirim? Cevabınızda emeklilik yaş ve senesini ayrı ayrı bildirirseniz memnun olurum.<br />
CEVAP: 18 ay askerliğiniz sigortanızdan önce olduğu için giriş tarihinizi 26.11.1987’ye çekiyor. Buna göre 25 yıl, 50 yaş ve 5375 günle emekli olabilirsiniz. Askerlik borçlanmanız dahil 5223 gününüz var. 6 ay daha prim öderseniz 50 yaşınızın dolduğu 20.04.2015 tarihinde 5375 günle emekli olursunuz.<br />
<br />
&gt; Muammer Çelebioğlu / ERZURUM<br />
<br />
1965 doğumluyum, 1980 Sigorta girişliyim, 1994 yılında Bağ-Kur’a geçtim, 1985’te gittiğim 18 aylık askerliğim de borçlandım. 18 yaşımdan önceki hizmetlerim Bağ-Kur’da geçerli olur mu, bu şartlar altında ne zaman ve nasıl daha erken emekli olabilirim?<br />
CEVAP: 2829 sayılı Kanun’a ait Yönetmeliğin 4. Maddesine göre; 01.04.1981 tarihinden önceki 18 yaş altı hizmetler Sigorta’da geçerli olduğu için Bağ-Kur’da da geçerli oluyor. Emekliliğinize gelince; Sigorta, Bağ-Kur ve 18 ay askerlik borçlanmanız dahil toplam 24 yıl 1 ay hizmetiniz bulunmaktadır. Sadece 11 ay daha prim öderseniz 9000 günle 49 yaşınızın dolduğu 10.02.2014 tarihinde Bağ-Kur’dan emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
LÜTFİ KÖKSAL<br />
Türkiye]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&gt; Naim - Safiye Azak<br />
<br />
1958 doğumluyum, 1974 Sigorta girişliyim, 20 ay olarak yaptığım askerliğim duruyor... Safine Hanım ise 1964 doğumlu ve 1978 Sigorta girişli. YAŞTAN emekli olabilir miyiz?<br />
<br />
CEVAP: Naim Bey, Sigorta ve Bağ-Kur’da toplam 2328 gününüz var. Kademeli Yaşa girmiyorsunuz. 25 yıl ve 5000 günle NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya 15 yıl, 55 yaş ve 3600 günle YAŞTAN emekli olursunuz. Kalan primlerinizi ise SSK’dan yatırmanız gerekiyor.<br />
Safiye Hanım’a gelince; toplam 3228 gününüz var. Siz de Kademeli Yaşa girmiyorsunuz. 20 yıl ve 5000 günle NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya sadece 13 ay daha prim ödeyerek 50 yaşınızın dolduğu 18.11.2014 tarihinde 3600 günle YAŞTAN emekli olursunuz.<br />
<br />
NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?<br />
<br />
&gt; Şerife Ekincioğlu/ MANİSA<br />
<br />
1957 doğumluyum, 1993 tarihinde SSK’lı oldum, 1998 yılında ise Bağ-Kur’a geçtim. Bu duruma göre acaba ben ne zaman emekli olabilirim?<br />
CEVAP: Bağ-Kur ve Sigorta’da toplam 14 yıl 11 ay hizmetiniz var. 5 yıl 1 ay daha prim öderseniz 51 yaş ve 7200 günle Bağ-Kur’dan NORMAL emekli olabilirsiniz. Veya sadece 1 ay daha prim öderseniz, 58 yaşınızın dolduğu 25.04.2015 tarihinde 5400 günle Bağ-Kur’dan YAŞTAN emekli olursunuz. Diğer yandan hemen Sigorta’ya geçip, sadece 3.5 yıl prim öderseniz; 20 yılınızın dolduğu 18.10.2013 tarihinden sonra 50 yaş ve 5675 günle SSK’dan NORMAL emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
&gt; Metin Özpehlivan / İSTANBUL<br />
<br />
1965 doğumluyum, 1989’da işe girdim, askerliğimi borçlandım, ne zaman emekli olabilirim? Cevabınızda emeklilik yaş ve senesini ayrı ayrı bildirirseniz memnun olurum.<br />
CEVAP: 18 ay askerliğiniz sigortanızdan önce olduğu için giriş tarihinizi 26.11.1987’ye çekiyor. Buna göre 25 yıl, 50 yaş ve 5375 günle emekli olabilirsiniz. Askerlik borçlanmanız dahil 5223 gününüz var. 6 ay daha prim öderseniz 50 yaşınızın dolduğu 20.04.2015 tarihinde 5375 günle emekli olursunuz.<br />
<br />
&gt; Muammer Çelebioğlu / ERZURUM<br />
<br />
1965 doğumluyum, 1980 Sigorta girişliyim, 1994 yılında Bağ-Kur’a geçtim, 1985’te gittiğim 18 aylık askerliğim de borçlandım. 18 yaşımdan önceki hizmetlerim Bağ-Kur’da geçerli olur mu, bu şartlar altında ne zaman ve nasıl daha erken emekli olabilirim?<br />
CEVAP: 2829 sayılı Kanun’a ait Yönetmeliğin 4. Maddesine göre; 01.04.1981 tarihinden önceki 18 yaş altı hizmetler Sigorta’da geçerli olduğu için Bağ-Kur’da da geçerli oluyor. Emekliliğinize gelince; Sigorta, Bağ-Kur ve 18 ay askerlik borçlanmanız dahil toplam 24 yıl 1 ay hizmetiniz bulunmaktadır. Sadece 11 ay daha prim öderseniz 9000 günle 49 yaşınızın dolduğu 10.02.2014 tarihinde Bağ-Kur’dan emekli olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
LÜTFİ KÖKSAL<br />
Türkiye]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vergi barışı ne getirir?]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Vergi-barisi-ne-getirir</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:49:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Vergi-barisi-ne-getirir</guid>
			<description><![CDATA[Mehmet ŞÖHRETOĞLU / Niksar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı <br />
Dünya<br />
<br />
<br />
2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara gelir gelmez ülkenin kalkınmasına yönelik hedeflerini, kısa, orta ve uzun vadeli olarak üçe ayırmıştı. Bu hedeflerine ulaşabilmek için de gerekli kaynak arayışına girmişti. İlk icraatı ise, ekonomiyi kilitlemiş durumda olan "nerden buldun yasası" olarak bilinen yasayı yürürlükten kaldırarak piyasaların önünü açmış oldu. Devamında vergi barışı kanununu çıkarmak suretiyle hem alınamayan alacakların tahsili hem de inceleme elemanı ve zaman yetersizliği nedeniyle incelenemeyen mükelleflerin matrah artırımı yaparak bir miktar daha vergi ödemek suretiyle hazineye sıcak para girişi sağlanmış oldu. Bu kanunla o zaman ki Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın ifadesiyle 4 katrilyon 700 milyar lira tahsilat yapılmış oldu.<br />
<br />
Tahakkuk eden vergi gelirlerinin tahsilat oranı uzun yıllar ortalamalarına bakılırsa %92'ler düzeyinde olduğu görülecektir. Bu yıl bu oranın %85 olduğunu basından öğrenmiş bulunuyoruz. Keza tahsil edilemeyen vergi tutarının 28 milyar TL (eski ifadeyle 28 katrilyon lira) olduğu da yine Hazine müsteşarlığı açıklamalarında mevcuttur.<br />
<br />
Mahkemelerde ( vergi, bölge idare ve Danıştay'da) biriken iş yükü nedeniyle, ihtilafa düşen kamu alacaklarına ilişkin davalar en erken üç yılda sonuçlanmaktadır.Vergi barışı kanunu ile bu olumsuzluklarda giderilecek, keza sürüncemedeki kamu alacakları da tahsil edilmiş olacaktır.<br />
<br />
2003 yılında çıkarılan vergi barışı kanunu yeniden 2005 ila 2009 yıllarını kapsayacak şekilde gecikmeden çıkarılırsa alınamayan bu alacakların en kötü ihtimalle %70'inin tahsil edilebileceğini tahmin ediyoruz. Keza matrah artırımı uygulamasıyla da ek gelir artışı ile birlikte yaklaşık 25 Milyar TL hazineye para girişi sağlanabileceğini umuyoruz. IMF den borç almak yerine kendi iç kaynaklarımıza dönmenin tam zamanı diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Bundan sonraki dönemler için ise, mükelleflere kendiliklerinden matrah artırımı yapmaları halinde gelir vergisi mükellefleri için, gelir vergisi kanununun vergi nispetlerini gösterir 103.maddesindeki ilk diliminde yer alan nispet üzerinden, kurumlar vergisi mükellefleri için ise uygulanan nispetin %50 si oranıyla vergilendirilmek suretiyle önünün açılmasına imkan tanınmalıdır. Zira aylar veya yıllar sonra ellerinde olmayan sebeplerle vergi ziya'na sebebiyet verildiğinin anlaşılması hali ile karşılaşılabilmektedir. Böyle bir durumda iyi niyetli mükellefleri korumak adına böyle bir düzenlemenin uygun olacağını düşünüyoruz. Her ne kadar vergi usul kanununun 371.maddesi pişmanlık hükümlerine ihtiva etmekte ise de vergi yükünün yüksekliği nedeniyle çok fazla tercih edilen bir uygulama olmadığı görülmektedir.<br />
<br />
Vergi kayıp ve kaçağının önlenmesine ve verginin tabana yayılmasına yönelik önerilerimiz ise şöyledir:<br />
<br />
1- Geçici vergi kaldırılarak bankalarda işlem gören çek, senet, havale, ve diğer ödemelerden lehine işlem yapılan ödenecek gelir ve kurumlar vergilerine mahsup edilmek üzere %1 vergi kesilmesi, geçici vergi tamamen kaldırılmayacaksa nispeti düşürülüp tevkifat oranı binde 5 olarak uygulanmalı. 2.000 TL. gibi bir tutar tevkifattan istisna tutulabilir. Bu şekilde hiç vergilendirilmeyen kazançlarda vergilendirilmiş olacaktır.<br />
<br />
2- Ziyaa uğratılan vergi dolayısıyla birkaç çeşit ceza mevcut olup burada da sadelik sağlanmalıdır. Gecikme faizi tek başına zaten bir ceza mahiyetinde olup uzlaşması veya indirimi mümkün değildir. Hem gecikme faizi, hem vergi zıyaı cezası ikisinin bir arada uygulanmasının hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyoruz. Yargıtay 12.hukuk Dairesinin bir kararında gecikme zammının da bir ceza olarak nitelendirilebileceği ifade edilmiş olup gecikme faizi ile gecikme zammı uygulama zamanı dışında aynı matrahlara uygulanmakta ve aynı nispeti ihtiva etmektedir. Kaçakçılık suçunu gerektiren fiillere verilecek cezanın mahkemelerce hüküm olunması sağlanmalı, idarece vergi zıyaı cezası kesilmesine son verilmelidir.<br />
<br />
3- Muhasebe sisteminde tekdüzelik sağlanarak kesilen faturanın hangi firmaya kesilmişse anında ilgili firma kayıtlarına geçmesini sağlayacak otomasyon alt yapısı oluşturulmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mehmet ŞÖHRETOĞLU / Niksar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı <br />
Dünya<br />
<br />
<br />
2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara gelir gelmez ülkenin kalkınmasına yönelik hedeflerini, kısa, orta ve uzun vadeli olarak üçe ayırmıştı. Bu hedeflerine ulaşabilmek için de gerekli kaynak arayışına girmişti. İlk icraatı ise, ekonomiyi kilitlemiş durumda olan "nerden buldun yasası" olarak bilinen yasayı yürürlükten kaldırarak piyasaların önünü açmış oldu. Devamında vergi barışı kanununu çıkarmak suretiyle hem alınamayan alacakların tahsili hem de inceleme elemanı ve zaman yetersizliği nedeniyle incelenemeyen mükelleflerin matrah artırımı yaparak bir miktar daha vergi ödemek suretiyle hazineye sıcak para girişi sağlanmış oldu. Bu kanunla o zaman ki Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın ifadesiyle 4 katrilyon 700 milyar lira tahsilat yapılmış oldu.<br />
<br />
Tahakkuk eden vergi gelirlerinin tahsilat oranı uzun yıllar ortalamalarına bakılırsa %92'ler düzeyinde olduğu görülecektir. Bu yıl bu oranın %85 olduğunu basından öğrenmiş bulunuyoruz. Keza tahsil edilemeyen vergi tutarının 28 milyar TL (eski ifadeyle 28 katrilyon lira) olduğu da yine Hazine müsteşarlığı açıklamalarında mevcuttur.<br />
<br />
Mahkemelerde ( vergi, bölge idare ve Danıştay'da) biriken iş yükü nedeniyle, ihtilafa düşen kamu alacaklarına ilişkin davalar en erken üç yılda sonuçlanmaktadır.Vergi barışı kanunu ile bu olumsuzluklarda giderilecek, keza sürüncemedeki kamu alacakları da tahsil edilmiş olacaktır.<br />
<br />
2003 yılında çıkarılan vergi barışı kanunu yeniden 2005 ila 2009 yıllarını kapsayacak şekilde gecikmeden çıkarılırsa alınamayan bu alacakların en kötü ihtimalle %70'inin tahsil edilebileceğini tahmin ediyoruz. Keza matrah artırımı uygulamasıyla da ek gelir artışı ile birlikte yaklaşık 25 Milyar TL hazineye para girişi sağlanabileceğini umuyoruz. IMF den borç almak yerine kendi iç kaynaklarımıza dönmenin tam zamanı diye düşünüyoruz.<br />
<br />
Bundan sonraki dönemler için ise, mükelleflere kendiliklerinden matrah artırımı yapmaları halinde gelir vergisi mükellefleri için, gelir vergisi kanununun vergi nispetlerini gösterir 103.maddesindeki ilk diliminde yer alan nispet üzerinden, kurumlar vergisi mükellefleri için ise uygulanan nispetin %50 si oranıyla vergilendirilmek suretiyle önünün açılmasına imkan tanınmalıdır. Zira aylar veya yıllar sonra ellerinde olmayan sebeplerle vergi ziya'na sebebiyet verildiğinin anlaşılması hali ile karşılaşılabilmektedir. Böyle bir durumda iyi niyetli mükellefleri korumak adına böyle bir düzenlemenin uygun olacağını düşünüyoruz. Her ne kadar vergi usul kanununun 371.maddesi pişmanlık hükümlerine ihtiva etmekte ise de vergi yükünün yüksekliği nedeniyle çok fazla tercih edilen bir uygulama olmadığı görülmektedir.<br />
<br />
Vergi kayıp ve kaçağının önlenmesine ve verginin tabana yayılmasına yönelik önerilerimiz ise şöyledir:<br />
<br />
1- Geçici vergi kaldırılarak bankalarda işlem gören çek, senet, havale, ve diğer ödemelerden lehine işlem yapılan ödenecek gelir ve kurumlar vergilerine mahsup edilmek üzere %1 vergi kesilmesi, geçici vergi tamamen kaldırılmayacaksa nispeti düşürülüp tevkifat oranı binde 5 olarak uygulanmalı. 2.000 TL. gibi bir tutar tevkifattan istisna tutulabilir. Bu şekilde hiç vergilendirilmeyen kazançlarda vergilendirilmiş olacaktır.<br />
<br />
2- Ziyaa uğratılan vergi dolayısıyla birkaç çeşit ceza mevcut olup burada da sadelik sağlanmalıdır. Gecikme faizi tek başına zaten bir ceza mahiyetinde olup uzlaşması veya indirimi mümkün değildir. Hem gecikme faizi, hem vergi zıyaı cezası ikisinin bir arada uygulanmasının hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyoruz. Yargıtay 12.hukuk Dairesinin bir kararında gecikme zammının da bir ceza olarak nitelendirilebileceği ifade edilmiş olup gecikme faizi ile gecikme zammı uygulama zamanı dışında aynı matrahlara uygulanmakta ve aynı nispeti ihtiva etmektedir. Kaçakçılık suçunu gerektiren fiillere verilecek cezanın mahkemelerce hüküm olunması sağlanmalı, idarece vergi zıyaı cezası kesilmesine son verilmelidir.<br />
<br />
3- Muhasebe sisteminde tekdüzelik sağlanarak kesilen faturanın hangi firmaya kesilmişse anında ilgili firma kayıtlarına geçmesini sağlayacak otomasyon alt yapısı oluşturulmalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tam mükellef gerçek kişilerce 2009 takvim yılında elde edilen gelirlerin beyanı]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-Tam-mukellef-gercek-kisilerce-2009-takvim-yilinda-elde-edilen-gelirlerin-beyani</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:46:50 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-Tam-mukellef-gercek-kisilerce-2009-takvim-yilinda-elde-edilen-gelirlerin-beyani</guid>
			<description><![CDATA[Bilindiği üzere; mart ayı vergi mükellefi gerçek kişiler için, bir önceki yıl elde etmiş oldukları gelirlerin beyan edileceği aydır. Beyan edilecek gelirleri olanlar mart ayının 25'inci günü akşamına kadar beyannamelerini verecekler ve ödemeleri gereken gelir vergisini mart ve temmuz ayında 2 eşit taksitte ödeyeceklerdir. Bu yazımızda, hangi tür gelirlerin ne şekilde beyan edileceği konusu ele alınacak ve özellikle menkul sermaye iratlarına (mevduat faizleri, kar payı, repo gelirleri, devlet tahvili ve hazine bonosu faizleri gibi) ilişkin açıklamalarımıza yer verilecektir.<br />
<br />
I-Gelirlerin toplanması ve yıllık beyannameyle beyanı<br />
<br />
Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK)  85'inci maddesi hükmü uyarınca; mükelleflerin, GVK'nın 2'inci maddesinde yazılı kaynaklardan (Ticari kazançlar, zirai kazançlar, serbest meslek kazançları, ücretler, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları, diğer kazanç ve iratlar) bir takvim yılı içinde gerek Türkiye içinde gerekse yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratları için, Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname vermeleri ve beyanı gereken gelirleri yıllık beyannamede toplamaları zorunludur. <br />
<br />
Defter tutmak zorunda olan ve gerçek usulde vergilendirilen, tacirler ile çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zırai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname vermek zorundadırlar. Tasfiye halinde bulunanlar da dahil olmak üzere, kollektif şirket ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortaklarının kazançları için de tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir. <br />
<br />
Gerçek kişilerin elde ettikleri gelirlerin vergilendirilmesinde yukarıda belirtildiği gibi, tüm gelirlerin yıllık beyannamede toplanarak beyan edilmesi esas olmakla birlikte, Gelir Vergisi Kanununun 86'ncı maddesinde hüküm altına alındığı üzere, bazı gelirler için yıllık beyanname verilmez ve/veya diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde bu gelirler yıllık beyannameye dahil edilmez.<br />
<br />
Buna göre; tam mükellef gerçek kişilerin 2009 yılında elde ettiği aşağıdaki gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle yıllık beyanname veriliyor olsa bile bu gelirler anılan beyannameye dahil edilmez. Başka bir deyişle, bu gelirler hiç beyan edilmez:<br />
<br />
a) Gerçek usulde (defter tutmak suretiyle) vergilendirilmeyen zirai kazançlar (zirai kazançlar esas itibariyle, stopaj suretiyle vergilendirilir ve ekili alan, ağaç sayısı, metre kare büyüklük, adet gibi Kanunda belirtilen belli büyüklüklerin altında kalındığı takdirde, bu kazançlar için defter tutulmaz ve ayrıca beyanname verilmez),<br />
<br />
b) Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından<br />
<br />
i. 10 yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
ii. 10 yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla beraber bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile diğer sandık ve sigortalardan on yıl süreyle prim ve aidat ödeyenlere ve vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
ii. Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
c) Kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısımları,<br />
<br />
d) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler, (birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi halinde birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamı 22.000 TL'yi aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)<br />
<br />
e) Vergiye tabi gelir toplamının ((a), (b), &copy; ve (d) bentlerinde belirtilenler hariç) 22.000 TL'yi aşmaması koşuluyla, Türkiye'de tevkifata tabi tutulmuş olan, <br />
<br />
- birden fazla işverenden elde edilen ücretler,<br />
<br />
- menkul sermaye iratları,<br />
<br />
- gayrimenkul sermaye iratları,<br />
<br />
f) Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 1.070 TL'yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları,<br />
<br />
II- Tam mükellef gerçek kişilerin beyan etmeleri gereken gelirlerin belirlenmesinde dikkate alınacak unsurlar<br />
<br />
Beyan edilecek gelirlerin belirlenmesinde dikkate alınacak bazı hususlar, aşağıda, gelir unsurları itibariyle ayrı ayrı özetlenmektedir:<br />
<br />
1- Gerçek usulde vergilendirilen ticari ve zirai kazançlarla serbest meslek kazançları :<br />
<br />
Yukarıda (I) nolu bölümde de açıklandığı üzere, defter tutulmak suretiyle gerçek usulde tespit edilen bu kazançlar için, bu faaliyetlerden zarar doğmuş olsa dahi beyanname verilmesi zorunludur. <br />
<br />
2- Ücret kazançları :<br />
<br />
Tam mükellef gerçek kişiler tevkif yoluyla vergilendirilmiş, tek işverenden alınan ücretleri için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerdir. Birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi durumunda, birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamının, 2009 yılı gelirleri için 22.000 TL'yi aşması halinde birinci işverenden alınan da dahil olmak üzere, ücret gelirlerinin tamamı beyan edilecektir.<br />
<br />
Birden fazla işverenden ücret alınması halinde, birinci işverenden alınan ücretin hangisi olacağı serbestçe belirlenebilecektir. <br />
<br />
Tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirleri (GVK'nın 64'üncü maddesinde yer alan diğer ücretler hariç) için tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir. <br />
<br />
3- Gayrimenkul sermaye iratları (Kira gelirleri) :<br />
<br />
GVK'nın 70'inci maddesinde yazılı mal ve hakların (Arazi<br />
<br />
bina, haklar, motorlu taşıtlar vs.) kiraya verilmesinden elde edilen gelirler<br />
<br />
"gayrimenkul sermaye iradı" olarak adlandırılmakta olup, bunların beyan ve vergilendirilmesine ilişkin açıklamalarımız geçen haftaki yazımızda yer almıştır. <br />
<br />
4- Menkul sermaye iratları:<br />
<br />
Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile<br />
<br />
temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde edilen kar payı, faiz,<br />
<br />
kira ve benzeri iratlar "menkul sermaye iradı"dır.<br />
<br />
2009 yılında elde edilen menkul sermaye iratlarının bir kısmı tutarı ne olursa olsun, bir kısmı ise elde edilen gelirin belirli bir tutarı aşmaması halinde yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir. <br />
<br />
4.1. Tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek menkul sermaye iratları <br />
<br />
Aşağıda belirtilen gelirler tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek olup, diğer gelirler nedeniyle verilen beyannameye de dahil edilmeyecektir. <br />
<br />
1. GVK'nın geçici 67'nci maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan, <br />
<br />
- Mevduat faizleri, <br />
<br />
- Özel finans kurumlarınca kar ve zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları, <br />
<br />
- Repo gelirleri, <br />
<br />
2. 07 / 10 / 2001 tarihinden itibaren düzenlenen şahıs sigorta poliçeleri dolayısıyla elde edilen ve yukarıdaki (I) nolu bölümün (b) bendinde sayılan menkul sermaye iratları(bireysel emeklilikle ilgili menkul sermaye iratları). <br />
<br />
3. Kurumlar vergisi mükelleflerinin 31/12/1998 ve daha önceki tarihlerde sona eren hesap dönemlerinde elde ettikleri kazançlarının dağıtımı halinde, gerçek kişilerce elde edilen kar payları. <br />
<br />
4. Kurumların karlarını sermayeye eklemek suretiyle gerçekleştirdikleri kar dağıtım işlemlerinde gerçek kişi ortaklarca elde edilen kar payları. <br />
<br />
5. GVK'nın geçici 67'nci maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan 01.01.2006 tarihinden sonra ihraç edilmiş devlet tahvili, hazine bonosu faiz gelirleri. (Eurobondlar ise GVK geçici 67. madde kapsamına girmediği için, bunlardan elde edilen faiz gelirleri 22.000 TL'lik sınırı aşmışsa beyan edilecektir.)<br />
<br />
4.2. Belirli bir tutarı aşmaması halinde beyan edilmeyecek olan menkul sermaye iratları<br />
<br />
a- 22.000 TL'yi aşmaması halinde beyan edilmeyecek menkul sermaye iratları <br />
<br />
Türkiye'de tevkif yoluyla vergilendirilmiş olan(kesinti oranı sıfır olarak belirlenmiş olanlar dahil) ve 22.000 TL'yi aşmayan aşağıda belirtilen menkul sermaye iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir. <br />
<br />
- 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler. <br />
<br />
- Tam mükellef kurumlardan elde edilen kar payları.                                        <br />
<br />
Elde edilen gelirin 22.000 TTL'yi halinde bu gelirlerin tamamı yıllık beyanname ile beyan edilecektir. <br />
<br />
Menkul sermaye iratları toplamının 22.000 TL'yi aşıp aşmadığının tespitinde; indirim oranı uygulanabilecek menkul sermaye iratlarının, indirim oranı uygulandıktan sonra kalan kısımlarının dikkate alınması, bu iratların beyan edilmesinin gerektiği durumlarda ise indirim oranı uygulandıktan sonra kalan kısımlarının beyan edilmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Yukarıda belirtilen gelirlerden, 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri (Dövize, altına veya başka bir değere endeksli olanlar ile döviz cinsinden ihraç edilenler hariç) %16.7 indirim oranı uygulamasından yararlanmaktadır. Bu gelirlerden indirim düşülecek ve kalan tutar, başka gelir yoksa, 22 bin TL'yi aşıyor ise beyan edilecektir. <br />
<br />
Bilindiği üzere, gerçek kişilerce, tam mükellef kurumlardan elde edilen kar paylarının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutar vergiye tabi gelir olarak dikkate alınacaktır. Beyana tabi başka gelirlerin bulunmaması halinde, istisna düşüldükten sonra kalan gelir 22 bin TL'yi aşıyor ise beyan edilecektir. <br />
<br />
Beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, kurum bünyesinde karın dağıtımı aşamasında yapılan vergi kesintisinin tamamı mahsup edilecektir. <br />
<br />
Öte yandan, tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek olan ve yukarda 4.1. bölümde belirtilen menkul sermaye iratları, beyan sınırı olan 22 bin TL'lik haddin hesabında dikkate alınmayacaktır. <br />
<br />
Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 1.070 TL'yi aşmayan, tevkifat ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul sermaye iratları için de yıllık beyanname verilmeyecektir. <br />
<br />
Vergi tevkifatına tabi tutulmuş menkul sermaye iratları ile tevkifata tabi tutulmamış menkul sermaye iratlarının birlikte elde edilmesi halinde, 22 bin TL'lik haddin hesabında toplam tutar dikkate alınacaktır. <br />
<br />
5- Diğer kazanç ve iratlar:<br />
<br />
Diğer kazanç ve iratlar GVK'da "değer artış kazançları" ve "arızı kazançlar" olarak iki gruba ayrılmıştır.<br />
<br />
Tam mükellef gerçek kişiler, istisna tutarını geçen diğer kazanç ve iratlarını yıllık beyanname ile beyan etmek zorundadırlar. 2009 yılına ilişkin istisna tutarı değer artışı kazançları için 7.600 TL (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar için bu istisna uygulanmaz), arızi kazançlar için 17.900 TL'dir. <br />
<br />
GVK'da 2009 yılında elde edilen değer artış kazançlarına ilişkin hükümlerden, önem arz eden ve daha çok menkul kıymetlerin elden çıkarılması halinde elde edilen gelirlerle ilgili olarak özetle vurgulanması gereken hususlar şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
- Türkiye'de kurulu menkul kıymet borsalarında işlem gören hisse senetlerinin iktisap tarihinden itibaren 1 yıl geçtikten sonra, tam mükellef diğer kurumlara ait olan hisse senetlerinin ise iktisap tarihinden itibaren 2 yıl geçtikten sonra satılması halinde elde edilecek gelir vergiye tabi değildir. Hisse senetlerinin iktisaptan evvel ya da İMKB'de işlem görenlerde iktisap tarihinden itibaren 1 yıl içinde, tam mükellef diğer kurumlara ait olanlarda ise iktisap tarihinden itibaren 2 yıl içinde satılması halinde ise oluşacak kazanç değer artış kazancı olarak vergilenecektir.<br />
<br />
(İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin iktisap tarihinden itibaren bir yıl içinde satılması halinde elde edilen gelir üzerinden işleme aracılık eden kurum tarafından vergi tevkifatı yapılmakta olup, bu gelirler daha sonra tekrar beyan edilmeyecek ya da başka gelirler nedeniyle verilecek beyannamelere dahil edilmeyecektir.)<br />
<br />
Ancak, ivazsız olarak elde edilmiş hisse senetleri (borsada işlem görsün görmesin) ise ne zaman satılırsa satılsın, elde edilen kazanç vergiye tabi değildir. <br />
<br />
- İvazsız olarak iktisap edilen menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları hariç, diğer menkul kıymetlerin elden çıkarılması halinde (elden çıkarma ne zaman olursa olsun) doğan kazançlar değer artışı kazancı olarak vergilenecektir. Ancak, GVK'nın geçici 67.maddesi kapsamında üzerinden vergi tevkifatı yapılmış olan menkul kıymet satış kazançları ayrıca beyan edilmeyecek veya diğer gelirler nedeniyle verilecek beyannameye dahil edilmeyecektir.<br />
<br />
- İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) gayrimenkullerin ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl (01.01.2007'den önce iktisap edilmiş olanlar için dört yıl) içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar vergiye tabidir.<br />
<br />
- Menkul malların elden çıkarılmasından doğan değer artışı kazançlarının tespitinde iktisap bedeli esastır. Ancak iktisap bedeli, diğer mal ve hakların elden çıkarılmasında olduğu gibi, elden çıkarılan ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında arttırılarak tespit edilir. Ancak, bu artışın yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması gerekir.<br />
<br />
Akif AKARCA / Dr.Mehmet ŞAFAK <br />
Dünya]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilindiği üzere; mart ayı vergi mükellefi gerçek kişiler için, bir önceki yıl elde etmiş oldukları gelirlerin beyan edileceği aydır. Beyan edilecek gelirleri olanlar mart ayının 25'inci günü akşamına kadar beyannamelerini verecekler ve ödemeleri gereken gelir vergisini mart ve temmuz ayında 2 eşit taksitte ödeyeceklerdir. Bu yazımızda, hangi tür gelirlerin ne şekilde beyan edileceği konusu ele alınacak ve özellikle menkul sermaye iratlarına (mevduat faizleri, kar payı, repo gelirleri, devlet tahvili ve hazine bonosu faizleri gibi) ilişkin açıklamalarımıza yer verilecektir.<br />
<br />
I-Gelirlerin toplanması ve yıllık beyannameyle beyanı<br />
<br />
Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK)  85'inci maddesi hükmü uyarınca; mükelleflerin, GVK'nın 2'inci maddesinde yazılı kaynaklardan (Ticari kazançlar, zirai kazançlar, serbest meslek kazançları, ücretler, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları, diğer kazanç ve iratlar) bir takvim yılı içinde gerek Türkiye içinde gerekse yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratları için, Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname vermeleri ve beyanı gereken gelirleri yıllık beyannamede toplamaları zorunludur. <br />
<br />
Defter tutmak zorunda olan ve gerçek usulde vergilendirilen, tacirler ile çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zırai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname vermek zorundadırlar. Tasfiye halinde bulunanlar da dahil olmak üzere, kollektif şirket ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortaklarının kazançları için de tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir. <br />
<br />
Gerçek kişilerin elde ettikleri gelirlerin vergilendirilmesinde yukarıda belirtildiği gibi, tüm gelirlerin yıllık beyannamede toplanarak beyan edilmesi esas olmakla birlikte, Gelir Vergisi Kanununun 86'ncı maddesinde hüküm altına alındığı üzere, bazı gelirler için yıllık beyanname verilmez ve/veya diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde bu gelirler yıllık beyannameye dahil edilmez.<br />
<br />
Buna göre; tam mükellef gerçek kişilerin 2009 yılında elde ettiği aşağıdaki gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle yıllık beyanname veriliyor olsa bile bu gelirler anılan beyannameye dahil edilmez. Başka bir deyişle, bu gelirler hiç beyan edilmez:<br />
<br />
a) Gerçek usulde (defter tutmak suretiyle) vergilendirilmeyen zirai kazançlar (zirai kazançlar esas itibariyle, stopaj suretiyle vergilendirilir ve ekili alan, ağaç sayısı, metre kare büyüklük, adet gibi Kanunda belirtilen belli büyüklüklerin altında kalındığı takdirde, bu kazançlar için defter tutulmaz ve ayrıca beyanname verilmez),<br />
<br />
b) Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından<br />
<br />
i. 10 yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
ii. 10 yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla beraber bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile diğer sandık ve sigortalardan on yıl süreyle prim ve aidat ödeyenlere ve vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
ii. Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,<br />
<br />
c) Kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısımları,<br />
<br />
d) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler, (birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi halinde birden sonraki işverenlerden elde edilen ücretlerin toplamı 22.000 TL'yi aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)<br />
<br />
e) Vergiye tabi gelir toplamının ((a), (b), &copy; ve (d) bentlerinde belirtilenler hariç) 22.000 TL'yi aşmaması koşuluyla, Türkiye'de tevkifata tabi tutulmuş olan, <br />
<br />
- birden fazla işverenden elde edilen ücretler,<br />
<br />
- menkul sermaye iratları,<br />
<br />
- gayrimenkul sermaye iratları,<br />
<br />
f) Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 1.070 TL'yi aşmayan, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları,<br />
<br />
II- Tam mükellef gerçek kişilerin beyan etmeleri gereken gelirlerin belirlenmesinde dikkate alınacak unsurlar<br />
<br />
Beyan edilecek gelirlerin belirlenmesinde dikkate alınacak bazı hususlar, aşağıda, gelir unsurları itibariyle ayrı ayrı özetlenmektedir:<br />
<br />
1- Gerçek usulde vergilendirilen ticari ve zirai kazançlarla serbest meslek kazançları :<br />
<br />
Yukarıda (I) nolu bölümde de açıklandığı üzere, defter tutulmak suretiyle gerçek usulde tespit edilen bu kazançlar için, bu faaliyetlerden zarar doğmuş olsa dahi beyanname verilmesi zorunludur. <br />
<br />
2- Ücret kazançları :<br />
<br />
Tam mükellef gerçek kişiler tevkif yoluyla vergilendirilmiş, tek işverenden alınan ücretleri için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerdir. Birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi durumunda, birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamının, 2009 yılı gelirleri için 22.000 TL'yi aşması halinde birinci işverenden alınan da dahil olmak üzere, ücret gelirlerinin tamamı beyan edilecektir.<br />
<br />
Birden fazla işverenden ücret alınması halinde, birinci işverenden alınan ücretin hangisi olacağı serbestçe belirlenebilecektir. <br />
<br />
Tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirleri (GVK'nın 64'üncü maddesinde yer alan diğer ücretler hariç) için tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir. <br />
<br />
3- Gayrimenkul sermaye iratları (Kira gelirleri) :<br />
<br />
GVK'nın 70'inci maddesinde yazılı mal ve hakların (Arazi<br />
<br />
bina, haklar, motorlu taşıtlar vs.) kiraya verilmesinden elde edilen gelirler<br />
<br />
"gayrimenkul sermaye iradı" olarak adlandırılmakta olup, bunların beyan ve vergilendirilmesine ilişkin açıklamalarımız geçen haftaki yazımızda yer almıştır. <br />
<br />
4- Menkul sermaye iratları:<br />
<br />
Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile<br />
<br />
temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde edilen kar payı, faiz,<br />
<br />
kira ve benzeri iratlar "menkul sermaye iradı"dır.<br />
<br />
2009 yılında elde edilen menkul sermaye iratlarının bir kısmı tutarı ne olursa olsun, bir kısmı ise elde edilen gelirin belirli bir tutarı aşmaması halinde yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir. <br />
<br />
4.1. Tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek menkul sermaye iratları <br />
<br />
Aşağıda belirtilen gelirler tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek olup, diğer gelirler nedeniyle verilen beyannameye de dahil edilmeyecektir. <br />
<br />
1. GVK'nın geçici 67'nci maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan, <br />
<br />
- Mevduat faizleri, <br />
<br />
- Özel finans kurumlarınca kar ve zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları, <br />
<br />
- Repo gelirleri, <br />
<br />
2. 07 / 10 / 2001 tarihinden itibaren düzenlenen şahıs sigorta poliçeleri dolayısıyla elde edilen ve yukarıdaki (I) nolu bölümün (b) bendinde sayılan menkul sermaye iratları(bireysel emeklilikle ilgili menkul sermaye iratları). <br />
<br />
3. Kurumlar vergisi mükelleflerinin 31/12/1998 ve daha önceki tarihlerde sona eren hesap dönemlerinde elde ettikleri kazançlarının dağıtımı halinde, gerçek kişilerce elde edilen kar payları. <br />
<br />
4. Kurumların karlarını sermayeye eklemek suretiyle gerçekleştirdikleri kar dağıtım işlemlerinde gerçek kişi ortaklarca elde edilen kar payları. <br />
<br />
5. GVK'nın geçici 67'nci maddesi kapsamında vergi kesintisine tabi tutulmuş olan 01.01.2006 tarihinden sonra ihraç edilmiş devlet tahvili, hazine bonosu faiz gelirleri. (Eurobondlar ise GVK geçici 67. madde kapsamına girmediği için, bunlardan elde edilen faiz gelirleri 22.000 TL'lik sınırı aşmışsa beyan edilecektir.)<br />
<br />
4.2. Belirli bir tutarı aşmaması halinde beyan edilmeyecek olan menkul sermaye iratları<br />
<br />
a- 22.000 TL'yi aşmaması halinde beyan edilmeyecek menkul sermaye iratları <br />
<br />
Türkiye'de tevkif yoluyla vergilendirilmiş olan(kesinti oranı sıfır olarak belirlenmiş olanlar dahil) ve 22.000 TL'yi aşmayan aşağıda belirtilen menkul sermaye iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir. <br />
<br />
- 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler. <br />
<br />
- Tam mükellef kurumlardan elde edilen kar payları.                                        <br />
<br />
Elde edilen gelirin 22.000 TTL'yi halinde bu gelirlerin tamamı yıllık beyanname ile beyan edilecektir. <br />
<br />
Menkul sermaye iratları toplamının 22.000 TL'yi aşıp aşmadığının tespitinde; indirim oranı uygulanabilecek menkul sermaye iratlarının, indirim oranı uygulandıktan sonra kalan kısımlarının dikkate alınması, bu iratların beyan edilmesinin gerektiği durumlarda ise indirim oranı uygulandıktan sonra kalan kısımlarının beyan edilmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Yukarıda belirtilen gelirlerden, 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri (Dövize, altına veya başka bir değere endeksli olanlar ile döviz cinsinden ihraç edilenler hariç) %16.7 indirim oranı uygulamasından yararlanmaktadır. Bu gelirlerden indirim düşülecek ve kalan tutar, başka gelir yoksa, 22 bin TL'yi aşıyor ise beyan edilecektir. <br />
<br />
Bilindiği üzere, gerçek kişilerce, tam mükellef kurumlardan elde edilen kar paylarının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutar vergiye tabi gelir olarak dikkate alınacaktır. Beyana tabi başka gelirlerin bulunmaması halinde, istisna düşüldükten sonra kalan gelir 22 bin TL'yi aşıyor ise beyan edilecektir. <br />
<br />
Beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, kurum bünyesinde karın dağıtımı aşamasında yapılan vergi kesintisinin tamamı mahsup edilecektir. <br />
<br />
Öte yandan, tutarı ne olursa olsun beyan edilmeyecek olan ve yukarda 4.1. bölümde belirtilen menkul sermaye iratları, beyan sınırı olan 22 bin TL'lik haddin hesabında dikkate alınmayacaktır. <br />
<br />
Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 1.070 TL'yi aşmayan, tevkifat ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul sermaye iratları için de yıllık beyanname verilmeyecektir. <br />
<br />
Vergi tevkifatına tabi tutulmuş menkul sermaye iratları ile tevkifata tabi tutulmamış menkul sermaye iratlarının birlikte elde edilmesi halinde, 22 bin TL'lik haddin hesabında toplam tutar dikkate alınacaktır. <br />
<br />
5- Diğer kazanç ve iratlar:<br />
<br />
Diğer kazanç ve iratlar GVK'da "değer artış kazançları" ve "arızı kazançlar" olarak iki gruba ayrılmıştır.<br />
<br />
Tam mükellef gerçek kişiler, istisna tutarını geçen diğer kazanç ve iratlarını yıllık beyanname ile beyan etmek zorundadırlar. 2009 yılına ilişkin istisna tutarı değer artışı kazançları için 7.600 TL (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar için bu istisna uygulanmaz), arızi kazançlar için 17.900 TL'dir. <br />
<br />
GVK'da 2009 yılında elde edilen değer artış kazançlarına ilişkin hükümlerden, önem arz eden ve daha çok menkul kıymetlerin elden çıkarılması halinde elde edilen gelirlerle ilgili olarak özetle vurgulanması gereken hususlar şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
- Türkiye'de kurulu menkul kıymet borsalarında işlem gören hisse senetlerinin iktisap tarihinden itibaren 1 yıl geçtikten sonra, tam mükellef diğer kurumlara ait olan hisse senetlerinin ise iktisap tarihinden itibaren 2 yıl geçtikten sonra satılması halinde elde edilecek gelir vergiye tabi değildir. Hisse senetlerinin iktisaptan evvel ya da İMKB'de işlem görenlerde iktisap tarihinden itibaren 1 yıl içinde, tam mükellef diğer kurumlara ait olanlarda ise iktisap tarihinden itibaren 2 yıl içinde satılması halinde ise oluşacak kazanç değer artış kazancı olarak vergilenecektir.<br />
<br />
(İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin iktisap tarihinden itibaren bir yıl içinde satılması halinde elde edilen gelir üzerinden işleme aracılık eden kurum tarafından vergi tevkifatı yapılmakta olup, bu gelirler daha sonra tekrar beyan edilmeyecek ya da başka gelirler nedeniyle verilecek beyannamelere dahil edilmeyecektir.)<br />
<br />
Ancak, ivazsız olarak elde edilmiş hisse senetleri (borsada işlem görsün görmesin) ise ne zaman satılırsa satılsın, elde edilen kazanç vergiye tabi değildir. <br />
<br />
- İvazsız olarak iktisap edilen menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları hariç, diğer menkul kıymetlerin elden çıkarılması halinde (elden çıkarma ne zaman olursa olsun) doğan kazançlar değer artışı kazancı olarak vergilenecektir. Ancak, GVK'nın geçici 67.maddesi kapsamında üzerinden vergi tevkifatı yapılmış olan menkul kıymet satış kazançları ayrıca beyan edilmeyecek veya diğer gelirler nedeniyle verilecek beyannameye dahil edilmeyecektir.<br />
<br />
- İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) gayrimenkullerin ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl (01.01.2007'den önce iktisap edilmiş olanlar için dört yıl) içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar vergiye tabidir.<br />
<br />
- Menkul malların elden çıkarılmasından doğan değer artışı kazançlarının tespitinde iktisap bedeli esastır. Ancak iktisap bedeli, diğer mal ve hakların elden çıkarılmasında olduğu gibi, elden çıkarılan ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında arttırılarak tespit edilir. Ancak, bu artışın yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması gerekir.<br />
<br />
Akif AKARCA / Dr.Mehmet ŞAFAK <br />
Dünya]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETTEKİ KARARLAR]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-ANONIM-SIRKETTEKI-KARARLAR</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:42:20 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-ANONIM-SIRKETTEKI-KARARLAR</guid>
			<description><![CDATA[Anonim şirkette müdür yetkisi ve imza yetkisi değişiklikleri olmuştur. Bunun için tescil ilan ettirmekmi gerekir. Yoksa genel kurulu bekleyip burada yayınlatmamız mı gerekir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anonim şirkette müdür yetkisi ve imza yetkisi değişiklikleri olmuştur. Bunun için tescil ilan ettirmekmi gerekir. Yoksa genel kurulu bekleyip burada yayınlatmamız mı gerekir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ŞİRKET MÜDÜRÜNE HUZUR HAKKI VERİLMESİ]]></title>
			<link>http://www.huseyinust.com/Thread-SIRKET-MUDURUNE-HUZUR-HAKKI-VERILMESI</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:41:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.huseyinust.com/Thread-SIRKET-MUDURUNE-HUZUR-HAKKI-VERILMESI</guid>
			<description><![CDATA[Şirket müdürüne huzur hakkı verebilmemiz için ne yapmamız gerekir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şirket müdürüne huzur hakkı verebilmemiz için ne yapmamız gerekir.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>